YAŞAR AKSOY, DOKTORUN SÖYLEMİNE KAHKAHA ATTI
Köşe Yazısı

YAŞAR AKSOY, DOKTORUN SÖYLEMİNE KAHKAHA ATTI

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
19 Jun 2025 12 dk okuma 182

*- DOĞRU GÜN Mustafa Foçalı, ‘Gönlü güzel İnsanları seviyorum!’ diyerek devam ediyor: ‘Vefakâr insanları, kusur kapatanları, açık aramayanları, kendisi gibi davrananları, başkası olmayanları seviyorum.’ Mustafa Foçalı mesajına şöyle sürdürüyor: ‘Çünkü; Hayat kısa bir öyküdür. Uğruna upuzun acılar çektiğimiz kısa bir türküdür. Zaman hiçbir şeyi iyileştirmez, sadece o acıyla nasıl yaşayabileceğimizi öğretir. Bir yılda hiçbir şeyin yapılamayacağı iki gün vardır. Birine ‘dün’ deriz, diğe

*- AZRAİL’İ GÖRDÜNÜZ MÜ?

Şimdi size bir hikaye anlatacağım.

Tam Aziz Nesin’lik!

Dolandırıcılık, hırsızlık, sahtekarlar her dönem her zaman önümüze çıkıyor.

Böylesini duydunuz mu?

''Adamın biri otomobiliyle giderken yolda bir yolcu alır. Adam arka tarafa biner..

Şoför;

- Eee hemşerim, kimsin, nereye gidersin?

Yolcu;

- Ben Azrailim, canını almaya geldim!

Şoför alaycı bir tavırla;

- Sen mi Azrailsin? Yav senin gibi Azrail olur mu hiç?

Yolcu sakin bir tavırla;

- Sen daha önce Azraili gördün mü de tarif ediyorsun? İnanmadın bana öyle mi?

Şoför;

- İnanmadım tabi!

Yolcu;

- O zaman 200 metre ileride bir adam daha alacaksın..

Gerçekten de adamın dediği gibi şoför 200 metre ileride bir yolcu daha alır ve bu yolcu ön tarafa oturur.

Olay bundan sonra daha da ilginç bir hal alır..

*- KİMSE YOKMUŞ!

Şoför yanındakine;

- Eee sen kimsin, nereye gidersin?

Öndeki yeni yolcu;

- Ağabey, beni merkezde bir yerde indirirsen çok sevinirim…

Şoför;

- Yav şu arkadaki adam bana Azrail’im diyor.

Görüyor musun şu herifi? Ben kendisine iyilik ediyorum, o ise benimle dalga geçiyor zibidi..

Öndeki yolcu arkaya bakar, sonra da;

- Abi arkada kimse yok ki..

Şoför hışımla arkaya döner ve;

- Kör müsün be! Adam, arkada oturuyor ya?

Öndeki yolcu arkaya bir daha bakar;

- Abi senin kafan iyi mi?

Yoksa benimle dalga mı geçiyorsun?

Bu sefer arkadaki söze girer;

- Gördün mü, öndeki yolcu beni ne duyabilir ne de görebilir…

Şoförün bir anda dizlerinin bağı çözülür, beti benzi atar…

Arkadaki yolcu;

- Hadi, arabayı kenara çek, iki rekat namaz kıl, sonra da canını alacağım..

Şoför ağlamaklı, çaresiz bir şekilde arabayı kenara çeker ve iner arabadan..

Sonraaa...

Sonra ne olmuş biliyor musunuz?

Adamlar arabayı aldığı gibi kaçmışlar... “

*- FIKRA GİBİ

Dünya gülmeye hasret!

Bu nedenle mizahı hikayeler hemen her ülkede var.

Gülmecelere çeşitli isimler veriliyor.

Bazısı siyasi, bazısı insanların güncel yaşamlarından.

Geçenlerde adaşım Gazeteci – Yazar Yaşar Aksoy’la, sağlık konusunda sohbet sırasında başımdan geçeni anlattım, kahkaha attı.

Demek ki espri konusu olabiliyor.

Olay şöyle:

Bir devlet hastanesinde göğüs hastalıkları uzmanı corona sonrasında gittiğimiz kovit kontrolünde, ‘Senin bir böbreğin yok! Küçük ve büzülmüş!’ dedi,

Şaşırdım, ‘Bu yaşa kadar hiç bilmiyordum!’ dedim.

İleri tetkik ve bir araştırma hastanesinde kontrol altında olmam gerektiğini belirtti.

Ben de bir üniversite hastanesinde, konunun uzmanı bir profesörün olduğunu öğrendim.

Randevu aldım, ücretini yatırdım, gittim.

*- BİR BÖBREK YETER (!)

Kapıdan girince, ‘Neyin var?’ dedi.

‘Bir böbreğim yok olmuş!’ diye yanıt verdim.

Kısa ve öz yanıt verdi, eliyle de, ‘Boşver, önemseme!’ der gibi bir işaret yaparak, ‘Sana bir böbrek yeter!’ diyerek muayaneyi oturduğu yerden bitirdi.

