Allah, yananını görür, de yakanı affetmez, maazallah!!!
Günaydın Can-Canlarım; Herkes kendi düşüncelerini açıkça söylemekte serbesttir değil mi, zira Demokrasiyle idare edilen ülkelerden gördüğümüz, Yurttaşlık Bilgisi derslerinde bizlere, öğretilen, belletilen bu minval üzerineydi...sonra ne oldu? Değişik amaçlarla devleti idare edilenlerin elinde rota şaşınca, ve maatteessüf, tarikatlar, cemaatler, ve onların direttikleri ve çizgilerinden çıkmayan hocaların sayesinde, çarpık anlayışlar ve benimsenmeler ortaya çıkınca, çekinerek söylüyorum ama g
Üzgün müyüm? Eh bir hayli! Ne de olsa, ailelerimizden ilk din öğretisini almış kişileriz, günah, sevap nedir biliriz, 3-5 ezbere bildiğimiz, dilimiz döndüğü kadar söylediğimiz dua vardır elbet! Ama ben artık o Arapça dualardan vazgeçtim. Sadece varlığına, hikmetine inandığım Allah'ıma hamd ediyorum. Kimsenin canına, ırzına, malına göz dikmiyorum, gıybet yapıyoruz sonuçta, meraklı bayanlarız, ama, asla leke sürecek bir davranışta bulunmam, kendilerinin bilerek, isteyerek yaptıkları, kendilerini bağlar der, geçerim. Ancak hakikatler, çamurla sıvanmaz gerçeğini çok güzel bilenlerdenim, yanlışım varsa dönmekten de imtina etmem. Ama, memleketimde gerçekleşen, saptırılan, çarpıtılan, kendi yanlış ve hatalarını kamufle etmek için türlü entrikalarla, hak, hukuk ve adaletin ezilmesine her, Atatürk çocuğu, Türk vatandaşı olarak da kabullenmem söz konusu değil!
İbn-i Sina'nın çok güzel bir sözü var: *Kendileri, bir yetimi sofraya davet etmekten acizken, insanları cennete çağırıyorlar.'' demiş. Ne kadar da doğru! Etraftaki, din tacirleri ve tellalları kol gezerken, cahil ve aciz vatandaşı etkilememeleri mümkün mü? Eskiden, Tekkelerde, inançlı kişilerin bulunduğu, öğrenim ve öğretim icra ettikleri yerlerde, icabında kuru ekmeğe talim ederlermiş. Yedikleri değil, öğrendikleri ve inandıkları önde gelirmiş. İhtiyaçları, bir lokma, bir kırka bir de çarık...o zamanların vasıtaları eşek ve at da bulamayıp, yayn gezerek araştırırlarmış, bilmek istediklerini, ve yaymak için bilgilerini...şimdi dinin en yüksek kurumu Diyanet İşleri, lüks ve zırhlı arabalarla gezip, fevkalade yüklü menülerle açlıklarını gideriyorlar...oh! Ne ala memleket! Geçir başına takkeyi, cüppeyi, al tesbihi eline devlet işlerine karışırcasına fetva ve düşüncelerini yay! Yaparsın tabii! Sen, o makamdaki şahıs, Laiklik istemiyorsun ki! Din ile idare edilen bir devlet gözlüyorsun! Yalnız unutma ki, bu millet, uyanıyor artık! Canlarına tak etti usulsüz, haksız, hukuksuz idare şekli! Hatta slogan haline geldi milletin gerçek arayışı; Sade vatandaş bağırıyor meydanlarda: **Turpunan, şalgamınan Devlet idare edilmez, hak ile hukuk ile Adalet ile Devlet idare edilir.*
Turp da sayın Cumhurbaşkanımıza gönderme haline geldi...Allah, inanan ve sabredenlere daima yardım eder, bunun bilincindeyiz, de Allah'ı verdiği akıllı kullanmayarak da mesul tutmayalım. Aklın yolu birdir...ama bu seçilen yol bizim yolumuz değildir. Şaşıranlar olsa da arayarak bulurmuş insan belasını da Mevla'sını da!
Haydi hep beraber nakarat!
''Yananını görür Allah (Allah, Allah)
E görür inşallah (inşallah)
Çaresi yoktur maazallah..''
Bülent Ersoy'un şarkısından bir nakarat, maazallah diye de uyarıyor, Allah, yananını görür, de yakanı affetmez, maazallah!!!
Yorumlar yükleniyor...