İnsanlık ilişkilerinin muhteşemliği
Köşe Yazısı

İnsanlık ilişkilerinin muhteşemliği

SERVET ÇOLAK
SERVET ÇOLAK
26 Nov 2024 6 dk okuma 156

Günaydın Can-Canlarım; Önceki gün Çeşme'de sabah adeta gök delindi! Rüzgarla beraber sağanak yağış, rüzgarla savrula savrula suladı aç toprağı...bugün ise tabiat ananın lütfu; baktıkça insanın içini ısıtan pırıl pırıl bir güneş, serince bir hava...suya aç toprak dün içtiği suyu en uç köşelerine kadar sindiriyor, güneşin yardımıyla, adeta tekrar hayat buluyor...Canlıların hepsi bir şeylere aç...toprak suya, bitki güneşe, evcil dört ayaklılar ve insanlar da, tabiatın bahşettiği hemen hemen he

İnsanlar, kendilerini çok cezbeden şeylere o kadar hayranlık duyarlar ki, vurulurlar adeta; güzel kadınlara, yakışıklı erkeklere, sevgi alış verişi yapabildikleri her canlıya, bazen de en çok severek kullandıkları araç, gereç, takı, her ne kullanma alışkanlıklarındalar ise. Bir gönül bağı oluşur canlılarla aralarında, karşılıklı duygular ise tutkuya dönüşür, zaaflar ön plana çıkar... insanlığın halleri neler ise sırayla yaşanır, taa ki, zaaflar azalır, başka tercihler ön plana çıkana kadar. Bazen de aksi olur. Tutku değişmez, sürer gider, yaşam boyunca...
   Ben de üzerinize afiyet, bir şiire vuruldum adeta! Döne döne okudum, paylaştım, aklıma düştükçe, içim-dışım gülümsedi...sadece kendime sığdıramadım, sevdiklerime okudum, paylaştım, şimdi de izniniz olursa, sizlerle bölüşeceğim.
   Şiir, Singapur vatandaşı, 'Kültür Nişanı' sahibi bir hanım profesöre ait; Profesör LEE TZU PHENG. İnsan ilişkileri, arkadaşlık, sevgi ve paylaşımı hakkında. İngilizce yazılmış bir şiir, naçizane, tercüme ederek, adeta bir düzyazı haline getirerek, sizlerle de paylaşma isteğime gem vuramadım. Arzu ettim ki, hanımefendinin tavsiye ettiklerini yerine getirmemiş olan herkes, bir denesin, hayat devam ederken, bazen zamanın acımasız davranmasına yenilmeden, aldanmadan, kanmadan...

**Çayını, yavaş yavaş, sindirerek yudumla. Hiç kimse, sonsuza yolculuk zamanını bilemez, parıltıyı hissetmek için zaman olmayacak, onun için sen, keyifle çayını yudumla...
Hayat çok kısa ama uzunmuş gibi hissettirir. Yapacak çok şey var, ancak ters giden şeyler aşırı...zamanın çoğunda, kuvvetli olabilmek için savaş veriyorsun. Çok geç olmadan ve gitme vakti gelmeden, sindirerek, yavaş yavaş yudumla çayını.
Bazı arkadaşlar kalıyor, bazıları uzaklara gidiyor. Sevdiklerin aziz olmuşlar ama yine de hepsi kalamıyor. Çocuklar büyüyüp yuvadan uçacaklar, olayların nasıl gelişeceğine dair bir söz yok, onun için sen, keyifle çayını yudumla
Nihayetinde, her şey, severek bu dünyayı ve gökteki yıldızları anlamaya endeksli. Gönülden takdir edenleri ve umursayanlara kıymet ver. Gülümse, nefes al, ve sıkıntılara yol ver gitsinler. Bu yüzden, sadece çayını ağır ağır, sindirerek yudumla.
Ben öldüğüm zaman göz yaşların dere gibi akacak, ama benim haberim olmayacak...onun için benimle beraberken, şimdi ağla.
Çiçekler göndereceksin, ama onları göremeyeceğim, öyle yapacağına şimdi gönder bileyim...
Beni göklere yüceltecek kelimeler söyleyeceksin, lakin ben duymayacağım. Beni şu yaşadığımız an yücelt.
Hatalarımı unutacaksın, benim haberim olmadan, onları şimdiden, ben yaşarken unut...
Beni özleyeceksin ama ben hissedemeyeceğim. Onun yerine beni şimdi özle.
Benimle daha fazla zaman geçirmiş olabilmeyi dileyeceksin Şimdi geçir o zamanı...
Benim gittiğimi duyduğunda, evime taziyeye gelmek için adresimi arayıp bulacaksın, fakat yıllardır görüşmemiş olacağız, o yüzden beni şimdi görmeye çalış.
''Bütün arkadaşlarınız, aile efradı ve tanıdığınız her kişiyle, onları mutlu etmek ve kendilerini özel hissettirmek için, onlardan tamamen uzaklaştırılmadan evvel, elinden gelen her şeyi yap.''
Yalnızken söyleyebilirim fakat beraberken konuşabiliriz. 
Yalnızken memnun kalabilirim, fakat berabersek, kutlama yapabiliriz.
Yalnızken, gülümseyebilirim, fakat birlikte gülebiliriz.
Bütün bunlar insanlık ilişkilerinin muhteşemliği. Birbirimiz olmadan bir hiçiz. Onun için kopmadan ilişkide kalın...**

