BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ
*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.
Dikiz aynalarına bakmayı bırak.
Önüne bak. Yoluna odaklan.
Kontrol edebildiğini düzelt.
Değiştirebildiğini değiştir.
Gerisini Allah’a havale et.
Çünkü bazen kayıp sandığın şey, aslında seni yanlış yerde tutan bağın
kopmasıdır.
Ve zaman geçince daha net anlarsın:
Kaybeden sen değildin.
Asıl kaybeden, elindeki altının kıymetini bilmeyendi.
Sence insanı daha çok ne yorar: değer görmemek mi, değeri bilmeyene
takılıp kalmak mı?
Bu güzel yazıyı Mustafa Foçalı paylaştı, Mehmet Dağcı ise kaleme almış..
Bana sorarsanız, takılıp kalmayın, ama nedense bu elde değil işte…
*-“BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ
Prof. Dr. Mehmet Koştumoğlu, Akhisar Lisesi öğrenciliğinden bu yana ahbabım.
Bizim Akhisar muhabir ve özellikle foto muhabirliğimizi yapıyordu.
İfadesine göre, bir tren kazasında ‘Neden daha faza kare çekmedin!’
diye bir iki ‘itici, güç verici’ sözler etmişim.
Tabi benim anımsamam mümkün değill
Normal günlük yaşantım onlarca muhabir arkadaşımla böylesine hareketli
ve canlı geçiyordu.
Sonraları ne oldu, söyleyeyim de şaşın!
Bir gün patron durumundaki Aydın Bilgin bizleri topladı, ‘Yarından
itibaren herkes fotoğraf dersi alacak, eğitmeniniz Londra’dan geldi…’
dedi.
Öğrenci gibi bütün muhabir, foto muhabiri ve yazı işleri müdürleri
toplantı salonunda hazır bir şekilde bekledik.
Karşımıza bizim lise çağlarından bildiğimiz, Güzel Sanatlardan Prof.
Dr. Mehmet Koştumoğlu geldi.
Belki de gruptan tanıyan tek bendim.
*- ÖZEL DAVETLİLER
İşte bu değerli bilim insanımız, yüzlerce öğrenci yetiştiren Prof. Dr.
Mehmet Koştumoğlu, geçenlerde bir belgeseli, özel davetlilerle
birlikte izledi.
Şöyle diyeyim:
“Akademisyen ve yönetmen Prof. Dr. Ragıp Taranç’ın yaşamını, akademik
kariyerini ve sinemaya olan tutkusunu konu alan, Öğr. Gör. Dr. Melih
Tomak’ın yönetmenliğini üstlendiği “Bir Hayatın Kadrajı: Ragıp Taranç”
adlı belgesel filmin ilk gösterimi, sınırlı sayıda katılımcıyla 15
Ekim 2026 tarihinde İzmir Kültür Sanat Fabrikası Zehra Çiçek Sanat
Atölyesi’nde gerçekleştirildi…”
Belki tahmin etmişsinizdir, Akademisyenlerin, sinema alanından
isimlerin ve özel davetlilerin katılımıyla gerçekleştirilen
gösterimde, Prof. Dr. Ragıp Taranç’ın çocukluk ve gençlik yıllarından
başlayarak sinemayla tanışması, akademik yaşama uzanan yolculuğu ve
sanatla kurduğu güçlü bağ izleyicilerle buluşturuldu.
İşte bu Prof. Dr, Ragıp Taranç da bizim mesleğimizle ilgili olduğu
gibi dostumuz Prof. Dr. Mehmet Koştumoğlu’nun da iyi dostu,
meslektaşı…
Şimdi anlatımı sürdüreyim:
*- AKADEMİSYENİN YAŞAMI
Belgesel, Taranç’ın kişisel anıları, arşiv fotoğrafları, yaşamına
tanıklık eden isimlerin anlatımları ve sinematografik görüntüler
aracılığıyla bir akademisyenin yaşam öyküsünü ele alıyor.
İzmir’in kültürel belleğine ve sinema tarihine de temas eden yapım,
geçmiş ile bugün arasında görsel ve düşünsel bir bağ kurmayı
amaçlıyor.
“Sinema, Bellek ve Akademik Yaşam Bir Arada…” diyerek devam edelim:
“Yönetmenliğini ve çekimlerini Öğr. Gör. Dr. Melih Tomak’ın
gerçekleştirdiği belgeselde, geleneksel belgesel anlatımının yanı sıra
dijital görüntü işleme ve yapay zekâ destekli görsel üretim
tekniklerinden de yararlanıldı.
Kişisel arşiv materyalleri ile güncel görüntülerin bir araya
getirildiği yapımda, geçmişe ait anıların görsel anlatımla yeniden
yorumlanması hedeflendi.
