''Tehlikeli hayvan yaklaşma!''
Günaydın Can-Canlarım; Sözlerime, Yıldız Kenter'in, çok değerli sözlerinden biriyle başlamak istedim bugün: ***Görmezden gelmek, saflık değil zekadır. Her şeye karşılık verirsen tükenirsin. Her şeyi dikkate alırsan, aklını kaybedesin. Bazı şeyleri yok saymak, ruhunu korumaktır...*
Ne kadar doğru, adeta her cümlesinin içinde yaşanmışlıklarını, umursamaz zannedilirken, akıl yolunu seçmiş olmanın, başkalarının sözlerinin üzerine kurulacak binanın, dayanıksızlığını, çürüklüğünü sezerek, akıl yolunu seçmiş olmanın insanı gizli bir kalkan gibi, atılacak taşlardan korumanın yolunu çok yalın üç satırlık bir ifadeyle perçinlemiş unutulmaz sanatçımız...Ama, gel gör ki, kendimize yapılan saldırı mahiyetindeki söz ve hareketleri, mihrak görmezden gelinerek dikkate almanın içimizde açtığı yaraların tedavi ve telafisi için uğraş babam uğraş... Bu kısacık hayatta, yaşanılası o kadar güzellik varken değer mi??? Kocaman bir HİÇ!! Ama gel gör ki, o her şeye burnunu sokan 'egomuz' çok kere olduğu gibi, yine galip gelir, kale alır bu ardından, 'çöp' olarak fırlatıp atılması gereken mesnetsiz, özellikle kırmak için sarf edilen cümleleri...her zaman 'adam' olmayı bilsek, hemen aklımıza Mevlânâ Celalettin Rumi'nin o altın değerindeki sözleri gelmeli:
**Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek bir cevabım vardır elbet; lakin bir lafa bakarım, laf mı diye, söyleyene bakarım adam mı diye...** Hah işte buradan itibaren aklımızın harekete geçip, o her şeye laf yetiştirmeyi vazife edinmiş egomuzu frenlemesi lazım. Ama nerdeee??? Kalkan vazifesini üstlenmiş ya, her zaman alesta bekliyor, nerede lafa girsem diye...Halbuki sus otur, verilecek en güzel cevabı vermiş olursun: 'osuruktan tayyare, selam söyle bizim yare' gibi kavuşturmayla...Ahh, ego ah! Sen nelere kadirsin! Adamı rezil de, vezir de edersin...halbuki, karşındakini, müstehzi bir edayla süz, 'kimsin yahu sen?' kabilinden, ama anlayana, değil mi kardeş! Yoksa gaza gelip, o değersiz sözlerin sahibine verecek cevabın, bir yan bakış ve sessizlikti de, haklısın yapamıyor insan...kabullenemiyor, bir hiç yüzünden aşağılanmayı...kes biletini, gönder değil mi? Ama olmuyor kurban, bazen bu uygunsuzluklar, yakınından da çıkabiliyor, işte o an, aşağıya tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık!!! Yani, suçlu sensin arkadaş! Ayıkla, taşları tabağından! Yoksa ya yersin sözleri, ya dişin kırılır ya da gönlün...binaenaleyh, suçlu kendimiziz, hiç arama dışarda! Zamanında hayatına, çevrene, gülücüklerle davetiye çıkartmadan düşünecektin bunları! Son pişmanlıklar fayda etmiyor! Ayıklamaya kalktığın zaman da, sen çok değişmiş oluyorsun karşı tarafını nazarında! Öyle ya, 'o' hep o idi! Neden zamanında ayıklamayı beceremedin??? Ama Türk'ün aklı başına yediği kazıklardan, sıkıntılardan, üzüntülerden sonra geliyor...ne ırkmışız kurban diyesim geliyor da, bu sözlerin mihrakı, ağızla beyin arasında bazen olabilecek sapmalardan ileri geliyor, yukarıyı dinleyeceğine ezilmiş egon, öyle bir dürtüyor ki seni, haydaaa hücum!!! Ardından gelsin üzüntüler, pişmanlıklar, bazen de becerebilmiş olmanın ödülü muzafferiyet!!! İşte akıllı olmanın, kendini, yersiz, tutarsız, değersiz saldırılardan koruyabilmenin püf noktası...
Eveet! Bugünkü dersimiz buydu Can-Canlarım! Var mı aranızda, bu dersi tatbik etmeye amade olan??? Kocaman bir alkış ve sırt sıvazlaması benden size!! Demek ki, etrafınızdaki uygunsuz, ama 'mecburi' kişilere verilecek en güzel cevabı bulmuşsunuz! Hiç sıkılmayın, o içinizde kabaran hiddet, karşınızdakinin alçaklığını fark ettikçe sönecektir! Tekrarında da eğer yapabiliyorsanız, üzerlerine bir kırmızı kalem çekeceksiniz; ''Tehlikeli hayvan yaklaşma!'' manasında...
Yorumlar yükleniyor...