Yok öyle bir Cennet, cehennem!
Günaydın Can-Canlarım; Bugün VOLTAİRE ile başlamak istiyorum ne dersiniz? Bakın ne demiş ünlü filozof: **Sıradan hırsız, paranızı, bisikletinizi, cüzdanınızı çalar. Politik hırsız ise, geleceğinizi, hayallerinizi, bileğinizi, eğitiminizi, sağlığınızı, gülümsemenizi çalar. İkisi arasındaki fark, sıradan hırsız, sizi seçer, politik hırsızı ise, siz seçersiniz...**
...yaslanın yaslanın Allah aşkı için arkanıza da,
düşünün böyle güzel bir hakikati, başımıza, kendimiz seçerek getirerek yediğimiz nanelerin gittikçe genişleyen harelerini hissedin!!! hayatınız boyunca, kötü ambalaj içinde, cicili-bicili, albenisi çok seçimlerin, hayatınızda açtığı çukurları bir seyredin, düşlerinizin nasıl çalındığını, ambalajların paketleri söküldükçe, seçtiğiniz adamların nasıl aldatmaca olduğunu, riyakâr ve üç kağıtçı, senin rızanla seçilip, hayallerinizi nasıl çaldığını, umutlarınızı nasıl söndürdüklerini tüm çıplaklıklarıyla görün...haklısınız, 'hiç mi iyisi yoktu yahu?' diyorsunuz. Vardı kurban, olma mı? Ama, ya, suikasta kurban gittiler, ya da, sahte belgelerin, hakikilerini nasıl ekarte ettiklerini, özellikle karar merciine getirilen satılmışların, senin hayallerini, geleceğini nasıl çaldıklarını, ya evde, ya da parmaklıklar arasında kara kara düşün...bence hiç düşünme de! Çünkü sen sahteyle hakikati birbirinden ayıramıyorsun. Ya da ayırarak ayıklamaya çalışıyorsun ama gel gör ki bunlar hokkabaz kurban! Fırladıkları kutudan; ''ce-e, ya da bööö'' diye fırlayıp, yine kutuya giriyorlar. Tani sen onları yok edemiyorsun. Arkalarına dayandıkları her neise, senin iradenden daha baskın ve kuvvetli...Bu ne manaya geliyor peki? Çok basit! Biz, aldatılanlar, bu aldatmacaların farkına varamayacak kadar uyutulup, salak sepelek ortalarda dolaşıp, tuz diyenin ardından hıyarla koşturmaya devam ederken, onlar gözümüzün üzerindeki sürmeyi çalıyorlar...yalnız onunla kalsalar?? Hayallerimizi, geleceğimizi, umutlarımızı kemire kemire yok ediyorlar...bu arada üzerindeki kıyafetle gelip, Hârûn olarak çıkıyorlar karşımıza. Bu arada sen o kadar küçülmüşsün ki, esamen bile okunmuyor, bir dahaki seçim propagandalarına kadar...Koyun milletiz vesselam! Acı, çok acı, ama gerçek bre kurban!!
***Ah Türkiyem! Üç tarafı sahillerle, iç tarafı cahillerle çevrili güzel ülkem!(sözün kime ait olduğunu bilmiyorum, ancak o kadar hakikatin aynası ki, benimsememek imkansız! Her kim düşünerek dile getirdiyse, aklıyla bin yaşasın!)...Cehalet, başımızdaki en büyük düşman...içten içe kemirerek, doldurarak öyle bir güzel dokuyor ki benimseyeni, adeta gözlerine perde çekilerek, hakikatleri görerek, fark ederek, hissederek yaşamalarına imkan vermiyor. Zira o perdedeki vaatler o kadar cazip, bir o kadar da benimseniyor ki, dünyayı, kendi gözlerinle değil 'o'nun gözleriyle görüyorsun artık. Onun sana 'ak' dediğini, senin 'kara' görmen o kadar benliğine işleniyor ki, göz göre göre inkar ediyorsun kendini, benliğini, yutturulan bilgileri...Çünkü senin beynin yıkanmış, kendi kendine düşünüp karar veremiyorsun gördüğün çıplak doğruları. Sadece hocalarının sözleriyle görüyorsun...uyuşturulmuş, kandırılmış, başkalaştırılmış bir ulus olmaya devam ediyorsun. Cehaletin, ileriyi görmene mani! Çünkü doğrular ve hakikatler sana yanlış, ve hayal olarak belletilmiş. Seçtiğin idareci, sana hakikatleri çıplakça anlatmıyor, kandırıyor, yoktan var etmeye çalışmış duayenlerimizi, yok saydırıyor, sadece onların sözlerine ikna olman için seni narkozlamaya devam ediyor. Sen zaten daha ayık değil, önceki narkozun etkisi altındasın, sana vaat edilen cennet ve hurilerin özlemi içindesin...Yok öyle bir Cennet, cehennem! Hepsini burada yaşıyoruz. O vaatler, çok eskilerde, insanların ahlakına, iyi form verebilmek için, taa evvel ezel yakıştırılanlar! Cennet de Cehennem de burada! Sen cehaletinle, hayatında bir nebze düzelme olduysa kendine cennetin vaat edildiğini var sayarak yaşıyorsun, ama biz biraz okumuş ve aydınlık mertebesinin sınırlarını geçmiş olanların, şu an yaşadığın hayatın içinde arıyoruz o Ütopik vaatleri...sen şimdi, o cehaletinle 'Ütopiği' de anlamadın dimi? Yani senin anladığın manada cennet...neyse bunlar senin anladığın şeyler değil, sen şimdi, beni de günahkar, zındık olarak adlandırırsın...nasıl istersen kurban, ben senin kurbanlığına, teslimiyetine alışmışım...alışmışım da, kendimdeki bu rehaveti, aldatılmayı, gözümün üzerindeki sürmenin, hayallerimin, dolayısıyla hayatımın çalınmasını affedemiyorum...yani ben ve benim gibi uyutulan akıllı geçinen eblehleri....
Yorumlar yükleniyor...