Belgesel, yalnızca Prof. Dr. Ragıp Taranç’ın bireysel yaşamına
odaklanmakla kalmayıp sinema eğitimi, akademik üretim, kültürel bellek
ve kuşaklar arası bilgi aktarımı gibi konuları da izleyicilerin
değerlendirmesine sunuyor.”
*- İLK GÖSTERİM TEŞEKKÜR BELGELERİYLE TAMAMLANDI
Samimi bir atmosferde gerçekleştirilen özel gösterimin ardından
belgeselin içeriği, yapım süreci ve sinematografik anlatımı üzerine
değerlendirmelerde bulunuldu. Etkinliğin sonunda Prof. Dr. Ragıp
Taranç ve belgeselin yönetmeni Öğr. Gör. Dr. Melih Tomak’a teşekkür
belgeleri takdim edildi.
Gösterime katılan akademisyenler, sinema alanından konuklar ve
davetliler, belgeselin ortaya çıkış sürecine ve ele aldığı yaşam
öyküsüne ilişkin düşüncelerini paylaşma fırsatı buldu.
İlk gösterimi özel davetlilerin katılımıyla gerçekleştirilen “Bir
Hayatın Kadrajı: Ragıp Taranç” belgeselinin, önümüzdeki günlerde daha
geniş bir izleyici kitlesiyle buluşturulması planlanıyor.
Akademik ve sanatsal çevrelerin yanı sıra sinemaseverlerin de
katılımına yönelik düzenlenecek geniş kapsamlı gösterimin tarih, saat
ve yer bilgileri ilerleyen günlerde kamuoyuyla paylaşılacak.
“Bir Hayatın Kadrajı: Ragıp Taranç”, sinemaya adanmış bir yaşamı,
kişisel belleğin izlerini ve akademik birikimi aynı kadrajda
buluşturarak gelecek kuşaklara görsel bir belge bırakmayı amaçlıyor.
*- BELGESEL KÜNYESİ
Belgesel Adı: Bir Hayatın Kadrajı: Ragıp Taranç
Yönetmen: Öğr. Gör. Dr. Melih TOMAK
Belgeselin Konusu: Prof. Dr. Ragıp TARANÇ
Tür: Biyografik Belgesel
İlk Gösterim Tarihi: 15 Ekim 2026
Gösterim Yeri: İzmir Kültür Sanat Fabrikası – Zehra Çiçek Sanat Atölyesi
Yapım Yılı: 2026…
Herhalde verdiğim bilgilerden, belgeseli çekilen Prof. Dr. Ragıp
Taranç’ın gerek fotoğrafçılık, gerekse filmcilik konusunda ne kadar
değerli ve önemli bir isim olduğunu tahmin etmişsinizdir.
Keşke bilim adamlarımızın gelecek kuşaklara örnek olarak görmeleri
için belgeselleri çekilse…
Avrupa ve Amerika ülkelerinde hatta Asya ve dünyanın her köşesinde,
‘kıymeti bilinenlerin’ belgeselleri çekiliyor, film haline
getiriliyor.
*- BİR ÇIRAK YETİŞMEZSE…
Çukurova’nın sesi Remzi Yıldırım gazeteciliğinin, haberciliğinin,
yazarlığının yanı sıra proje insanı olduğunu biliyorum.
Yakın zamanda ‘Bir çırak yetişmezse, yarın bir usta eksilir” projesini
yaşama geçirmek için ayrıca bir de platform kurdu.
İşte bu Adana Çırak Platformu’ndan geleceğe çağrı yapıldı.
“Birlikte düşünelim, birlikte üretelim, birlikte sahip çıkalım...”
diye başlayan çağrıda şöyle deniliyor:
“Bugün sizlerle yalnızca bir meslek meselesini değil, Adana’nın
geleceğini ilgilendiren önemli bir konuyu paylaşmak istiyorum.
Bir zamanlar ustanın yanında yetişen çırak, yıllar sonra kendi
dükkânını açar, bir mesleğin inceliklerini öğrenir ve kendisinden
sonraki kuşağa tecrübesini aktarırdı.
Demir döven ustanın çekicinde, ayakkabıcının elinde, marangozun
rendesinde, berberin makasında yalnızca emek değil; sabır, alın teri
ve bir ömürlük bilgi vardı.
Peki bugün kendimize şu soruyu soruyor muyuz..?
Yarın bu meslekleri kim yaşatacak..?
*- GELECEĞİMİZ
Bir meslek, yalnızca tabelasıyla ayakta kalmaz.
Onu yaşatan insanın bilgisi, emeği ve yetiştirdiği yeni kuşaklardır.
Çırak yetişmezse usta azalır; usta azalırsa mesleklerin hafızası zayıflar.
İşte bu nedenle Adana Çırak Platformu’nun çalışmalarını önemsiyorum.
Bu çalışmayı yalnızca birkaç kişinin omuzlayacağı bir görev olarak
görmüyorum. Esnafımızın, ustalarımızın, eğitimcilerimizin,
ailelerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın ve basın mensuplarımızın
katkısına ihtiyaç var.
