YÖNETİCİLER HEP MASAL OKUMUŞLAR, YOL YOK, BİNA ÇOK...
*- MASTER PLANSIZ OLMAZ Tanınmış spor ve siyaset adamı Bahri Vreskala, iyice sinirlenmiş olmalı ki, kalemi eline alıp, ‘Yol yok ….. Bina çok … !!!’ diyerek, hepimizin bildiği ama dillendirmediği sıkıntıyı dillendirmiş, bazı örnekler vermiş. ‘Ama gelin görün ki, yapılan yatırımlara rağmen, İzmir’de ulaşım sıkıntısı, trafik çilesi azalacağına her geçen gün artıyor.’ diyen Bahri Vreskala İzmir’in master planının olmadığına dikkat çekiyor. Tabii bu bütün şehirlerimiz için geçerli. ‘Nüfusu art
*- ŞEHRE İHANETTİR
Şimdi de 68 yıllık İzmirli olarak yaşantısından birkaç örneği paylaşalım.
‘Geçmiş yıllarda İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyindeki bir toplantıya katılmıştım.
Konuşmalar sırasında eski Çiğli Belediye meclis üyelerinden biri; Çiğli İlçemizim imar planlarını yaparken iki katlı binalara izin verdiklerini ancak inşaat temellerinin 4-5 kata kadar sağlam atıldığını, bilahare iki katlı binaların zaman içinde 4 veya 5 kata çıkıldığını çok önemli ve faydalı bir iş gibi anlattı.
Peki bu kanunsuzluğa neden müsaade edildi, bu yapılan şehre ihanettir.
*- BORNOVA’DAKİ DURUM
Benzer bir olay da Bornova’da yaşandı.
Önceki Bornova Belediye Başkanlarından rahmetli Naşit Kılıç gecekondulaşmayı önlemek için o zamanlar boş olan şimdiki Atatürk Mahallesini parselleyip imara açtı.
Parselleri de çok cüzi bir ücret karşılığında vatandaşlara şartlı sattı.
Şartı, vatandaşlar evlerini Bornova Belediyesi tarafından hazırlanan iki katlı tip projelere göre yapacaklardı, yaptılar da.
Ama maalesef rahmetli Naşit Kılıçtan sonra birçok ev sahibi iki katlı evlerini 4-5 kata yükselttiler.
Sonra gelen Belediye Başkanları da oy kaygısı ile bu kanunsuz yapılaşmaya ses çıkarmadılar.
Böyle yönetim anlayışı olmaz, olmamalıdır.
Bu şehre ihanettir.
*- ÇOK ÜZÜCÜ
Daha da üzücü olan İzmir’in eski yollarının kenarlarında çok yüksek katlı binalar yapıldı ve yapılmaya da devam ediyor.
Ama gelin görün ki yeterli yol ve otopark yok, çok katlı binalar çok fazla var.
Bu da doğal olarak ulaşımı çekilmez hale getiriyor.
Öyle ki geçen ay Kayseri dönüşümde Otogardan Karşıyaka Bostanlıya servis ile 3 saatte zor geldik.
Benzer bir olay da geçen yıl yaşandı.
Karşıyaka Bostanlıdan Çeşme’ye otobandan araba ile 3.5 saatte gidebildik.
Çok acı bir durum, maalesef İzmir’e yakışmıyor.
*- İZMİR’DE YOK EDİLDİ
‘İstanbul ve İzmir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü görevlerim sırasında spor karşılaşmaları nedeniyle Avrupa’da birçok şehri, görme fırsatım oldu.
Bu şehirlerin çoğunda tarihi yapılar özel kanunlar ile korunmuş varlıkları günümüze kadar yaşatılmıştır.
Özellikle Moskova’da şehir içi yolları çok geniş tutulduğundan ulaşım da çok rahat yapılıyor.
Ama İzmir kendi güzel tarihini yok etmiştir.
Karşıyaka ve Alsancak’tan Güzelyalı’ya kadar olan sahildeki iki katlı cumbalı evler yıkılmış, yerlerine bitişik nizam on katlı binalar dikilmiştir. Alsancak Kordon’a yapılan on katlı binalarla ‘ÇİN SEDDİNİ’ dikerek, İzmir’in imbat’ını, rüzgârını kesenleri tarih affetmeyecektir.
