Şu Atasözlerimiz...
Sevgili Can-Canlarım; Şu Atasözlerimiz var ya, bazen duyduğunuzda bir irkiliyorsunuz, devamını beklemeden, şaşkınlıkla, sonunu duyunca da mest oluyorsunuz, nasihat niteliğinde, doğruluğunu idrak edince...
Mesela;
''İnsan eti ağırdır'' cümlesi...çok yönlüdür. İlk anlayış, hasta ya da yatalak olan hastalara bakmanın, onları hoş ve hijyen açısından memnun etmenin hiç kolay olmadığı gerçeğini vurgular. Manevi ağırlıkları da vardır insanların pek tabii...Bakmakla mükellef olduğunuz birinci derece kan bağlarınız olan kişiler, ve, çok sevip, sayıp da, birebir meşgul olmak istediğiniz, uzak yakınlarınız...yani, çok kere akraba yerini tutan dost bildikleriniz...
Aslında katı düşünce sahibi olanların pek yanaşmadığı bir gerçek bu...sağlığında her türlü imkanlarını kullandığınız yakınlarınızın, kuvvet ve kudretten düştükten sonra, esas ihtiyaçları olan ilgi ve alakayı görememeleri...bu da bir vicdan muhasebesi haline gelir derin düşünürseniz...yardıma, bakıma ihtiyacı olanlardan esirgenen ilgi için hemen arkasından yetiştirilecek cevap hazırdır...''eee, insan oğlu, çoğu kez nankördür; ''baba bağ bağışlamış, evlat üzümünü esirgiyor!'' sözü yapışır kulağınıza, beyninizin içinde yankılanır, esef ve nefretle...çok gördük, duyduk yaşadık bu halleri...Ayrıca, Atasözleri nedir? Hakikatler karşısında büyüklerimizin tecrübeyle edindikleri yaşam olayları, gerçekleri ve dahi ibretleri...
Ağaç yaş iken eğilir, sakla samanı gelir zamanı, gülü seven dikenine katlanır, dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur, tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır, hele şu toz duman bir dağılsın, bindiğin at mı, eşek mi, o zaman anlarsın, davulun sesi uzaktan hoş gelir, güzel bakmak sevaptır(bunun bir de halk arasında benimsenen versiyonu; güzele bakmak sevaptır...bu sözler çok kişinin başına dert açmıştır, eminim, yumruğu yiyip, mor gözle dolaşmıştır, kesin!
Daha, binlercesi vardır eminim...asırlardır, yaşam şartları, kurallar, oluşumlar, itişmeler, didişmeler, çok kişinin canını yakıp, ya da mest olup ağızlarından dökülüp, pelesenk olmuş sözler...her biri benimsendiği takdirde, bir fakülte bitirtir, yaşam okulunda...hangimiz ders aldık??? Sadece kayıplar veya aklımızla övüneceğimiz zamanlar hatırlayıp, başımızı üzüntüyle salladık...Ama el-alemle ilgili, enteresan hele hele gönül ilişkisi yaşanmışlıklarıyla ilgili dedikodular duyduğumuzda, hemen aklımıza geliverir, Atasözlerinden seçmeler, sıralarız artarda...ukalalık var ya serde, hem de çok bilmişlik...Ama bir sorsalar; ''sen sanki tatbik ettin mi, bu sözleri, başın sıkışınca?'' Verilecek cevap yoktur bu soruya, başka türlü müdafaaya ya da, saldırıya geçilir hemen zira akılsızlık ve düşüncesizlikle itham edilmişsinizdir. Empati beklerken, düşüncesizliklerin ya da aptallıkların açığa çıkması, çift yenilmedir, hemen hücum taktiği aranmaya başlar o saniye...Yalan mı???
İnsan oğlu, akıl yolunun, başkası tarafından hatırlatılmaktan hoşlanmaz çok kere. Kendini aşağılanmış demeyeyim de, güçsüz hisseder, bu duyguyu da kaldıramaz çoğu kez. Ser de, mağlubiyet, ayan beyan belli olsa da, gurur denilen savaşçı saf alır ön sıralarda, alt etmenin yollarını zorlar, çoğu zaman da, acı, kaçınılmaz hakikatler karşısında, kuyruğunu, bacaklarının arasına sıkıştırır ve kaçak güreşir...çok yaşadık, gördük bunları...ders aldık mı? Yoo, ''yenilen pehlivan, güreşe doymazmış'' sözü, yenilgiyi kaybeden kişinin, hırsla, tekrar güreşerek, galip gelebilme hırsını vurguladığı gibi, derslere devam, taa ki, sahadan muzaffer ayrılana kadar...Bu iş de öyle sanıldığı kadar kolay değildir ha! Taktiği uygulamaya kalkıştığın kişi aynı kişi değildir çok kere, sırtın mindere yapışa yapışa, kendini sorgulamaya başlarsın; ''ben nerede hata yaptım?'' yine diye...esasında hata senin yenilgiyi kaldıramadan, her güreşte, aynı taktiği ezberinden okumak. Ancak karşındaki müsabık, aynı kişi değil, onun da kendi uyguladığı taktikler var elbet! O da sahadan galip ayrılmak istiyor...olamaz mı??? Olur bal gibi olur: ''Akıl, akıldan üstündür!'', kurban....
Yorumlar yükleniyor...