Çile bülbülüm çile
Günaydın Can-Canlarım; **Bülbülüm gel de dile Söyle benimle bile Sesini duyur ele Çile bülbülüm çile Çile bülbülüm, çile bülbülüm Çile-e a-h ah çile bülbülüm ALLAH Çile bülbülüm çile***
Böyle uzar giderdi sözleri bu güzel şarkının...Rahmetli Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Bülent Ersoy, inletirdi fuar zamanı konser verdikleri açık-hava sahnelerinde. Özellikle ALLAH diye bağırılan kısmında seyircilerinde iştirakini teşvik etmek için, mikrofonu cümle aleme uzatırlardı...Dertlisi dertsizi, ALLAH diye bağırırlardı...bir taraftan aşka gelip, şarkıya eşlik etmek, bir taraftan da, 'duy beni Yüce Tanrım' kabilinden...
Çok zaman, hele hele şu aralar, maddi manevi destek ihtiyacı için avaz avaz bağırasım geliyor, gördüklerim, duyduklarım, seyrettiklerim ve hissettiklerim karşısında...Halkı gitgide fakirleşen, maddi imkansızlıklar ve açlık sınırında boğuşan, idarecisi, bolluk içinde adeta yıkanan bir devre yaşıyor cefakar Türk milleti...hak ediyor muyuz? Asla!! Ancak gel gör ki, rehavet uykusundan, kötüye gidişat, bir türlü uyanmak bilemeyen, ayrıca yalan vaatlerle adeta narkoz almış bir kısım halkın geri dönememeleriyle oturdukları koltuklarda da fevkalade müreffeh hayat yaşayan idarecilerimizle o kadar korkunç ve erişilemeyen bir tablo seyrediyoruz ki, kendi salaklık ve eblehliklerimize isyan etmek yerine, başkalarını suçlamak evla geliyor ki, silkelenemiyoruz...derin bir kış uykusunda gibiyiz, bu arada gözümüzün üzerindeki sürmeler yok olmuş, farkında bile değiliz, taa ki, aradığımız çok şeye erişememek, çemkirmemize sebep oluyor...kendimiz, sızlanıyoruz, kendimiz dinleyip kitle adına yükü üstleniyoruz...kimin umuru? Bak, sultanımız, yazlık köşk olarak boğazın en mükemmel yalılarından birine yerleşmiş...kendi değimiyle, ''itibardan tasarruf olmaz'' değil mi? Koskoca, bin odalık kışlık saraydan sonra, tavuk kümesine mi girsin yani!!! Yakışır mı yüce Türk milletine??? Sonra el-alem ne der? ''Yuh olsun, kendiniz refah içinde yüzerken, Başkanınızı, kümese mi tıkıyorsunuz, utanmadan?'' Gel de sonra, utançtan yerin dibine girme...Helal olsun size sayın Başkanım! Siz, bu memleketin nimetlerinden faydalanmayacaksınız da, gariban Türk Milleti mi yiyecek, içecek, bir eli yağda, bir eli balda yaşayacak? Yuh olsun Başkanımızın, mazbut yaşantısına göz diken nankörlere! 'O Başkan' ki, memleketinin itibarını korumak ve tanıtmak için milyar dolarlar harcıyor. Utanmadan göz mü diktiniz nankör kediler! Edep yahu!! Adam iktidara gelirken, bir tek varlığı olarak parmağındaki altın alyansını gösterdi, varım yoğum bu diye!! Hala da öyle!!! Ama gel gör ki, zenginin hali fukaranın dilini yorarmış ya, çemkirin durun duyduğunuz, Dünya haberlerinde yansıyan Türkiye Cumhur Başkanının dünyanın en zengin insanları arasında ilk 10'a girdiği sıkça yayınlanan haberlerde...Utanın be halinizden??? Adamcağız, dedi ya bir kere, itibardan tasarruf olmaz diye, koskoca, zenginlik içinde yüzen Türk halkının arasında, kendine fukara mı dedirtsin! Yakışıyor mu her zaman övündüğünüz 'yüce ruhluluğa'??? Ayıp, ayıp...Utanın vallahi! Gel de en güzel Atasözlerimizden birini sıralama bu durumda; Baba(hünkar) bağ bağışlamış evlat(ümmet), üzümünü esirgiyor...Duymamış olayım vallahi, hicap duydum, hicap!!!
Gel de bülbülün, güle aşık olmasından ve bu yüzden çektiklerinin yüzünden; ALLAH!!! diye avaz avaz bağırma sokaklara çıkıp! Yani sokakta bağırtıyorum ki, sağır sultan duysun diye...Sonradan demeyesiniz, ''Aaaa, ayol hiç duymadık, ne zaman çektin bunca sıkıntıyı??? Bir ses edeydin de bilelim? Ağlamayan çocuğa mama vermezler kurban???'' Hiççç! Fare dağa küsmüş, dağın haberi olmamış....
Yorumlar yükleniyor...