Allah sonumuzu hayretsin
Günaydın Can-Canlarım; Yine, güzel bir meltemin içimizi ferahlattığı bir güne merhaba...'sıcak, çok sıcak!' şikayetlerinden uzak, nefis bir yaz sabahı...cümlemize hayırlar getirsin. Hasta veya hastası olan şifa bulsun, derdi sıkıntısı olanlar tez feraha çıksın, aşsız, işsiz, maddi sıkıntıları ve diğer problemlerle boğuşanlar, mutlu sona ersin...
çok şey istiyoruz herhalde, ancak, durumumuz bu! Toz pembe gösterecek, numara yapacak halimiz yok! Yaşıyoruz çünkü...sokakları boşalttırıp, gerçek yüzümüzün ifşa edilmesinden korkanlar sıralarını savdılar, öyle ya, bir rivayete göre, 'Nato Zirvesi' için, ev sahipliği yaptığımızda, 12 milyar dolar harcanmış, televizyon programında dinledim, hatta kulaklarıma inanamadım...Zavallı, aç ve bîçare halkıma nasıl merhem olurdu bu miktar para diye düşünmekten de kendimi alamadım! Ama, sevgili hükümetimiz, her halde bunun önünü arkasını düşünmüşlerdir, her zamanki duyarlı davranışlarıyla...yoksa, Bilal Erdoğan, nereden çıkıp da, 'Emekliler, devletten para beklemesin' diye beyanat versin ki? Değil mi ya? Her şeyi bilen çocuk maşallah! 20 sene evvel, milyonları saklamak için, babasından emir aldıktan ve yerine getirdikten sonra, telefon aracılığıyla, ''kalan 30(gibi bir miktar aklımda kalmış, yanılabilirim, af ola), muhterem pederini telefonla arayıp, hepsini sakladım, kalanları nereye koyayım gibi bir sual ile 'viral' olmamış mıydı??? Neyse, bunlar çabuk unutulur sanılıyor ama, ıııh! Hak getire!!
Yahu, bu halk neyi unutur, kurban? Göz göre göre yapılan haksızlıklar, kayırmalar, adamlığı hak etmeyenleri, adam gibi yutturup, makyajla, getirmediler mi yüksek mevkilere? Getirdiler! Ama unuttukları bir ata sözü muadili, Ziya Paşa hicivlerinden bir hatırlatma yapmak isterim:
*''Ne günlere kaldık ey Gazi Hünkar; Katır mühürdar oldu, eşek defterdar!''*
Ne güzel bir söz! İnsanları, hiç hakketmedikleri, yabancı kaldıkları mevkilere getirirsen, olacağı budur...Adalet bakanı geçirirsin başa, 'Hak ve Hukuk' esas sayılsın diye; Aaa!, bakmışsın, 'Hukuk', gemi dürbünüyle aranır, 'Hak', ise miniminileri eğlendirmek için sarf edilen mizah dolu sözlere götürür hafızanızı; ''Komşu komşu huuu! Oğlun geldi mi? Ne getirdi? İncik boncuk! Kime kime? Sana, bana, kara kediye...nerde? sorusu ile dağa kaçtı, yandı, bitti kül oldu!'' tekerlemeleri, uzatarak uyutulma, ve hakikatin sonra güm diye oturmasıyla, ortada bir şey kalmadığının mizah yoluyla açıklanması, günümüzdeki bazı olayların çözümü gibi....
Ahh, ah! Benim, bîçare, o çaresizlikle de ihtiyaca cevap verecek sözlere can simidi gibi yapışıp, ondan sonra da boş kalan avuçlarımızı yalaya, yalaya, kendim ettim, kendim buldum şarkısını mırıldanan zavallı halkım...o kadar cahiliz ve cahil olduğumuz kadar da çaresiziz ki, La Fontain'in ''Fareli köyün kavalcısı'' masalını yaşıyoruz, ayan beyan... Allah sonumuzu hayretsin diye mırıldanıyorum ama, kötü amaçlıların başımıza ördükleri çoraplardan nefes alamayacak hale gelen insanların bekası için de Allah'a yakarmak?? Ne kadar doğru? Hangi birimize? O kadar gittikçe, birbirinin üzerinde yükselen şikayetler var ki???
Gel de dönüp dolaşıp, iktidar hayalleri gerçeğe yaklaştıkça, eniştenin(?!) sarf ettiği kelimeleri hatırlayıp, üzerine bina kurma! Hani o, ''biz bu milletin, a.......'' gibi....Dert çok! Derman artık, halka derman olan yerlerin satışında, köprü falan gibi demirbaşlardan, şimdi en verimli kurumlara geldi sıra...'Aselsan' söylentileri aldı yürüdü??? Eeee, hesapsız, kitapsız, göz boyama harcamaları, yazlık, kışlık saraylar, uçaklar, araçlar, konvoylar derken, eldekiler, 'komşu-komşu-huu' hikayesi....sonra da mahdum beyden zehir, zemberek açıklama; ''Emekliler, Devletten para beklemesin...'' Bu mudur? Bu mu olmalıdır? E, yakışır bre kurban! Hesapsız kitapsızlığın, amiyane tabiri ile, ''el ç...yle, gerdeğe girmenin'' sakıncalarını yaşamak....
Yorumlar yükleniyor...