AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA
Köşe Yazısı

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
21 Oct 2026 9 dk okuma 174

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

Ruh sağlığı da bilişsel, duygusal ve davranışsal iyilik halinin olduğu
bir olgunlaşma sürecidir.

Kişinin kendisi, ailesi ve çevresiyle kurduğu ilişkiler, hayatın
gündelik problemleriyle baş edebilme becerisi ruh sağlığını etkiler.

Aynı vücudunuz gibi zihin ve duygular da zorluklar karşısında denge arar.

Denge bulmakta zorlananlar, yaraları büyük olanlar veya sadece
paylaşmak isteyenler her bekleyiş sadece zamandan yer.

Bu sefer kendinizi seçin, çünkü akıl sağlığınız servetinizdir…

Tabii ki, tüm yazdıklarım, yani emeğim bir yanlış tuş ile uçup
giderse, ben de Mustafa Foçalı üstadımdan yardım alırım, her zaman
olduğu gibi…



*- DOSTUN BÖYLESİ

Ali Güreli zeytinci…

Bu konuda Türkiye’nin en uzman ve sözü geçerli yaklaşık 10 üstattan biridir.

Bazen ironi yaparak, bazen yazılarına espri katarak, bazen de kara
mizah ile durumumuzu özetleyerek, anlatır.

Anlayana saz, anlamayana davul zurna az, der…

Bu yıl zeytinci yine ağlıyor.

Ulusal diyerek nasıl trajları yerlerde sürünürken kurumlardan büyük
maddi menfaat sağlayanlar varsa, maalesef bizim zeytin üreticilerimiz
de büyük olasılıkla fiyat yönünden yerlerde sürünecekler…

Nasıl mı?

İşte Ali Güreli bir noktada anlatıyor…

Birlikte okuyalım:

“ABD Türkiye’den ithal ettiği Zeytinyağına yüzde 12,5 gümrük koydu.

Ama Tunus’tan ve Suriye’den olan ithalatına koymadı bunun anlamı
‘artık ben onları tercih ediyorum’ demektir, bence.

Aslında ABD ne istedi ise yaptık bizde.

Apo’ yu bile bağrımıza bastık.

En olmayacak U dönüşler zigzaglarımız bile var.



*- ŞENLİKLER, ALDATMACA GIRLA

Ama bence asıl İsrail yön veriyor onlara, bu en ince detayları filan o
ayarlıyor.

Ne ihracatçı birlikleri ne bakanlık bir şey yapamıyor.

‘Nasıl olsa hiçbir şeyi değiştiremeyiz!’ diye düşünüp tadım
yarışmaları , hasat şenlikleri gırla…

Aynı kasabada mesela dört farklı hasat şenliği yapılıyor!

Biri belediyenin yaptığı, diğeri şehrin bir mahallesinde yapılan,
diğerleri firmaların kendi düzenlediği…

Bunların hepsini takip edip sezonun ilk yağı yok bilmem ne hasat yağ
falan iki üç kelime kafandan atma iki satır yazan basın mensupları
yıllık yağ ihtiyaçlarını fazlası ile koyuyor kenara, hatta fazlasını
bile alıp değerlendiriyor.

‘Zeytinyağı sağlık demek’ ok fakat ‘zekaya çok pozitif bir etkisi var
mı?’ şüpheli bence.

Aynı anda 13 000 kişiye tadım yaptırıp bilmem ne rekorlar kitabına
girip sektörün sorunlarına çare bulduğunu düşünen de var.

Üretici için çok sancılı geçeceği belli olan bir yıl bu kadar kutlanılır mı?



*- İÇİMİZDEKİ ÜÇKAĞITÇILAR

 Tabi bir kötü haber de sektör maşrapacılarına.

250 liraya mal edip yok taş baskı bilmem ne polifenol diye 500-600’e
satmayı hayal edenlere, bu yıl olmaz o iş…

Marketlerde yağ fiyatları dibe vurur; üstelik kaliteli yağlar da buna
dâhil olur.

Oyle 400-600 lira/ kg mı satılmaz süslü laflarla o yağlar (1000 liraya
satmak isteyen bile vardı .

Son sözü çatı bilmem neyiyim diyen konsey söylesin isterim.

Allah sizi bildiği gibi yapsın…”



*- PAS SÖKÜCÜLER

Sevgili ‘Bisikletçi’ dostum, meslektaşım Atalay Erseven için
geçenlerde ‘araştırmacı’ demiştim.

Benim gibi o da özellikle geleceğimiz dediğimiz çocuklarımıza,
torunlarımıza, bunların geleceklerine ve tabii ki sağlıklarına çok
önem veriyor.

