Çare var mı?
Günaydın Can-Canlarım; Benjamin Franklin, ne kadar haklıymış! Şu sözlerin güzelliğine bakar mısınız... **Hayattaki en trajik olay, çok erken yaşlanıyoruz, çok geç akıllanıyoruz.**
Doludizgin yaşarken, olayların sıralanmasıyla, zamanı yakalayamıyoruz. Oysa, o koşarak geçen zaman, gençliğimizin verdiği 'adam-sendecilikle', fark etmeden bizden çalınan dakikalar, saatler ve günlerdir. Başımızda esen kavak yelleri, her şeyi bir anda yaşayabilmek hırsı, aklımızı o kadar çeliyor ki, düşünme zahmetine katlanamıyoruz...O düşünce fasıllarını, hep sona saklıyoruz, sanki, zaman bizler için ayarlanmış gibi, yani sonra döner icabına bakarım kabilinden...A, benim her şeyi bir anda yaşayabilmek aculluğuna sahip egom!!! Zamanın kıymetini fark etmeden yaşamak hırsın yok mu? Başına ne gelirse ondan geliyor. Tutkuların, aklının seni dürtmesine aldırış ettirmiyor! 'Nasıl olsa hallederim', bağımlılığı, zamanında hareket etme akıllığını senden çalıyor, farkında değilsin. Sonra yumurta kapıya dayandığı zaman, fellik fellik ararsın!!
Ne güzel bir hayal ürünüdür değil mi o, zaman makinesi denilen hayali icat! İçine yerleştiğin ve hazır olduğun zaman bir düğmeğe basmakla istediğin zamana yumuşak iniş yapıyorsun. Kabinden çıktığın andan itibaren şaşkınlığın, memnuniyetin, yaşanmışlıkların tekrarını anlık da olsa yaşamanın verdiği kıymeti tartışılmaz huzur hissi...bazen pişmanlıklar da sıraya girmek için beklemedeler, ama sen sadece mutluluk yaşamaya geldin ya, seni dürten duyguları yine, o hiç vaz geçmedikleri olaya müdahil olmaktan geri kalmazlar. Yani, rahat ve huzur, zaman makinesiyle de tesis edilemiyor...
Maziyi, koşar adım, bir sonraki etabı görebilme merakıyla, geçmek, tabii ki, cevabı alınamamış soruların, beynini kurt gibi yemelere kadar verdiriyor, yoksa, durduk yerde pişmanlıklar neden yaşansın! Hırs, her zaman olduğu gibi düşünce terazisinin kefelerinin dengesini etkiliyor...işin kötüsü maddeyi bir şekilde, öyle veya böyle yakalarsın. Ama, manevi zenginliklerini ya hayatın akışı, ya da senin düşüncesizliklerin elinden alıyor. Akışı değiştirmek için çok kuvvetli bir karakter yapısına sahip olman lazım, direksiyon, ya da iplerin senin elinde, senin idarende olabileceği. Gel gör ki, zaaflar, her şeyi aynı anda sahiplenebilmek ve yaşamak hırsı, ne eşyanın ya da kişilerin tabiatında, ne de senin kabullenebileceğin gerçeklerin arasında yer almıyor...işte bunu anlayamamanın, zamanı gerektiği şekil ve yerde tutamamanın sıkıntıları, sonradan üzülmene yol açan senaryoları tekrar tekrar oynatıyor, akıl ekranında...Çare var mı? Yooo, sadece gemlenemez bir hırsla hayıflanarak, başkalarının günahını almak ve kendini haklı çıkartma yollarına başvurmak yapabildiğin yegane çözüm...faydası var mı? Eğer, hamlıktan bir nebze uzaklaşabildiysen, kendinde de kusur ve hata bulmak. Tabii, bunu da yapmaya egon izin verirse...
Yani, atasözümüze geldik yine değil mi; ''Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.'' Haydi, Yunus Emre gibi, ayağına aşınmaya dayanıklı olsun diye, demir çarıkları geçir, düş yollara, Mevla'nı aramak için...artık, Mevla mı, bela mı, bulmak daha olası? Bu sözün cevabını da sizler verin gayri....
Yorumlar yükleniyor...