Esengül Doğan
Köşe Yazıları
Ne Oldu Bize? Ne ara bu kadar döndü gözümüz?
Eskiden düşmana dönen namlu, şimdi kendi kardeşimize döner oldu. Düşman dost, dost düşman oldu. Peki neydi bizi bu hale getiren? Acı mı, gözyaşı mı, yoksa içine hapsolduğumuz bir sistem mi?
Ne İçin Yaşıyoruz?
İnsan ne için yaşar, ne için mücadele verir? Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişir elbette. Kimi ailesi için, kimi kurduğu bir hayal için, kimi de daha iyi bir gelecek uğruna mücadele eder. Fakat son yıllarda bu sorunun cevabı, özellikle gençler arasında, giderek daha büyük bir bilinmeze dönüşüyor.
Bugün de güneş doğdu
Günaydın Türkiye Evet Türkiye, bugün de güneş doğdu. Hem de hiçbir şey olmamış gibi…
Bir Geceydi… Adı Vatan Oldu
Ey tarih! Kalemini sustur bir an. Çünkü anlatacağın gece, Ne mürekkebe sığar Ne de dile.
Tüketerek Değil, Üreterek Güçlenebiliriz
Son yıllarda farkında olmadan üreten değil, tüketen bir toplum hâline geliyoruz. Üstelik bu tüketim yalnızca aldığımız ürünlerle sınırlı değil; zamanımızı, fikirlerimizi, hayallerimizi ve hatta değerlerimizi bile tüketiyoruz. Her geçen gün daha fazlasını istemeyi öğrenirken, üretmenin ve emek vermenin kıymetini unutuyoruz.
Bu resim ne anlatır?
Bu resim bir kişiyi değil, bir düşünceyi anlatıyor; bir fotoğraf değil sadece bir tavır, bir portre değil bir duruş, bir geçmiş değil bir yön, bir iz, bir fikir. Bir devrimin sonu olmayan başlangıcı… ve tam da bu yüzden bu başlangıcın sonunu getirmek istiyorlar.
Bir kare fotoğraf neyi anımsatır?
Eskilerin tozlu defterlerinden kalmış hatıraları mı, yoksa özleyip de bir daha asla yaşayamayacağın anıları mı?
En Tehlikeli Silah: Zihnin Teslim Alınması
Biz genellikle ancak bombalar patladığında, silahlar konuştuğunda sesimizi yükseltiyoruz. Onlarca şehit verdikten sonra aklımıza geliyor konuşmak. Oysa sorulması gereken asıl soru şu: Birliğimize, inançlarımıza ve benliğimize doğrultulmuş bir namlu, silah değil midir?
İnsan bazen yetişemez. Ne zamana yetişir, ne kendine…
Hayat bir kum saati gibi akar ve insan avuçlarına düşen o tanecikleri tutmak ister, fakat zamanın kendi yasası vardır; akar, gider, durmaz. İnsan ne kadar hızlanırsa hızlansın, zaman her seferinde bir adım önde yürür. Bu fark, kalbin tam ortasında bir ağırlık bırakır. Adı kaygıdır. Adı yetişememe korkusudur. Adı kendine bile yetemediğini sanmaktır.
Milyon Tane Mustafa Kemal
Yedi düvelin korktuğu bir bedenden mi bahsediyoruz, yoksa çağları aşan bir ruhtan mı?
KAN VE DİRENİŞİN TOPRAĞI: FİLİSTİN
Filistin… Yüzyıllardır savaşın, işgalin ve acının gölgesinde yaşamış bir toprak. Her karışında bir tarih, her taşında bir çığlık var. Bu topraklar sadece Siyonist politikaların değil, küresel çıkarların sahnesi oldu. Filistin halkı hâlâ dimdik ayakta, hâlâ haklarını savunuyor, hâlâ direnişini sürdürüyor.
Yapay Çağın Yapay İnsanları
Bir zamanlar suya ve ekmeğe duyduğumuz ihtiyaç, bugün yerini internete ve sosyal medyaya bırakmış durumda. Sabah uyanır uyanmaz elimiz telefona gider, günün ilk ışıklarıyla birlikte parmaklarımız ekranın soğuk yüzünde kayar. Haberler, gelişmeler, dünyanın öbür ucundan gelen görüntüler… Her şey avucumuzun içinde, birkaç saniye uzağımızdadır. Bu, insanoğluna bahşedilmiş büyük bir kolaylıktır; düşüncelerimizi özgürce dile getirmek, toplumun sesi olmak, haksızlıklara karşı boykotlar düzenlemek artık
Kızıl Elma
Kızıl Elma, bir ülküdür. Bu hedef asla şaşmaz. En cesurları, en iyileri, en savaşçıları seçer. Ama sadece onlar değil… En güzel vicdanlıları, En temiz yürekli olanları, En çok sevenleri de alır yanına.
Bir Devrimin Doğuşu
Ordumuz dağıtılmış, emperyalizm dört bir yanımızı sarmıştı. İngilizler, Fransızlar, Yunanlar, İtalyanlar… Güzel yurdumuz adeta parçalanmak üzereydi. Rum çeteleri köyleri basıyor, masum Türk halkını katlediyordu. İzmir, Yunan ordusunun işgali altındaydı. Hükümet çaresiz, millet ise umutsuzdu. Artık bir şeyler yapılmalıydı; milletin bir ışığa, bir umuda ihtiyacı vardı. Ve o ışık, bir çift mavi gözde parladı. Masallardaki kahramanlar gerçekti; bir kahraman doğdu yurdumuzda, güneş gibi doğdu; umudu
GİZLİ MÜCEVHER
Günümüzden yaklaşık bin yıl önce Orta Asya bozkırında at sürüp kargı kullanan bir bilge adam geçti bu dünyadan. Kaşgar’da doğan bu bilge, babasının bir suikasta kurban gitmesinin ardından oradan ayrılıp bir bilinmeyene doğru yol alır. Bu bilinmeyen aslında kocaman bir okyanus olan Türk boylarının topraklarıdır. Bu okyanusta yıllarca dolaşan Kaşgarlı Mahmut, sonunda denizin dibinden pırıl pırıl bir inci çıkarır: Türkçe. Bu eşsiz incinin tarihin karanlık sayfalarında kaybolmasını istemez. Yazının