Beyazın İçinde Saklı
Tozlu kitaplardan bir masal çaldım kendime. Eski bir vaktin, unutulmuş bir cümlenin arasından… Yüz yıllardır aradığım kendime bir nihayet buldum. Hayatın gayesine bir liman; en güzelinden, en sessizinden.
Meğer insan, en çok da kendi içinde kaybolurmuş. Bir yalanı beğendim, önce kendime söyledim. Sonra dünyaya anlattım. Önce inanmalıydım ki inandırabileyim. Yalan ki ne yalan… Bazen hakikat, insanın taşıyamadığı kadar çıplak; yalan ise sığınılacak kadar güzel.
Sevilmek en güzelinden, sevmek en derininden… Bir masalın suyuna kapılıp, kıyısını bilmeden yürümek. Ne tuhaf, bir çift söze koca bir ömür sığdırmak. Bir yabancının susuşunda kendine yer aramak. Oysa bu çağ, kalbin kapısını çalmayı değil, kilidini değiştirmeyi öğretti bize.
Saklı düşlerimi yazdım bir kâğıda. Üstünü beyaz puntolarla çizdim. Görünmesin istedim belki; yahut biri, görünmeyeni okuyacak kadar dikkatli olsun bekledim.
En derininden sevmek de bir mesele. Bir kalbin kuytusuna bütün kışını bırakmak. Sevilmesen de açmak kapıyı. Gideceğini bile bile birine bahardan söz etmek… İnsan bazen kaybedeceğini bildiği şeylere, hiç sahip olamadıklarından daha çok bağlanıyor.
Belki de sevda dediğimiz, biraz da insanın kendi yokluğuna duyduğu özlemdir. Bir başkasında aradığı yüz, yıllardır kendisinden sakladığı yüzdür.
Ve bütün bu kalabalığın ortasında hâlâ bir liman arıyoruz. Ne haritada yeri var ne de adı biliniyor. Biraz güven, biraz merhamet, biraz da insanın insana yük olmadan yaslanabilmesi…
Ben yine de masallardan yanayım. Gerçeğin kıyısında, hayalin biraz ötesinde durmaktan. Yalnız bu defa bir yalanı sevmeyeceğim. Bir hakikati güzelleştirmeden de sevebilmeyi öğreneceğim.
Çünkü bazı insanlar bir ömür başkasına kavuşmayı bekler; bazılarıysa kendine dönmek için bir ömür harcar.
Ve insan, en çok da dönüp bakmaya cesaret edemediği yerde kalır.
Yorumlar yükleniyor...