HAYAT BİR GÜN, O DA BUGÜN
Günaydın Can-Canlarım; Bu gün biraz geç kalkındım yazmaya, kaç günün bayıltıcı sıcağından sonra, rüzgar ben ve benim gibi, artık sıcaktan epey rahatsız olanları rahatlattı...Çeşme'mizin, tipik bir serin yaz sabahını yaşıyoruz, hayırlı günlere vesile olsun...
Boşuna tarihin mihenk taşları olmamış filozoflar...adeta bizim için yol gösterici uyarılar, örnekler ve tavsiyelerle hep yolumuzu aydınlatmaya çalışmışlar, ama bir kulağımızdan girip öbüründen çıkmış, ders alamamışız, zira hep o darbe yediğimiz davranışları tekrar tekrar yaşamışız...taa ki, kavrulana kadar...ya da, Mevlâna'nın o güzel ''hamdım, piştim, yandım'' dizelerini, terennüm edene dek...
Bu gün de Tolstoy'dan mücevher niteliğindeki sözlerle dürtüldü zihnim... Tolstoy'un vefat etmeden önceki son konuşmasını okurken dalıp, yüzdüm, yüzdüm, yüzdüm...sözlerin acı hakikati, hatta bizlerden saklanmış, hurafelere dayanacak kadar ileri gitmiş, zihin oyalamaları, aldatmalarıyla geçen zamana hayıflandım...ancak aklımız başımıza gelip kendi ayarlarımızı kendimiz verecek olgunluğa, yaşlar ilerledikçe varılıyor maalesef... ya, o zamanlar işimize öyle geliyor, ya, derinlere inecek bilgiyi edinmek için zahmete katlanamıyoruz, ya da 'lay-lay-lom' ile, işimize gelen yönlerini benimsemenin cazibesinde yol alıyoruz, gençlik gidiyor, arkasına bakmadan, darbeler çoğalıyor, ama sarhoş bir mutluluk ile, verilen bilgileri araştırmak, kendimize uygun olarak yol ve anlayışı benimsemek yerine, hazır olana yapışıyoruz, sımsıkı...yaşlar kemale erdiğinde de, hayatta kalmamız için ne kadar zamanımız kaldı, düşüncesini, karabasanını, sinek kovar gibi kovmaya çalışıyoruz, hissettirdiği rahatsızlıktan kıpırdanarak, ya da, yakınımızdaki bir tahtaya vurup, kulak mememizi çekerek...yani bir nebze, Azrail'e, ''hazır değilim efendim!'' mesajını göndererek...Yalan mı???? O kadar doğru ki, şu anda satırları okurken, içinizden, ''ya gaf, ya def'' mırıldanmalarını hisseder gibiyim...
Dönelim Tolstoy'un vefat etmeden önceki son konuşmasına;
**İnsanlar acılarıyla büyür. Yaşam bedende değil ruhtadır. Ölüm yalnızca bedenden kurtuluştur. Zihninizde neyin bedensel olmadığını açıklayın. Gelecek için endişe etmeyin çünkü gelecek diye bir şey yoktur. Sadece şimdi vardır. Onun için yaşayın.''**
Şimdi haydi biraz mütalaa edelim bu sözleri...
Üç belli başlı din kitabı: Tevrat, İncil, Kur'an bizlere, Yaradan'ın sevgili kulları olabilmek için, doğru bilinen yollar ve davranışları benimsememiz için indirilmiş birer, 'iyi, faydalı, zararsız insan olabilmek için Allah, Cennet ve Cehennem hayal ve korkularıyla doldurulmuş seçtiğiniz dinin yol kılavuzları...Üçü de adeta, nüansların göz ardı edilmesi ile, aynı temayı işliyor. Özet olarak aynı...adeta ilk indirilenin ardından az farklılıklarla prototip baskı. Yani adeta, birine inanmıyorsan, diğerini seç ama sonuçta, farklı ibadet ama aynı anlayış: iyi bir insan olabilmek için yüce bir yaratıcının, yaşam boyu takip edilmek üzere, gösterdiği ve mutlak benimsenmesi gereken tarik! İyi bir kul olanların yaşam sonrası ödüllendirileceği, mükemmel, adeta hayaller ötesi bir cennet vaadi, kötü olanların da, yaşam boyu yaptıkları uygunsuzluklar, kötülükler için bir cehennem azabı...Kim gidip gelmiş de gördüklerini, yaşadıklarını bizzat anlatmış? HİÇ KİMSE! Ama, insanların kötülüklere karşı, işkence ve azap, iyiliklere karşı da cennet dediğimiz, fevkalade, tahayyül bile edilemeyen güzelliklerin doldurduğu bir hayaller ülkesinin vaadiyle, beyinlerinin içine nakşedilmiş hayali görüntüler, iyi insan olabilmeleri için öğütler niteliğinin ötesine geçiyor mu? Anlayış ve inanca bırakmak istiyorum bu soruyu...kimilerine göre, kayıtsız şartsız bir, 'haşa huzurdan' evet, kimilerine göre de; kötü amaçlı bir insansan zaten cehennemi hem yaşıyor, hem de yaşatıyorsun, iyi bir kişi isen senin için sorun yok, sen geçtin sınavı demek oluyor yani...Neyse fazla didiklemek istemiyorum, herkesi kendi inancıyla baş başa bırakmak lazım, ben de şu andaki inancıma, çok yol kat ederek geldim. ''Hayat bir gün o da bugün!'' felsefesinin inancındayım. Hayata bağlılığım, yaşadığım ortamı, yaşayanlarla beraber kabul etmekten geçti. Bazılarını bağrıma bastım, hala da basıyorum, yüreğimde yer kalmayanları da dışardan seyrediyorum. İnsanların göz ardı edilebilecek hatalarını görmezden gelmeye çalışıyorum, benim için önemli olanları da seçerek içime hapsettim. Ufak tefek hatalarını görmezden geliyorum...benim, kendime ya da başkalarına yapılmış hatalarım yok mu? Var elbet! Onlar beni hoş görüyle karşıladılar ise, ben de onları hoş tutuyorum, yani bir başka deyişle: BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN!!! Benden ırak yaşasın kurban!!! Ders alır da, nadim olarak dönerse, belki, ama asla eski hoşgörüyle kabul görmeyecektir...ne demiş Atalarımız; sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek içermiş...hayat bana hiçbir şey öğretmediyse, bunu belletti...Yeni gelene, aralık bir kapı ardından hoş geldin, gidene de, kapılar, ardına kadar açık: GÜLE GÜLE, ADİOS, BYE BYE....
Onun için de, ben Cennet ve Cehennem kavramlarını bu dünyada yaşamak istiyorum, sonradan kafamıza sokulan 'Reenkarnasyon, Dejavu, ve benzeri felsefelerle, beynimi bulandırıp, kafamı yormak istemiyorum...HAYAT BİR GÜN, O DA BUGÜN inancıyla sımsıkı sarılmak istiyorum yaşamıma, onun için de ''istenmeyenler gölge etmesinler başka ihsan istemem'', diyerek kontratım ne ise, ona sadık kalmak isterim....
Yorumlar yükleniyor...