BU KADARINA DA PES DOĞRUSU
Köşe Yazısı

BU KADARINA DA PES DOĞRUSU

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
31 Oct 2026 6 dk okuma 257

*-YAŞASIN Büyük Atatürk 29 Ekim 1923'te ilan ettiği Cumhuriyet'i "En Büyük İş" olarak tanımlamış ve söylevlerinde, "Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır" diyerek, Cumhuriyetimizi bizlere emanet etmişti.

Bu emanet en önemli emanetimizdir ve kuşaktan kuşağa bu emanetimizi iç
ve dış hainlerden koruyarak emin ellere teslim etmek bu yaşamdaki en
büyük görevimiz. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti.

Okumuş veya duymuşsunuzdur, günümüzde bile 103’ncü yılımızda nelere
yazılıyor, neler söyleniyor.

Maalesef; 11 Kasım 1938’de başlayan yıkımın tamiri için çok uzun
yolumuz var! İktidarıyla, muhalefetiyle bulutların arkasında kalan bir
güneş hissedilmiyor!

Birkaç küçük partide umut görenler de oluyor.

Ama bu ortamda onların da seçilme şansı yok!

Rahmetli Atatürk’ün Bursa Nutku’nda gençlere tavsiyesini tuttuğu için
ABD emriyle idam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına eşkıya diyen
sözde Atatürkçü profesörlerimiz bile mevcut!

O büyük adamın gençliğe hitabesinde o zamandan gördüğü her türlü felaket mevcut!

Sadece bayramlaşma yetmez!

Aklımızı başımıza alarak ama bölünmeden felâketi görerek, yeniden
inşaata başlamamız gerekiyor!

Bunun için 11 Kasım 1938’de başlatılan hatalar zincirini iyice
okuyarak yeni fikirler üretmeli ve hayata geçirmeliyiz!

Yüce Allah yardımcımız olsun. İnşallah…



*- VAHŞİ UYGULAMA

Fransa’da çok meşhur bir sözlük vardır; Larousse.

Bu sözlükte bir kelime var;  ‘décapiter…’

Bu kelime, 1931 yılındaki sözlükte;

‘Boynunu vurmak!' diye ifade ediliyor.

Kelimenin bir başka anlamı daha var;

‘Kazığa oturtmak!..’

Yani sivri bir kazık hazırlamak ve kazığın bir ucu insanların ağzından
çıkacak şekilde üzerine oturtmak.

Vahşi bir uygulama.

Burada, kazığa oturtmak deyiminin manasını açıklığa kavuşturmak için
örnek veriliyor:

“Türkler, bugün bile esirlerini kazığa oturturlar!”



*- BAŞKA…  BAŞKA…

Atatürk bunu öğrenince, Fransız Büyükelçisi"ni yemeğe davet ediyor.

Elçi, diğer elçilere böbürleniyor, hava atıyor; Atatürk tarafından
davet edildiği için.

Köşke geliyor, yemekler yeniyor.

Atatürk tabii bir şekilde, Elçiye bu kelimenin anlamını soruyor.

O da bildiği anlamı söylüyor.

Atatürk;

‘Kelimenin başka bir anlamı var mı?’ diye sorunca, Büyükelçi;

‘Bunu söylemek için sözlüğe bakmam gerekir’ diyor.

Atatürk; daha önce hazırlamış olduğu ve çalışanlarına öğütlediği
şekilde Larouse’u getirtip, Büyükelçinin önüne koyduruyor.

Elçi, daha işin nereye kadar gideceğinin farkında olmadan hevesle
okumaya başlıyor.

Ancak kelimenin karşısında  ‘kazığa oturtmak!’ konusunda verilen örnek
cümleye gelince, ancak yarıya kadar okuyabiliyor ve yarısından sonra
yutkunarak Atatürk’ün yüzüne bakıyor….

Atatürk diyor ki:

‘Demek ki biz Türkler; bugün de esirlerimizi kazığa oturtuyoruz, öyle
mi?..  Öyle mi sayın Sefir? Sözlüğünüze böyle yazmışsınız, bu doğru
mu?..’



*- KAÇAMAK NOKTASI

Sefir, hemen sözlüğü biraz karıştırıyor ve bir kaçamak noktası bularak
diyor ki; "

“Efendim bu sözlük; Katolik Kilisesi’ nin matbaasında basılmış,
bildiğiniz gibi biz laik ülkeyiz, kilisenin yaptıklarının bizim
hükümetimizle bir ilgisi yok.