Bu nasıl bir yönetim anlayışıdır?
Böyle yöneticilik olmaz, olmamalıdır.
*- HAYAL ALEMİ Mİ?
Şehrimizin ulaşımı ile ilgili yaşadığım bazı olayların birini paylaşmak istedim. Şöyle ki;
‘Tramvay Hattı…. ‘
2004 yılı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığımda ulaşımda çok önemli gördüğüm ve seçim çalışmalarımda her fırsatta toplantılarda, görsel ve yazılı basında anlattığım tamamen sahilden giden ilk etapta 65 km.lik ‘Karşıyaka Sasalı – Urla Karaburun Kavşağı Teknoloji Üniversitesi arası’ bilahare devamında Çeşmeye bağlanan 35 km.lik ikinci etap, toplam 100 km.lik çok uzun vadeli tramvay hattı projemi vatandaşlarla paylaştığımda, rakiplerim bana ‘hayal alemindesin, böyle proje olmaz!’ demişlerdi.
Benzer şekilde ‘Bostanlı Üç kuyular arasında tünel-köprü ulaşımı’ için de ‘hayal’ demişlerdi.’
*- İŞTE SONUÇLAR!
Köklü bir İzmirli ve İzmir aşığı olarak, hemşehrim Bahri Vreskala’ya teşekkür ediyorum.
Keşke her İzmirli anılarını anlatıp, başkanlara ve belediye meclis üyelerine ‘Ne yapıyorsunuz?’ diyerek hesap sorabilse!
Sonuç böyle olabilir mi?
Ama size Feyzi Hepşenkal’dan öğrendiğim, ‘İşte sonuç!’ diyebileceğim aykırı bir yeni olayı vereyim:
Önce Feyzi’nin notu:
‘Memleket battı.
Boş lafa devam...
Tavır koyun, tavır.
Hiç değilse, SELAM VERMEYİN bunlara.’
Ve günün haberi:
‘Ünlü mimar, şehir plancısı 86 yaşındaki Turgut Toydemir, trafikte tartıştığı sivil giyimli polis memuru tarafından silahla vurularak, öldürüldü.’
Daha ne diyeyim, ne yazayım?
İşte Manisalık, ya da Bakırköylük halimizin özeti…
Herkes çıldırmış durumda!
*- İSTANBUL’DAN ÖRNEK
İzmir ve İstanbul Beden Terbiyesi ve Gençlik İl Müdürlüklerini yapan, spor adamı olarak memleketimizin birçok noktasında tesislerin yapılmasını sağlayan Bahri Vreskala müdürümüzün yazısına şu yanıtı örnek olarak verdim:
Yazı elimi geçtiği gün, İstanbul’da Ayazağa- Mamak arasındaki (Galatarasay Statyumunun hemen arkasından) bir kilometrelik yolu bir saat 15 dakikada), toplamda Mamak- Beşiktaş (Arnavutköy) arasındaki 9 kilometrelik yolu 3 saatte, iki gün önce ise bu 9 kilometrelik yolu 3,5 saatte aldığımı söyledim.
*- AKIL ALMAZ DURUM
Urla’da tanık oldum…
Atatürk Mahallesi’nde yeni yapılan villalara, İstanbul’dan İzmir’e taşınan üç genç aile taşındı.
Yeni komşularımıza ‘Hoş geldiniz!’ diyemeden taşındılar.
Merak edip sorduk;
‘Bizim işimiz internet ile ama yeterli ve önemli hizmeti alamıyoruz. Tüm başvurularımız boşuna oldu! Bu nedenle yeniden başka yerlere taşınmak zorunda kalıyoruz!’ dediler.
Aklım bu işe yatmadı…
Ama öğrendiğime göre memleketimizin hali buymuş!
Araştırmaya göre;
Türkiye’nin yüzde 45’i güvenilir ve hızlı internet imkânı bulamadığında taşınmayı düşünüyor…’
Bu zamanda bu sonuç!