Sağlığın kafadan, yani beyinden başladığını düşünenlerimizden.

Tabii ki özgürlük ile birlikte midemiz de çok önemli.

Yani beslenmemiz.

Bugün sözü Atalay Erseven’e vereceğim.

Kaç gündür gündemimde idi.

Daha bir  o kadar belki bekleyecekti.

Ama gün boyu yaptığım uğraş boşa gitti, tüm yazılarım silindiği için,
erken karşınıza çıkıyor Atalay Ergezen….

“Modern sağlıklı yaşam endüstrisinin en sevdiği korkuluklardan biri
"paslanmak"tır.

Kafamızda hemen tanıdık bir imge canlanabilir:

Kışın yağmurda, ayazda unutulmuş bir bisiklet zinciri…

Bakımsız kalmış, kızıl bir küfe bulanmış, birbirine kaynamış ve dönmez
olmuş baklalar. “İşte hücreleriniz de böyle paslanıyor.
Oksitleniyorsunuz, çürüyorsunuz. Pas sökücüler gelsin.”



*- O SÜREÇ

Kulağa pek ikna edici gelen bu benzetme, aslında biyolojinin en temel
mucizesini tersyüz eden muazzam bir algı illüzyonu.

Çünkü kimyasal dilde "oksijenasyon" denilen o süreç, sadece demiri
çürüten bir felaket değil; insanın nefes almasını, kanın can
taşımasını sağlayan asıl mekanizmanın ta kendisi.

Tohum, hangi koşullarda serbest radikalleri azaltır, hangi koşullarda çoğaltır?

(Oksijenasyon):

Bir ortama, kana veya dokulara oksijen kazandırılması/oksijenle
yüklenmesi (Oksidasyon):

Bir maddenin diğer maddeyle reaksiyona girerek elektron kaybetmesi ya
da kazanması. Elektron alan/veren ajanın adı OKSİDAN.

Bu yazının konusu, “fitik asit etkinliği” düşürülmeden “antioksidan”
olarak algılanan kepekli tahıl ürünlerinin dramatik süreci…

ZİNCİRİ DÖNDÜREN DEMİR; OKSİTLENMESİN,

HEMOGLOBİNDEKİ DEMİR; OKSİJENLENSİN…



*- ENERJİ İÇİN

Kandaki alyuvarların kalbinde bir hemoglobin molekülü, onun da
merkezinde demir oturur.

Akciğerinize çektiğiniz hava ile dokularınız arasındaki köprüyü kuran
tek şey bu demir atomu.

Oksijenlenme; demirin oksijenle kurduğu o hayati dans.

Demir, oksijeni sırtlar ve hücrelere taşır.

Eğer vücut oksijeni yakıt olarak kullanamazsa, yani kontrollü bir
"yanma" ve geçici elektron transferi (oksijenlenme) gerçekleşmezse
mitokondri enerji üretemez.

Bisiklet zinciri örneğinde; zincirin dönmesini sağlayan kuvvet bizzat
o oksijenlenmiş metabolizmanın ürettiği enerjidir.

Zinciri döndürmeyen de; zincirin OKSİDASYONUDUR.

Fakat asıl trajedi, bu algı operasyonunun sofralarımıza yansıyan yüzünde.

TOHUMUN KALKANI, İNSANIN KELEPÇESİ…



*- PARÇALAMAK İMKANSIZ GİBİ

Bir buğday tanesi, bir arpa ya da çavdarın kendi neslini sürdürme
stratejilerinden biri; çeperindeki koruyucu doku.

Tohum, embriyosunu korumak için çeperine kusursuz bir kimyasal kalkan
yerleştirir:

Fitik asit.

ONU SÜREKLİ YEMEYE KALKAN DİĞER CANLILAR ZARAR GÖRÜR.

Bitkiler ile hayvanlar arasındaki tohum düzenine baktığımızda, görünen
o ki; tohum tüketen canlı türü oldukça sınırlı.

Bir şekilde tüketenler, tohumu başka bir yere taşıma işlemini
gerçekleştiriyor. Çiğnenmeden yutulduğunda, insan dahil hiçbir
canlının sindirim sistemi tohumu parçalamaya yetmiyor.

Tohumun çekirdeğin dışındaki koruyucu kalkan, yabancı saldırganların
istilasını engelleyecek şekilde tasarlanmış.

Birçok türde, kendisini bir meyvenin içine saklayarak, üremekle ilgili
genetik verisini başka bir bölgeye taşınmasını sağlıyor.

Fitik asit, tohum için mükemmel bir "antioksidan".

Tohumun içindeki demiri, çinkoyu ve mineralleri öyle bir kıskaçla
kilitler ki, toprakta beklerken havayla temas edip erken çürümesin
(paslanmasın), bakteriler mineral bulup tohumu istila edemesin.

