Hangi kapıyı çalsam karşımda buruk acı
Günaydın Can-Canlarım; ***Bir dervişe sormuşlar: ''Her zaman mutlu olabilmenin sırrı nedir?'' Derviş gülümseyerek cevap vermiş: *Kalıcı olmayana gönül bağlamam. *Yarın bir sırdır, onun için endişelenmem. *Dün bir hatıradır, hasretini çekmem. *Bugün ise hediyedir, kıymetini bilirim.''
Eee, erenler, boşuna 'Dervişlik' mertebesine ermemiş. O mertebeye gelene kadar gördükleri, geçirdikleri, çektikleri, topluca yaşadıkları hayat felsefesi olmuş ve o çerçevenin içinde yaşamış...Söylediği her söz, bir hakikat bir ders...ancak gel-gör ki bugün yaşadığımız hayata uygulayabilmek, aşırı sabır, çelik bir irade demir gibi yürek gerektirir...Şu an geldiğiniz yaşa kadar, tükenmediyseniz, hala muhafaza etmekle gurur duyabileceğiniz yukarıda yazılan hasletleriniz varsa, ne diyeyim, muhteşemsiniz!!! Hayat sizlere güzel!!! Ama, madalyonun ters yüzü, o tablonun yakınından bile geçemiyor: gönül bağladığınız her kim varsa, terk edilmişsiniz, yarın hepimiz için bir sır, bu bir gerçek, ancak şu yaşadığımız günlerde gelecekle ilgili o kadar endişeliyiz ki, saymakla bitmez, sayfalar tükenir, dertlerimiz tükenmez. Hatıraların esiri olmamak bana göre ve duygusal yönü ağır basan herkes için adeta imkansız, nedeni ise mukayese etmeye kalktığınızda, geçmişte kalan artıların altında eziliyoruz...Bugünün hepimiz kıymetini biliyoruz, derviş baba gibi...güzel, dertsiz, sıkıntısız, gönül ferahlığıyla geçirmek istiyoruz, hatta güzel hatıraların ışığında kalarak...ama nerde??? Öyle karanlık bir geleceğimiz var ki, eğer hakikaten de bir geleceğimiz var ise! Gelecek, muhakkak ki vardır, kimi görür, yaşar, doya doya, kimileri de, bizler gibi çok güzel bir geçmişin kalıntılarıyla avunmak mecburiyetinde kalırız, her olaya bir ''ahhh, ahh!'' çekerek...çünkü ekseriyetinde seyrettiğimiz tablolar, kadim dostlukların, güzel insanların etrafımızda, başımızda olduğu, refah ve güvenlik içinde yaşadığımız mutlu, mutsuzluk olsa bile başa çıkılabilir anılarla doludur...
Yani, hangi kapıyı çalsam karşımda buruk acı, olan bir devirdeyiz...hayat pahalılığı, bunu karşılayacak gücün yetersiz olması, mücadele etmek için iç güdülerimizin aşınmış olması, ferahlık duymak için sadece sevdiklerimizin enerjisine bağımlı hissetmek, onların da, süngüsü düştüğünde, hayat beklentilerinin, umutlarının aşınması, adeta, tekrar eski günlerde yaşayabilmek özleminin esiri olmamak mümkün mü??? Bence hiç!! Gelecek endişesi, hortlak gibi çıkıyor karşımıza! Sadece maddiyat değil. Maneviyatımız da bir o kadar tükenmişken!! İktidar kavgaları, hile, hurda yolsuzlukların pıtrak gibi yolumuzda çiçek açması, neşrettiği kötü görüntüler ve kokular, silmek istediğimiz, ancak bir türlü beceremediğimiz leke ve kirler...Bütün bunların yanında, kendimize, tertemiz bir yer açabilirsek eğer, dünyanın en mutlu insanları olabiliriz ama????? Gel de; kalıcı olmayanı sev, karanlık yarınları, aydınlatabilmek için çareler ara, geçmişteki, müreffeh, sevgi ve saygı dolu yaşamını akıl ve gönül ekranından seyretme! Bütün bunların endişesiyle kavrulmuşken, kaybettiğin güzelliklerin hortlaklarıyla boğuşup, enerjin kaldıysa, güzel olabilecek yarınların hayalini kur...Zor bre kurban! Vallahi de billahi de zor! İki yakamızı birleştiremezken, dertlerimizin çaldığı bağlamalar eşliğinde kısılmış sesimizle şarkı söylemek, söylerken ağlamak, boğazınızda düğümlenen hatıralarımızın yutkunma yetimizi dumura uğrattığı geleceği düşünerek kıymetini bilelim...neredeee???? Çoğumuz yatağa girerken, şükürler olsun bugünü de atlattık dualarıyla, yarına Allah kerim besmeleleriyle avunuyor iken....
Yorumlar yükleniyor...