Ama gece gündüz, tatil- bayram demeden üç servis sağlayıcı arayıp duruyor, bazı televizyonlara reklam için milyonları harcıyor.
Ama şebekenin iyileşmesi için para yok, çalışma yok!
*- KRİTİK ROL OYNUYOR
İnternet Değişim (IX) operatörü DE-CIX tarafından gerçekleştirilen yeni bir araştırma, Türkiye’de konut tercihlerinde internet altyapısının giderek daha kritik bir rol oynadığını ortaya koydu.
Yaşam alanı tercihlerinde önceliklerin neler olduğu konusunda önemli bulguları açığa çıkaran araştırmaya göre yaşamak için yeterli alan, iyi toplu taşıma bağlantıları ve uygun fiyatlı konut maliyetleri gibi faktörlerin yanı sıra neredeyse yüzde 60’lık bir oranla konut seçiminde hızlı ve güvenilir interneti önemli bir kriter olarak değerlendiriyor.
Güvenilir internet, taşınma motivasyonlarında öne çıkıyor.
Araştırmaya katılanların yüzde 70’ten fazlası, yaşam alanlarında önemli buldukları faktörlerin eksikliği durumunda taşınma fikrine sıcak bakıyor. Bununla birlikte, mevcut konutlarında hızlı ve güvenilir internet imkanına sahip olmadıklarında taşınmayı düşüneceklerini ifade edenlerin oranı ise yüzde 45.
*- YAŞAM ALANLARININ İLK ŞARTI
Özellikle 25-34 yaş arası genç yetişkinler, hızlı ve güvenilir internet eksikliğini yaşam alanını değiştirmek için güçlü bir neden olarak görüyor. Bu durum, dijital altyapının hem bireylerin hem de toplulukların yaşam kalitesindeki yerini yeniden düşünmeye yönlendiriyor.
Hızlı ve güvenli internet, günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası fikrine katılıyorum. Ben de Ocak ayının 20’sinde taahhüt sürem bitince, kuruluşundan bu yana abonesi olduğum Turkcell Superonline’den ayrılacağım.
Çünkü kesilmelerden, aradığım zamanlarda yanıt alamamamdan, bir türlü ilk zamandan bu yana kullanmak zorunda kaldığım modemi değiştirtememenden, daha doğrusu sinir olmaktan kurtulmuş olacağım.
*- AÇ KALACAKLAR!
Yalnız internet mi bize zoru yaşatıyor.
İşleri internetle olan madenciler de, ‘2024 zor yıldı, 2025 daha zor olacak!’ diyor.
Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, madencilik sektörünün, finansmana erişimde yaşadığı sorunlar, düşük döviz kuru, yüksek enflasyon ve ihraç pazarlarındaki daralma nedeniyle 2025 yılına da çok umutlu giremediğini, 2025 yılının zor yıllar arasına adını yazdırmaya aday olduğunu söyledi.
‘Hayatımız Maden!’ mottosuyla Türkiye’nin yeraltı zenginliklerini, ekonomiye kazandırarak, Türk ekonomisine 60 milyar dolarlık katma değer sağlayan Türk madencilik sektörü, Türkiye’de uygulanan dezenflasyon politikası nedeniyle 2024 yılını çok zor geçirdiğini açıkladı.
Denizli’de, ‘Maden Sektör Toplantısı’nda konuşan EMİB Başkanı İbrahim Alimoğlu, orman bedelleri, ruhsat harçlarının yüzde 44 olarak ilan edilen yeniden değerleme oranında artacağını, asgari ücrete gelecek artışında maliyetlerine yansıyacağını vurguladı.
Alimoğlu, maliyetlerinin arttığını, döviz kurunun artmadığını belirterek,
‘Enflasyonla mücadeleyi destekliyoruz ancak ihracatçılar olarak ihracat yapabileceğimiz bir ekosistemin korunmasını istiyoruz. Günümüzde ihracatçılarımız maliyetine hatta zararına ihracat yapmak durumunda kalıyor.’ diyor.