Tohum, fitik asit sayesinde uyur; kendini oksijene kapatır.

Peki, insan bu tohumu doğru dürüst hazırlamadan, çiğden, sözde "lif ve
antioksidan zengini" diyerek kontrolsüzce midesine indirirse ne olur?



*- ZİNCİRLEME

Tohumun paslanmasını önleyen o kalkan, bu kez insanın bağırsağında
devreye girer. Yediğiniz gıdadaki minerallere, demire bir mengene gibi
yapışır.

Demir emilemez, kana karışamaz.

Demir olmayınca hemoglobin eksilir.

Hemoglobin eksilince dokulara taşınan oksijen debisi düşer.

Sonuç?

Hücre oksijensiz kalır, gerçek anlamda paslanmaya başlar.



*- EKŞİ MAYANIN SIRRI

Geleneksel insan bir biyokimya laboratuvarına sahip değildi ama
sezgisi kusursuzdu. Tohumun bu kilitli zırhıyla doğrudan beslenmedi.

İnsanoğlu tahıl üretmeden önce büyükbaş hayvanlar otçuldu.

Nasıl oldu da diğer canlıların aksine bol miktarda tahıl tüketebilir
hale geldiler ?

Genetik kodları otçul olan büyükbaş hayvanlar, İnsan eliyle,
çiftliklerde bol tahıl tüketmeye başladıklarında; otlardaki selülozu
sindirebilmek için geliştirdikleri 4 aşamalı mideleri, fitik asidi
tolere edebildi.

Ama ne kadar?



*- FİTİK ASİT

Fermente edilmiş yemlerin oranı nedir, belli değil.

Ama büyükbaşların doğal tüketim sisteminin ne kadar zoraki
değiştirildiği, senede tükettikleri antibiyotik miktarında
görülebilir. (Antibiyotikler başka isimler altında süslenmediyse)

Çünkü, biz insanların et ve süt tüketimine yetişmeye çalışan çarkın
içinde; “verimlilik” grafiğini tutturabilmek üzere sindirim
sistemlerini ve sınırda duran sağlıklılıklarını ayakta tutabilmek
için, aşı ve ilaca müebbetler…

Gel gör ki, şu dramatik işleyişe…

Fitik asit mağduru ettiğimiz inek, buzağısının şırdanından bize EKŞİ
MAYANIN en has ve yoğun bakterisini veriyor.

Anadolu’da ekşi mayayı kurarken süt emen yavrunun şirdeninden gelen
nazik laktik asit florası kullanılırdı.

Hamur saatlerce, günlerce fermente edilirdi.

Ortam asidikleştikçe tohumun içinde uyuyan "fitaz" enzimi uyanır,
fitik asit zırhını parçalar, kilitli tutulan demiri ve çinkoyu serbest
bırakırdı.

 İnsan ancak o zaman tohumun ateşinden faydalanabilirdi.



*- İKİSİ BİRDEN

Kelimeler tesadüfen seçilmez.

Eğer vücudunuzun yakıtı oksijense, gücü taşıyan demirse; kontrolsüzce
yüceltilen ve tahılın mineral bağlayıcı zırhıyla örtüşen "antioksidan"
arayışında, her çeşit tohumu tüketme biçimleri yeniden değerlendirmeye
ihtiyaç duyuyor.

Kıtlık zamanında köyünden kalkıp Hacı Bektaş Veli’nin dergahına giden
Yunus Emre'ye, Hacı Bektaş "Himmet mi istersin, buğday mı?" diye sorar

Yunus “Buğday” der.

Sonra hatasını anlayıp geri döner.

Bu menkıbe günümüze uyarlansaydı…

Kıtlık zamanı Yunus Hacı Bektaş Veli ‘nin dergahına gider.

“Buğday mı istersin, bilgi mi?” sorusuyla karşılaşır.

Yunus da desin ki:

“Kullanım kılavuzu olmayan ilaç zarar verir.

Hem buğday hem de bilgi”

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 366

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 219

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 352

EZELDEN KANDIRILMAYA ALIŞTIK

*- FELAKET Bugün ‘Bana Ne?’ Dediğin Felaket, Yarın Senin Kapını Çalabilir! Bir örnek vereyim, belki bazılarının kafasına ‘dank!’ der… “Fare evde bir kapan görünce telaşa kapılır ve yardım ister: Tavuk, ‘Bana ne!’ der. Koyun, ‘Elimden bir şey gelmez!’ der, İnek, ‘Benim için mi? Ben mi kapana gireceğim’ der.

19 Oct 2026 20

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...