   Yahu yazarken bile gözlerimden yaş geliyor, o kadar damardan giren uyarılar, bir kelimeyle geçen zamanı adeta özetleyen betimlemeler ve bir o kadar sessiz bir diziyi, kısa bölümlerle hatırlatmalar...ben boşuna vurulmadım bu şiire...beni öyle bir dürttü ki, sürekli kaybettiğim zamanların ahını hissettim. Söyleyemediğim, açığa vuramadığım hislerimiz ağırlığında ezildim...ve ardından yük katarı gibi birbiri üzerine devrilmiş 'ah keşkeler', pişmanlıklar...
   Bir 'Öbür dünya' var veya yok, hakikati bilmiyoruz, sadece adam olmak için ebeveynlerimiz tarafından işlenen 'Allah korkusu' ve 'Vaad edilmiş Cennet' ve korku kazanı 'Cehennem', söylemleriyle doldurulmuş küçük beyinlerimizin, büyüdükten sonra bazı ısrarla kendi aramalarının cevabıyla yaşama tutunuyoruz. Böylece de kendi yolumuzu buluyoruz bir nevi...ama ya o bilinçsiz davranışlarla keyif alamadığımız eski ilişkiler, güzel insanlara hak ettikleri değerleri verememiş olmanın vicdan azabı, bizi daraltan kişi veya olaylardan da erken sıyrılamamış olmanın gafleti...insanlık suçları! Başkaları tarafından gözümüzün önüne serildiği zaman da, ne yüreğimizi, ne de gözlerimizi satırlardan alamama hallerini yaşıyorum...ve sonradan kendi kendime diyorum ki, ''sadece ben mi yaşamalıyım bu pişmanlıkları? Paylaşayım da, bir an evvel eğer içlerinde bastırılmış duygular varsa, herkes kurtarsın yüreğini ve vicdanını bir an evvel bu baskıdan...gözümüzde yaş, boğazımız düğümlü, yitirdiklerimizi rahmet ve özlemle anarak, yanı başımızdakilere de biran evvel, ''Seni çok seviyorum, hatalıyım biliyorum, geç kalmış bir özür dileme, ve iç dökme ama ne olur beni affet!'' desek sandığımız gibi üzerimizdeki pırıltılar dökülmez, bilakis, altın gibi parlarız diye düşünüyorum...artık geride bunları gerçekleştirebilecek kaç kişi kaldıysa...

SERVET ÇOLAK'ın Diğer Yazıları

Karışma, insanların etlisine, sütlüsüne

Günaydın Can-Canlarım; Bu aralar sürekli paylaşımlardan veya 'büyük adam' olarak kabullendiklerimizin sözlerine takılıp üzerinde kendi duygu ve fikirlerimi söylemek adetim oldu. Hatta, geçen gün bir paylaşımımdan sonra, yakın arkadaşlarımdan mesajlar gelmeye başladı; 'seni kim kızdırdı böyle?' diye...

20 Oct 2026 317

İşte böyle sürer gider hayatımız

Günaydın Can-Canlarım; Bir-iki günlük güzel yağıştan sonra, pırıl pırıl bir pazar sabahına günaydın...filvaki, öğlen saatleri oldu ama, yine de güzel bir güne merhaba. Gökyüzü pırıl pırıl, etraftaki ağaçların yaprakları yeni banyo yaptılar ya, bütün yazın tozunu, izini silercesine ışıldıyorlar güneşe olan sevgilerinden...bu gördüğün manzaraya şükran duymamak mümkün mü?

19 Oct 2026 165

Anlaşılmadık bir şey var mı???

Günaydın Can-Canlarım; **Hatalı olmadığım bir konuda, benden ilk adımı bekleyen herkesin yolu açık olsun. O devir bitti artık.** Demiş, her kim dediyse, ağzına, yüreğine sağlık!

17 Oct 2026 276

Yanlış mı?

Günaydın Can-Canlarım Ahmet Hamdi Tanpınar'ın güzel sözleriyle başlamak istedim bugüne: **Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur. Bir insanın hatalarını düzeltebilirsin; ama karakterini kaybetmeyi seçmişse, ona senin doğruların yetmez.**

17 Oct 2026 284

Çare var mı?

Günaydın Can-Canlarım; Benjamin Franklin, ne kadar haklıymış! Şu sözlerin güzelliğine bakar mısınız... **Hayattaki en trajik olay, çok erken yaşlanıyoruz, çok geç akıllanıyoruz.**

15 Oct 2026 268

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...