Anladığım kadarıyla bu gidişle maden ihracatçıları aç kalacak, evlerine ekmek götüremeyecek…
Bu nedenle yetkililerden anlayış bekliyorlar.
Baksanıza, ‘Maliyetine, hatta zararına ihracat yapıyorlarmış…’
*- BUNLAR NELER?
‘Gülelim mi, ağlayalım mı?’ bilmiyorum.
Bakanlığın ve neredeyse önemli tüm belediyelerin destekledikleri, Mersin’de altıncısı, Gıda ve Ziraat Mühendisleri’ odaları tarafından düzenlenen ‘Geleneksel Gıdalarımız’ toplantısı yapıldı.
300 bilim adamı katıldı.
Söylenen, birçok geleneksel ürünümüz ortadan kalktı.
Coğrafi işaretin önemine değinildi.
Örnek olarak ‘Peynir’ gösterildi, 42 çeşit peynirin olduğunu sadece ‘Ezine Peyniri’ için AB’de kayıt yapıldığı anlatıldı.
Bana sorarsanız ben 20 çeşit peynirimizi bilmiyorum ama en basitinden Fransa’ya gidenlere sorun, otellerindeki yemeklerde, kahvaltılarda kaç çeşit peynir çıkarılıyor?
Şöyle söyleyeyim:
Geleneksel gıdalar, her kültürde olduğu gibi ülkemizde de coğrafya, iklim, tarımsal üretim imkânları ve geleneksel yaşam tarzının etkisi ile şekillenmiş, yüzlerce yıldır üretimleri süregelen gıda maddeleridir.
Bu gıda maddelerinin her biri, uzun yıllara dayanan deneyimle biçimlenmiş, zamanında hiçbir modern teknoloji olmaksızın, sadece yerel imkânlarla ve gıda muhafazasının temel faktörlerini sanatsal bir incelikle kullanarak oluşturulan son derece özgün ürünlerdir.
*- KÜLTÜREL MİRAS
Bu özellikleri ile geleneksel gıdalar, kültürel mirasın önemli bir yapı taşı niteliğindedir. Kırsal ekonomiye, iç ve dış turizme, iklim değişikliği ile mücadeleye katkısı, toplumları buluşturması ve kaynaştırması gibi, insan beslenmesinin ötesinde öneme sahip olan ve mutlaka korunması gereken ürünlerdir.
Geleneksel gıdalar bu özellikleri ile sadece gıda ve ziraat bilimi açısından ele alındığı takdirde, eksik tanımlama olacaktır.
Bu yüzden gastronomi, antropoloji, sosyoloji gibi bilim dalları ile birlikte değerlendirilmesi gereken çok disiplinli bir konudur.
Geleneksel gıdaların incelenmesinde farklı mesleklerin bakış açılarının da ele alınması önemlidir.
Geleneksel ürünlerimiz, gıdalarımız nelerse, bunlar sadece kooperatifler tarafından yaşatılır ve dünyaya tanıtılır, benim bu konudaki inancım da budur. Yoksa ticari yaklaşımlar, sanayiciler bu konuda sadece para kazanmayı düşünürler.
*- İSRAF EDEN, İFLAS EDER!
Konuyla ‘Geleneksel Gıdalarla’ ilgili bir konuyu daha anlatayım:
Türkiye Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel Başkanı Nihat Çelik, ‘2025 yılında tarımsal üretim artışlarının sağlanması ve aynı zamanda ‘israf eden iflas eder!’ düşüncesinden hareketle gıda israfının önlenmesi için topyekûn seferberlik ilan edilmelidir.’ Diyor.
Temennimiz 2025 yılının hem üreticinin hem de tüketicinin mutlu olacağı bir yıl olması, başka bir şey diler, düşünebilir miyiz?
Öncelikle küçükbaş hayvan sayısı ve verimlerinin mutlaka artırılması gerektiğine dikkat çeken Çelik, kırmızı et üretiminin artırılması halinde ülke gündemini sürekli meşgul eden et fiyatları ve beraberindeki ithalat ile ilgili sorunların ortadan kalkacağını söyledi.
