Ne Oldu Bize? Ne ara bu kadar döndü gözümüz?
Eskiden düşmana dönen namlu, şimdi kendi kardeşimize döner oldu. Düşman dost, dost düşman oldu. Peki neydi bizi bu hale getiren? Acı mı, gözyaşı mı, yoksa içine hapsolduğumuz bir sistem mi?
Peki bu sistemi kim kurdu, kim işliyor? Hiç gerçekten düşündük mü?
Bize yıllardır toz pembe hayatlar izletiliyor. Gerçeği kabus olan hayatlar, biraz süslenip biraz özendirilip önümüze konuyor. Şiddet, öfke, ahlaki sınırların yok sayılması zamanla sıradanlaştırılıyor. Sonra dönüp gençlerden bambaşka bir dünya bekliyoruz.
Sözde fenomenler, milyonlara ulaşan insanlar…
Neredesiniz?
Etrafınızda bu kadar acı varken neden sesiniz çıkmıyor?
Bir tarafta birkaç saatte harcanan paralar, diğer tarafta temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanlar… Bir tarafta gösterişli hayatlar, diğer tarafta sessizce büyüyen bir öfke.
Ve sonra hep birlikte şaşırıyoruz:
“Neden bu hale geldik?”
Artık okullarda ve gençlerin bulunduğu alanlarda güvenliğin en üst seviyede tutulması gerektiğini konuşuyoruz. Çocukların, ulaşmaması gereken tehlikeli araçlara nasıl bu kadar kolay erişebildiğini sorguluyoruz. Ailelerin sorumluluğunu, kurumların denetimini, güvenlik tedbirlerinin yeterliliğini tartışıyoruz.
Ama bütün bunları neden hep bir şey olduktan sonra konuşuyoruz?
Bir çocuğun can güvenliği, yeni bir kuraldan daha önemli değil mi?
Bir okulun güvenliği, olay yaşandıktan sonra alınacak birkaç tedbirden ibaret olabilir mi?
Biz artık yalnızca “Ne oldu?” sorusunu sormak istemiyoruz.
“Neden oldu?”
“Nasıl bu hale geldik?”
“Bunu önceden görmek mümkün değil miydi?”
“Bir daha yaşanmaması için gerçekten ne yapacağız?”
Bunları da sormak istiyoruz.
Çünkü kendimizi ifade etmek bile bazen zorlaşıyor. Bir şeyleri konuşmadan, sorgulamadan, üstünü kapatıp unutmaya çalışıyoruz.
Ama susunca sorun ortadan kalkmıyor.
Birkaç saatliğine alınan sıkı güvenlik önlemleri nerede? Neden gerçek bir güvenlik düzeni için illa bir şeylerin yaşanmasını bekliyoruz?
Çocuklarımızı okula gönderirken korkmak istemiyoruz.
Gençler olarak yaşadığımız yerde güvende olmak istiyoruz.
Bize sürekli güzel, kusursuz ve toz pembe bir hayat gösteriliyor. Oysa gerçek hayat başka. Sokakta başka, okulda başka, evde başka bir mücadele var. Ve bu mücadeleyi yaşayan gençlerin sesi, çoğu zaman en son duyuluyor.
Belki de artık çocuklara ne izleyeceklerini, ne giyeceklerini, nerede duracaklarını söylemeden önce neden bu kadar öfkelendiğimizi, neden birbirimize zarar vermeye başladığımızı ve neden giderek birbirimizden uzaklaştığımızı konuşmalıyız.
Çünkü mesele yalnızca bugün yaşanan bir olay değil.
Mesele, yarın neyle karşılaşacağımızı bilmeden büyüyen bir nesil.
Ve belki de artık en çok bundan korkmalıyız:
Biz bütün bunlara alışmaya başlıyoruz.
Bir toplum için asıl tehlike, acının yaşanması kadar; acının artık kimseyi şaşırtmaması değil mi?
Yorumlar yükleniyor...