Ne İçin Yaşıyoruz?
İnsan ne için yaşar, ne için mücadele verir? Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişir elbette. Kimi ailesi için, kimi kurduğu bir hayal için, kimi de daha iyi bir gelecek uğruna mücadele eder. Fakat son yıllarda bu sorunun cevabı, özellikle gençler arasında, giderek daha büyük bir bilinmeze dönüşüyor.
Çocuklar hayal kurmakta zorlanıyor. Gençler geleceğe bakarken heyecandan çok kaygı taşıyor. Bir zamanlar hayatın doğal bir parçası olan “ileride ne olmak istiyorsun?” sorusu bile artık eskisi kadar kolay cevaplanmıyor.
Peki sorun geçen yıllar mı?
Yoksa geçen yıllarla birlikte değişen bizler miyiz?
Zaman değişti. Bununla birlikte hayatın içindeki birçok şey de değişti. Bizi birbirimize bağlayan değerler, kültürümüz, örf ve adetlerimiz, aile ilişkilerimiz yavaş yavaş başka bir biçime büründü.
Eskiden aynı evin içinde birbirini tanıyan insanlar vardı. Şimdi aynı evin içinde yaşayan insanların bile birbirinin neye kırıldığını, neye üzüldüğünü, neyi sevip sevmediğini bilmediği zamanlar oluyor.
Yan yana geliyoruz fakat birbirimize dokunamıyoruz.
Konuşuyoruz fakat birbirimizi dinlemiyoruz.
İletişim kurmak hiç olmadığı kadar kolaylaştı ama birbirimizi anlamak hiç olmadığı kadar zorlaştı.
Yapaylaşan çağın içinde yapay sevgiler edinmeye başladık. Sevilmekten çok beğenilmeyi, anlaşılmaktan çok onaylanmayı önemser olduk. Kendimizi olduğumuz haliyle kabul ettirmek yerine, başkalarının görmek istediği kişiye dönüşmeye başladık.
Bir fotoğrafın kaç kişi tarafından beğenildiği, bir insanın bize ne kadar ilgi gösterdiği, çevremizin hakkımızda ne düşündüğü zaman zaman kendi düşüncelerimizin bile önüne geçiyor.
Böyle olunca insanın kendisini gerçekleştirmesi de zorlaşıyor.
Çünkü sürekli dışarıdan gelen sese kulak veren insan, bir süre sonra kendi sesini duyamaz hale geliyor.
Ne istediğimizi değil, bizden ne istendiğini düşünüyoruz.
Neyi sevdiğimizi değil, neyin beğenileceğini hesaplıyoruz.
Kendi hayatımızı kurmak yerine, başkalarının çizdiği hayatların içinde kendimize bir yer arıyoruz.
Sonra da bütün bunların sonunda neden mutsuz olduğumuzu anlamaya çalışıyoruz.
Belki de cevabı çok uzakta aramamak gerekiyor.
Çünkü insan, kendinden uzaklaştıkça dünyaya ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın, içinde bir boşluk taşımaya devam ediyor.
Bugün gençlerin yalnızca geleceğini değil, hayallerini de konuşmak gerekiyor. Çocukların ne kadar başarılı olacağından önce ne hayal ettiğini sormak gerekiyor. Aile içinde aynı sofraya oturmanın yalnızca yemek yemek olmadığını, birlikte vakit geçirmenin insanı insana bağlayan en önemli şeylerden biri olduğunu yeniden hatırlamak gerekiyor.
Çünkü bir toplumu ayakta tutan yalnızca ekonomi, teknoloji ya da yeni alışkanlıklar değildir.
Birbirine bağlı insanlar da o toplumun temelidir.
Değerlerini kaybeden, birbirine yabancılaşan ve sürekli dışarıdan onay bekleyen bir neslin elinde ne kadar imkân olursa olsun, eksik kalan bir şey olacaktır.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken asıl soru hâlâ aynı:
Ne için yaşıyoruz?
Ve belki bu sorunun cevabını yeniden bulabilmek için önce neyi kaybettiğimize bakmamız gerekiyor.
Çünkü insan bazen geleceğe yürümek için yeni bir yol bulmaz.
Önce geldiği yolu hatırlar.
Yorumlar yükleniyor...