Karışma, insanların etlisine, sütlüsüne
Günaydın Can-Canlarım; Bu aralar sürekli paylaşımlardan veya 'büyük adam' olarak kabullendiklerimizin sözlerine takılıp üzerinde kendi duygu ve fikirlerimi söylemek adetim oldu. Hatta, geçen gün bir paylaşımımdan sonra, yakın arkadaşlarımdan mesajlar gelmeye başladı; 'seni kim kızdırdı böyle?' diye...
Beni kimsenin kızdırmasına gerek kalmadı canlar, kızdıranlardan uzaklaştım dedim ya! Büyükler(?) kızdırıyor, hatta delirtiyorlar, ama dokunulmazlıklarından dolayı, benim değnek oralara kadar uzanmaya muktedir değil...ben okuduğum şeyler üzerine fikir paylaşıyorum, emsaller vererek, ve bundan büyük bir haz duyuyorum. Bir nevi içimde kalmış olan kıyıya sıkışmış olanları dışarıya çıkartıyorum, ya da hepimizin ortak dertleri üzerine dertleşiyoruz.
Ne güzel demiş Mevlana:
***Kendine bak kendine, özüne, sözüne, benliğine. İlgilenme kimseyle. Kim ne yapmış, kim ne giymiş.
Bundan sana ne. Sen kendini besle bilgiyle, sevgiyle, şefkatle. Ancak o zaman ulaşırsın insan olmanın erdemine.*
Söz güzel, söz, kıymetli, söz öğretici, hatta uyarıcı. Ama gel gör ki, içimizde gemlemeye bir türlü başarılı olmayı beceremediğimiz, merak? Onu ne etçez? Her olayın ardından, her resim karesinin ardından, her lafın ardından, elma kurdu gibi kafasını uzatıp, ''no'lmuşşş'' diye soran kurdu nasıl frenleyeceğiz. Geçiniz! Bizler daha o kadar pişmedik! Hala, etrafta olan biten, hele hele kişilerin mahreminde olanlarla ilgileniriz, yalan yok! Boşluktan kurban, boşluktan! Hepimizin hazzetmediği bazı kişiler vardır elbet. Hele hele, anlatılan sözler, o şahıslarla ilgiliyse, daha da bir kulak kabartırız. Sevmediğimiz, hazzetmediğimiz için kendimizde onca hak görerek, hatta fark etmeden hafifçe başımızı bile 'eee, olacağı buydu!', kabilinden oynatırız...
Halbuki, Mevlana'nın buyurduğu gibi; sana ne? Sen insan olmanın yolunda tavsiyeler doğrultusunda ilerle, değil??(dün akşam 'Uzak Şehir' vardı ya, sözler hemen pelesenk, maşallah!).
Karışma, insanların etlisine, sütlüsüne. Bak hayattan aldığın derslerle, insan olmanın erdemine varmaya, kaç adımın kaldı? Ama yok! Adeta, boşluk dolduruyoruz böyle şeylere dikkatimizi verdikçe. Fark etmiyoruz ki, o cazibeler, bizi doğru yoldan ayırıyor, etrafımızdakilerin ve kendi fikirlerimizi örseliyor. Zaaflar, olgunlaşmadıkça, her duyduğumuza inanmak için varlar. Tabii ki, çok iyi tanıdığımız bir dostumuz için söylenecek olsa bu sözler, hemen kalkan oluruz, da, başkaları için, aslını-astarını bilmediklerimiz hatta negatif enerji yayacak mevzulara neden müdahil oluveririz???
Bu da insan olmanın dayanılmaz hafifliklerinden bir tanesi işte...
Yorumlar yükleniyor...