Birçok giden memnun ki yerinden
Günaydın Can-Canlarım; Şimdi ilk gözünüz takıldığında, ''bu ara, 'Dervişler'le bozdu bu kadın!'' diye içinizden geçirebilirsiniz, ancak sözün güzelliği karşısında, bir anda içim coştu!
***Dervişe sorarlar: Ne anladın dünyadan?
Derviş cevap verir; ''Ölülerin sevgiyle anıldığı, yaşayanların sevgisizlikten öldüğü bir dünyaya şahit oldum.
Ölülerin toprağına çiçek ektiler, yaşayanların bahçesini talan ettiler...''*
Aman Allah'ım bu kadar güzel bir betimleme olabilir mi? Haydi yaslanın arkanıza dertleşelim. Ölülerimize saygı göstermek, adaptandır, değil mi bu ilk öğrendiğimiz insanlık vazifelerimizden biridir. Arkalarından, rahmet okumak, hep en güzel taraflarıyla hatırlamak...mesela alışa geldiğimiz: Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür, sırma saçlı olur sözünü, neden bu kadar benimseyelim, değil mi???
Ancak insan oğluyuz! Hatalarımız çoğu zaman sevaplarımızı ikiye katlar. Yaşarken kıymetini bilemediğimiz yakınlarımızın hatta sevdiklerimizin değerleri, hayatı öğrendikçe uyarı gibi çıkar karşımıza...çoğu zaman duyduğumuz özlem, yaşarken kıymetlerini yeterince değerlendiremediğimiz için olabilir mi? Öyle ya, bu değerli kişiler, üç-beş adım kadar yakınımızdayken, daldığımız yeni oyalanmalar onları ihmal etmemize sebep olurlar...yok demeyin, hepimiz işledik bu insanlık suçları demeyeyim de pişmanlıklarını kısa süren bir pişmanlık...başka ve yeni uğraşlar, ağır basan tercihler, bugünün işini yarına bırakmalar, sonradan az 'ahh, ah!' çektirmedi hepimize...kaldırmayın kaşlarınızı sizde yaptınız, ben de
yaptım...değdi mi? Çok azına! Çoğu tercihlerimizden ihanet bile gördük...hayat bu! Cazibesi o kadar çok ki! Aldatmacası o kadar olası ki!!! Ancak, akıl ile gönlün, çoğu zaman el ele çalışmamasından işleniyor bu hatalar. Birinden biri ağır basıyor, tercih haline geliyor maalesef...Ölülere karşı adeta bir günah çıkartma eşleşmesi sahneleniyor çoğu kere. Vicdan yapıyoruz...Ancak yeri dolmayanlar için üzüntümüz ebedidir. ''Keşke yanımızda olsalar da, isterlerse sarılsınlar, isterlerse azarlasınlar ama illa ki olsunlar.'' düşüncesi yüzümüze acı bir gülümseme oturtmadı mı???? Çokkk! Saymakla bitmez!! Bu günleri yaşayacağımızı bilseydik, bu özlemlerin hortlak gibi belirmelerini yaşamış olsaydık daha önceden, bahçelerini talan eder miydik? Ama hayat bir olgunluk imtihanı. Kimileri doğrudan sınıf geçer, kimileri sınıfta kalır, kimileri de ikmal ile geçer...ilk seferde veremediği imtihan seni ikaz eder, toparlan bakalım, koca bir yazı kendine zehir ettin, ya geçemez sınıfta kalırsam diye! Ama tökezleye tökezleye sahip oluyoruz değerlerimize, vebalini de mükafatını da görerek, yaşayarak öğreniyoruz hayatın gerçeklerini...
Öldükten sonra, mezarını çiçeklerle donatmışsın, ruhuna Hatimler indirtmişsin ne kıymeti var? Sevgi ve saygıyı yaşarken gösterecektin, sonradan günah çıkartmaya hacet bırakmadan...ancak oluyor bunlar, almaya alışık olanlar, vermekte bir az zorlanıyorlar, ihmallerini veya hatalarını sonradan anmalarla telafi edebileceklerini sanıyorlar, ancak, ölülerin sağır, dilsiz ve kör olduğunu unutuyorlar, meleklerden medet umuyorlar, belki kulaklarına fısıldarlar diye...giden kimden geriye haber gelmiş ki medet umuyorsun?? Sessiz Gemi adlı şiirinde ne diyordu Yahya Kemal Beyatlı:
*.....Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler
Birçok giden memnun ki yerinden,
Çok seneler geçti dönen yok seferinden...*
Yorumlar yükleniyor...