Burada çok önemli bir ayrımı da unutmamalıyız:
Çocuklarımızın yeri eğitimden koparıldıkları, güvenliklerinin
tehlikeye atıldığı çalışma ortamları değildir.
Çocuk işçiliğiyle mücadele etmek, her çocuğun eğitim, gelişim ve
güvenlik hakkını savunmak hepimizin sorumluluğudur.
Meslek öğrenmek isteyen gençlerimize ise yaşlarına ve mevzuata uygun,
güvenli ve nitelikli eğitim yolları açmalıyız.
Bizim amacımız yalnızca sorunu konuşmak değil; çözümün bir parçası olmaktır.
Gelin, önce birbirimizi dinleyelim.
Ustalarımızın sorunlarını öğrenelim, gençlerimizin beklentilerini
anlayalım, ailelerimizin kaygılarını dikkate alalım.
Mesleki eğitimi güçlendirecek öneriler geliştirelim.
İyi örnekleri çoğaltalım, eksikleri dile getirelim ve ilgili
kurumlarla ortak bir çalışma zemini oluşturalım.
*- YALNIZ ADANA’DA DEĞİL
Unutmayalım ki farkındalık, bir yazıyı okuyup geçmek değildir.
Farkındalık, insanın kendisine düşen sorumluluğu görmesi ve harekete
geçmesidir.
Benim çağrım bütün dostlara:
Adana’nın mesleklerine, gençlerine ve geleceğine sahip çıkalım.
Herkes elini taşın altına koysun. Kimi tecrübesiyle, kimi bilgisiyle,
kimi emeğiyle, kimi de sesini duyurarak katkı sunsun.
Çünkü mesele yalnızca bugün kaç çırak yetiştiği değildir.
Mesele, yarın Adana’da hangi mesleklerin yaşayacağı ve gençlerimizin
nasıl bir geleceğe sahip olacağıdır.
Birlikte çalışırsak umut büyür.
Birlikte üretirsek meslekler yaşar.
Birlikte sahip çıkarsak Adana kazanır.
Adana Çırak Platformu için bir çağrı, geleceğimiz için ortak bir sorumluluk…
Gazeteci Yazar Remzi Yıldırım.”
*- ULUSALI UNUT!
Sevgili Kardeşim, Meslektaşım Remzi Yıldırım.
Sen de çok iyi biliyorsun, konuya öncelikle Adana’nın yerel basını
sahip çıkmalı.
Sonra sivil toplum kuruluşları…
Sonra Esnaf dernekleri ve sanayiciler…
Bütün bakanlıkların ildeki tek temsilcisi Adana valisi…
Arada atladıklarım olmuştur.
Tabii bu arada mahalle sakinleri ve muhtarlar da önemli rol oynuyor.
Hepimiz çocuklarımızın, torunlarımızın doktor, mühendis, öğretmen ya
da bir devlet memuru olmasını istiyoruz.
Dünyadan ve memleketin sorunlarını dert edinmiyoruz.
Maalesef sonundu sıkıntı çeken yine bizler aileler de, gençlerimiz de oluyor.
Sıradan bir sanatkar, bir usta bir bilim insanı, akademisyenden fazla
para kazanıyor.
İleride açık ve net ne ustamız ne sanatkarımız kalacak.
Belki de sanayiciler, ‘Robot bizim işimizi görür’ diye elini taşın
altına sokmuyor.
Bunun örneklerini ‘bilgisayarlar’ yaşantımıza girdiğinde gördük.
İnan imkanım olsa bu ileri yaşta ben bile ‘çıraklık, kalfalık,
ustalık’ kurslarına giderim.
Bir kere kesinlikle ‘ulusal’ denilen İstanbul basınından destek ve
yardım beklemeyin…
Zaten onlar bir şekilde milyonlar, milyarlar ile kervanlarını sürdürüyorlar.
Satışları yerlerde sürünüyor.
Bana yetki versinler, bir gecede ne kadar baskıları var, ne kadar
satıyorlar, kaç kişi çalıştırıp kaç kişi gösteriyorlar, yani
kuruluşlarımızı nasıl aldatıp kandırıyorlar çıkarırım.
Çünkü bir ara 210 bin net satış yapan çalıştığım gazetenin gece
müdürlüğünün yanı sıra matbaa müdürlüğünü de üstlenmiştim.
Yani bazıları gibi kül yutmam…
Artık onlar da hadlerini bilsinler, yoksa yıllar önce Turgut Özal ve
bakanlarının ilk bana açıkladıkları gibi ‘2,5’a bile!’ giremezler…
Bir gün o günleri, Muğla’nın Marmaris ilçesinde yaşadığım 15 günü ve
hatıralarını naklederim.
Yorumlar yükleniyor...