Sahi bu kadar mı yozlaştı etrafımızdaki insanlar?
Günaydın Can-Canlarım; ***Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu birşey kaybettirmez. Bahanesi basit insandan, kaliteli muhabbet çıkmaz. Bırak selamı, ziyan olmasın zamanın.* demiş TOLSTOY... Okurken bile her kelimesinde tasdik mahiyetinde başınızı salladığınızı hissedebiliyorum...hayat felsefesi olarak edinseydik zamanında, etrafımızda hep doğru seçilmiş arkadaşlarımız olurdu. Ama nerdee! Gençlik ateşi alev alev sarmış etrafımızı, hep yeni insanlar, tanışlar edinme evresindeyi
O, sonradan kendini ayan beyan belli edip, huzursuzluk veren şahıs sana kimliğini daha önceden göstermiştir de, bedavaya sarf ettiğin hoşgörün onu da kamufle etmiştir. Suçu kendinde ara her zaman, çünkü herkese, çakma Mevlevi gibi 'gel sende gel!' davetlerinin sonradan gerçek kimliklerini gördükçe senin ne kadar seçim hatası yaptığını, sadece gözüne değil, gönlüne sokarak belli ediyor. O'nda suç yok ki! O, başından beri o idi. Ama sen bunu görmezden gelerek, etrafındaki halkayı genişletmek istedin. Saklı, makyajlı kimlikleriyle seni cezbetti ya, buyur gel, sen de katıl demek kolay...ayıklamaya kalkınca da kabahatli sensin; ''ay, ne kadar tahammülsüz oldu bu? Her şeye kızıyor, hep kendini haklı görüyor!'' suçlamalarıyla kendine acındırma yolunu bulur o bukalemun karakter! Bulur, hem de öyle bir bulur ki, çevreye yeni girmişler evveliyatını bilmedikleri için, onu uzaklaştırmaya kalkanları ayıplar...taa ki, kendilerini dürtene kadar!!
Diyeceksiniz ki; ''ne oldu bu hatuna, ikidir delleniyor, kişiler hakkında!''. Haklısınız, ama bu hatun artık akıllanmaya başladı ya, çıkıntılar fevkalade rahatsız etmeye başladı...hele hele, çevresindeki, yaşıtlarının birer, ikişer, ebediyete göçüyle, ''tövbe estağfurullah, ya gaf, ya def!'' diyerek aklına zaman zaman düşen bu beklenmeyen davete icabet yaklaştıkça... Ama, ben Tolstoy değilim ki, bileyim bu olanların gelişini...bence 'o' da öğreninceye kadar çok ayıklama yapmıştır yahu! Aksini düşünmek bana ters düşüyor...
Hani, geçenlerde, etrafıma sağlık veriyordum: ''hayatınızdaki taşları ayıklayın, yoksa ayağınıza takılarak düşürürler sizi'' diyerek. Aman be yaa! Ne çok taş biriktirmişim bu güne kadar, sanki üzerine inşaat yapacakmış gibi! Ayol bu taşlar, sağlam değil! Üzerine sandalye bile koyamazsın, çürüktür, kırılır, düşürür dayananı! Ama yok, düşmeden, kalkılmıyor, görmeden düşünülemiyor, tatmadan anlayamıyorsun gerçekliğini...halbuki, Atalarımız ne demiş etrafımızdaki insanlar hakkında; ''insan bu, kavun değil ki, koklayıp alasın!'' Ama biz ne yapmışız, çarşıdaki işportacılar gibi; ''gel sende gel, batan geminin malları bunlar!'' ifadesine yenik düşmüşüz...
Ayy, yazarken yoruldum! Sahi bu kadar mı yozlaştı etrafımızdaki insanlar? Sorduğun suale bak bre kadın, Türkiye'mizin ne kadar başkalaştırılmaya çalışıldığını görmüyorsun sanki! İyi ya, ben de onu diyorum, çevremdeki değişkenlik sirayet etti zahir! Adlarını duydukça, yere tükürecek kadar karşı geldiklerimiz, baş olmak için bu kadar yarışta ise, müsabakanın kalitesini sen anla gariii!
Yorumlar yükleniyor...