Söylendiğine göre,
‘Ülkemiz küçükbaş hayvancılık coğrafyasıdır.
Atalarımızdan miras kalan peygamberler mesleğidir.
Küçükbaş hayvancılık genel anlam itibarıyla hayvancılıkta aşılamayan sorunların çözüm yoludur.
Dolayısıyla bu sektörün güçlü olması için sektörün asli sahipleri olan Birliklerimizin de mevzuat, mali ve idari açıdan güçlü olmaları gerekir.
Bu konuda somut adımların atılması sektörümüze çok önemli bir ivme kazandıracaktır.
Tüm paydaşlar, yetkililerle de el ele vererek sektörü zirveye taşıyabilirler.’
*- ‘NAPOLYON!’ HER YERDE?
Amerikan teknoloji liderlerinin siyasi finansmanı, 2024 ABD başkanlık seçimlerini önemli ölçüde etkiledi.
Guardian’ın raporlamasına göre, Silikon Vadisi toplam 394 milyon dolardan fazla bağış yaptı.
Bunun % 61,5’u Elon Musk’ın Donald Trump’ın kampanyasına yaptığı yaklaşık 243 milyon dolarlık bağıştan geldi.
Bağışçılar teknoloji sektörünün en büyük şirketlerinden geldi:
Google, WhatsApp, LinkedIn ve Netflix.
Diğerleri teknolojiye yatırım yaparak milyarlar kazanan güçlü risk sermayedarlarıydı.
Kripto para savunucuları, başkanlık kampanyalarına ve önemli kongre yarışlarına para pompalarken bu seçimde özellikle aktifti.
Çünkü düzenlemeyi savuşturmak için mücadele ediyorlar.
Diğer teknoloji katkıları da, teknoloji sektörünün düzenleme, vergilendirme ve inovasyonla ilgili politikaları etkilemeyi amaçlayan siyasi süreçlere artan katılımını yansıtıyor.
Kim, kimden, ne kadar bağış aldı?
Trump, teknoloji dünyasının en büyük isimlerinden toplamda 273,2 milyon dolar bağış aldı. Bunlar arasında şunlar yer alıyor:
*- ZENGİNİN PARASI
Tesla, SpaceX ve X’in (eski adıyla Twitter) sahibi ve tahmini net serveti 350 milyar dolar olan Elon Musk’tan 242,6 milyon dolar .
Girişim sermayesi şirketi Andreessen Horowitz’in (a16z olarak da bilinir) milyarder kurucusu Marc Andreessen’den 5,5 milyon dolar . Andreessen’in kurucu ortağı Ben Horowitz, başlangıçta Trump’ı desteklese de daha sonra Harris’e yöneldi .
Facebook’un 2014 yılında 19 milyar dolara WhatsApp’ı satın almasıyla servetinin büyük kısmını kazanan WhatsApp’ın kurucusu Jan Koum’dan 5,1 milyon dolar .
Kamala Harris ise toplam 120,9 milyon dolar aldı:
2008 yılında sosyal medya şirketinden ayrılıp iş akışı yazılım şirketi Asana’yı kuran Facebook’un kurucu ortağı Dustin Moskovitz’den 51,1 milyon dolar.
LinkedIn’in kurucu ortağı Reid Hoffman’dan 17 milyon dolar .
Kripto para şirketi Ripple’ın milyarder başkanı Chris Larsen’den 11,7 milyon dolar…
Biliyorum, bazılarımız ‘Bana ne?’ diyor…
Haklılar…
Türkiye’deki ‘Bağışçıları’ tam anlamıyla bilmiyoruz.
Henüz açıklanmıyor.
Burada şunu söylemek istiyorum:
Bu şirketler ya da şahıslar ‘Sevdikleri’ için mi, bu kadar büyük bağış yapıyorlar…
Tabii ki kendi menfaatleri ve gelecekleri için…
Tesla’yı da gördük, diğerlerini de….
Nasreddin Hoca’nın dediği gibi ‘Parayı veren düdüğü çalıyor!’
Zenginin parası zühürdün çenesini yorarmış…
Bizim ki de bu hesap!
*-
Yorumlar yükleniyor...