Bizi ilgilendirmez ve biz kiliseye karışamayız.”

Atatürk:

“Öyle mi efendim, siz laik bir ülke olduğunuz için demek ki kiliselere
karışamıyorsunuz.

Öyleyse ben de yarından itibaren İstanbul’daki kiliselerin kapılarına
koca birer kilit astırıyorum” diyor.

Bunu duyan Sefir, birden ayağa kalkıyor ve;

‘Ekselans, protesto ederiz!’ diyor.

Bunun üzerine Atatürk;

'Hani sizi ilgilendirmiyordu, karışmıyordunuz?’ diyor ve ilgililere
dönerek; ‘Sefire yolu gösterin’ diyerek, bir anlamda onu kovuyor.



*- RAHAT UYU

Sonra ne mi oluyor?

Tabii Fransız hükümeti; laiklik söylemlerini bir tarafa bırakıyor,
hemen o sözlük toplatılıyor ve yeni baskısında o cümle çıkarılıyor.

İşte ‘Dünya Liderimiz’ çok kıymetlimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün
anında çözdüğü bir olay…

Atatürk'üm ne büyüksün ya.

Senin Dünya Bakışına Bu milleti Karşılıksız Sevmene Hayranız.

Seni sevmeyen Utansın Rahat uyu ATATÜRK…



*- GÜÇLERİ PARADAN MI GELİYOR?

Ya bugün bizler ne alemdeyiz?

Küçük bir örnek vereyim:

Urla’da birkaç ay süren çalışmada bazı yollar asfaltlandı.

Böylece delik deşik yollardan kısmen olsa da kurtulundu.

Ama yollar inşaatlar yüzünden yine eski haline geliyor.

2125 Sokakta karşılıklı iki inşaatın sahibi ya da müteahhidi asfaltı
karşıdan karşıya  bir dere büyüklüğünde kesmiş…

Düşünün asfalt yolda giderken birden önünüze dört beş metrelik, 20- 30
metrelik bir çukur çıkıyor.

Çukur içinde de çukurlar var…

Aracınızın altı giriş çıkış ve sürüş sırasında alt kısmında vurulmadık
yeri kalmıyor.

Allah korusun araçta çocuk olsa, sarsıntıda başını vursa giresini
düşünmek istemiyorum.

Hadi buradan hiçbir yetkili geçmiyor, bir vatandaş bile ‘Bu nasıl iş?’
diye düşünmüyor…

Ama ben Belediyeyi uyardım.

Hem  ceza yazılmalı hem de kaldırımdan kaldırıma boydan boya dere gibi
açılan ve ne bileyim sudan tutun da elektriğe ya da doğalgazdan
internete, telefona kadar geçirilecek ya da boruları döşenmiş yolu
eski haline anında getirilmesi  geriktiğini vurguladım…

Sanıyorum on günü kesin geçmiştir.

Urla belediyesinden tık yok.

‘Nedenini’ vatandaşlara sordum:

‘Müteahhit politikacı başkanın da yöneticilerin de yakını!’ diyorlar.

Yahu bir ‘ahbap’ akıl almaz bir şekilde yolu temel atacak değil, dere
şeklinde boydan boya babasının tarlası haline getiriyor, ahbap çavuş
ilişkilerinde olduğu gibi sonuç tam bir fiyasko…

Herhalde kaymakamlık ve valilik başta olmak üzere gerekirse İçişleri
Bakanlığına da “görevi ihmal’ ettikleri ve bir  kişinin menfaati  için
sokağın sahibi haline geldiğini duyuracağım.

Aklıma bazı belediyelerdeki gelişmeler geliyor, acaba Urla’da da onlar
gibi kötü kokular mı çıkacak, milyarlık viillaları yapan müteahhitler
ve bunlara göz yumanlar için…

Yakında duyarsak şaşırmam…

Yoksa neden bazı kişilere böyle, vatandaşların aleyhine bir şekilde
müsamaha gösterilmesi?

Bilmiyorum, duymadım, görmedim, geceyarısı biz görmeden inşaat
makinalarını getirip yolu geçilmez hale getirmişler, falan diyerek
kendilerini savunmak da geçerli olmayacaktır.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...