Yaa, işte böyle kurban!
Günaydın Can-Canlarım; Sevgili ve aziz CAN YÜCEL! Meğer ne büyük bir cevhermişsiniz siz? Hislerimize, en uç köşelere dokunarak tercüman oluyorsunuz...Ruhunuz şad olsun...
Şu şiirdeki sözlerin, insanın en can alıcı hislerine dokunmaz mı? Harekete geçirmez mi? Suskunluğunun ya da sessiz çığlıklarının bir bilenden, bu kadar güzel ifade edilişi ile, yüreğine, zaman zaman, aynı hisleri yaşamanın dayanılmaz hafifliğini yine ve yeniden hissettirip, düşündürmez mi? Bu sessiz çığlık niteliğinde nakşedilmiş güzel yorum, yüreklere işlemez mi?? İşler, iki gözüm işler, hem de öyle güzel işler ki, tercüman olan yüce kişi ile aynı düşüncelere sahip olmanın gururunu yaşatır...''Bak gördün mü, yalnız değilmişim?'' düşünceleriyle....
***Bazen hayat yorar insanı
Şarkılar yorar
Beklemek yorar
Affetmek yorar
Boş vermek bile yorar
Ve insan susar
Her şeye, herkese rağmen...
Elinden gelen tek şeyi yapar;
Bağıra bağıra susar.**
Yaa, işte böyle kurban! Sessiz çığlık dediğimiz bu değil de nedir? Çok zaman duyduğumuz, ve duyduğumuz an dikkatimizi çeken, hep de merak ettiğimiz hissiyat! Çünkü sessiz!!! O kadar iyi bildiği bir his ki bu, bilip de bir şeyler yapamamış olmanın isyanı! İlk defa mı duyuyor bu sessiz çığlığı insanoğlu? Yooo!! Kim bilir kaç defa duydu, kaç defa eli kolu bağlandı, kaç defa çaresizlikle etrafına bakınarak yardım istedi!! Ama yok, ağlamayana mama yok!!! Her ağladığında ağzına tıkılan sahte mamalarla da, tıkanır, tükenirsin kurban!!! Düpedüz yorulmuş, ve tükenmişsin adeta etrafındaki soysuz, densiz, asalak piyonlardan...Asla soyunu kurutamazsın bu musibetlerin! Pıtrak gibi patlarlar yanı başında durumunu hissettikleri an! Kabahat sende kurban! Alıştırmışsın, bir türlü değiştiremediğin, hatalı olduğunu bilmene rağmen bu eğilmelerini, taa eskiden beri beynine, yüreğine pelesenk olmuş sözlere yine ve yeniden boş bulunup gafil avlanırsın; ''olsun varsın, iyilik yap, denize at, halik bilmezse balık bilir!'' diyen basmakalıp vücudunda 'ben' olmuş lekelere...Öfken, boşluk anın, merhametine bir kere daha yenilirsin...halbuki, kılavuza gerek yok, aha gördüğün köy şuracıkta, hatta bir taş atımı uzakta...gel gör ki, o taşı, sen bir türlü mihrakına ulaştıramazsın...acıma hislerin, hoşgörün, o kişilerden tekerrür haline gelmiş sözler ve olayları daha evvelinden çok kere yaşamış olmana rağmen...
O zaman, hakimin verdiği kararı dinlemek üzere; ''suçlu ayağa kalk!'' sözüne aşina olmuşsun sen kurban...etrafında bu asalak ve kemirici mahluklar oldukça, senin ne kaşıntın biter, ne canının yanması...hislerinin kurbanı olmuşsun, sömürülmüşsün, hatta tükenme raddesine gelmişsindir, ama o güzel kafacığının içinde güzellik uykusunda olan beynin, vicdan denilen son sözü sarf eden nesneye, yenik düşmüştür...haydi, çocukluğumuzdan beri, salya-sümük ağlayarak, zaman zaman seyrettiğimiz Türk filmine tekrardan rücu: ''VURUN KAHPEYE!''.....
Yorumlar yükleniyor...