Ben de, yanımdaki ‘Karşıyakalı Sarışın’ ile odasından çıktık.

Buraya kadar olanı usta gazeteci Yaşar Aksoy’a anlattığımda attığı kahkaha hala kulaklarımda.

Devamında ise aynı hastanede bir başka birimdeki bir meslektaşına, bir profesöre anlattığımda, o da ağzı ve burnu ile ‘Allah Allah!’ der gibi bir şaşkınlık işareti yaptı.

Konu nereden çıktı?

Romanolog doktorum, ‘Bir doktora muayeneye gittiğinde veya bir ilaç verildiğinde mutlaka ‘Böbrek Hastasıyım!’ de…’ önerisinde bulunmuştu.

Nörolog hoca da ‘Kendini gösterdin mi?’ diye sorduğunda, meslektaşının hareketini ve sözlerini dillendirmiştim.

Şimdi düşünüyorum, bana göre sözde uzman olan o uzman profesörün başta ilaç olmak üzere, içeceklerim, yiyeceklerim hakkında bile önerilerde bulunması gerekiyordu…

Şaşkınlıktan bunları bile soramadım, ‘Bir böbrek yeter!’ sözü ili doktor randevum bitmiş oldu.

Boşuna ‘İyi doktor bul!’ denmiyor.

Ama ben ‘İyi’ diye bu profesörü bulmuştum!...

Meraklısına bu doktorların isimlerini de verebilirim.

Zaten kayıtları e- devlet’te mutlaka vardır.

Şimdi size bir siyasi hikaye anlatayım:

*- İNANDIRIRLAR

Lenin ölüyor ve Tanrı onu Cehenneme gönderiyor...

Ama bu, Lenin; durur mu hiç, başlıyor Cehennemde insanları örgütlemeye.

‘Bakın, biz burada yanıyoruz, acı çekiyoruz; öbürleri orada, Cennette rahat ve bolluk içinde yaşıyorlar; olmaz böyle.’ diyor ve Cehennemde insanlar ayaklanmaya başlıyor.

Melekler hemen gidiyorlar Tanrıya:

‘Tanrım, Lenin Cehennemi karıştırdı; insanlar ayaklandı.’ diyorlar.

Tanrı:

‘O zaman alın, Cennete koyun!’  diyor.

*- SON SATIRI TIRPANLADIM

‘Bu sefer Lenin, Cennette de başlıyor konuşmaya:

"Bakın, biz burada bolluk ve refah içinde yasarken Cehennemde yoldaşlarımız acı çekiyor, yanıyor, buna izin vermeyelim!’ diyerek orayı da karıştırıyor.

Melekler hemen gidiyorlar yine Tanrının huzuruna:

‘Tanrım’ diyorlar, ‘Lenin orayı da karıştırdı insanlar Cennette de ayaklandılar; ne yapalım?’

Tanrı:

‘Getirin, şu Lenin'i karşıma bakayım.’ diyor.

Melekler gidip getiriyorlar Lenin'i, Lenin giriyor Tanrı'nın odasına; kapılar kapanıyor, aradan 1 saat geçiyor, 2 saat geçiyor, Lenin çıkmıyor odadan...

Melekler iyice merak etmeye başlıyorlar...

Saatler sonra kapı açılıyor; Lenin çıkıyor içeriden.

Hemen giriyorlar, melekler içeri:

‘Tanrım, ne oldu, bu kadar, ne konuştunuz?’ diye soruyorlar.

Tanrı:

"Şşşt!; hepimiz yoldaşız!'

Hikayenin son satırını tırpanladım, bazı insanlarımızı üzüp kızdırmamak için.

İsteyen kendine göre yorumlusun…

*- HER ZAMAN KONUMUZ OLUYOR

Yıl,1950. Yer. Londra.

‘Asyalı öğrenciler Konseyi Toplantısı’ yapılıyor.

Konuşan UNESCO başkanı…

Diyor ki, ‘Türkiye, Köy Enstitüleriyle asrın eğitim projesine imza atmıştır. Bugün, Köy Enstitüleriyle ilgili birçok belge ve doküman elimizdedir. Köy Enstitüleri tüm dünya ülkelerine örnek olmalıdır.’

Bu büyük projenin kopyalarını alan yabancı eğitimciler döndüler ülkelerine, hemen işe koyuldular.

Hollanda, Danimarka ve İskandinav ülkeleri kalkınma planlarının eğitimle ilgili bölümlerinde Köy Enstitülerinden esinlendiler.

Başöğretmen Atatürk, cumhuriyeti ‘kimsesizlerin kimsesi’ olarak kurmuş, Cumhuriyet de Köy Enstitüleriyle, o güne kadar kimsesiz bırakılan en ücra köyü dahi bilimin meşalesiyle aydınlatmaya başlamıştı.

Duvar ören, tarım yapan, marangozluk, demircilik yapan, aynı zamanda dünya klasiklerini okuyan ve müzikle ruhunu güzelleştiren mutlu insanlar yetişiyordu.

Köylerde tiyatro kuruluyor, köy kahvelerinde okuma odaları açılıyordu.

*- ARADIĞINI BULMUŞTU

İsmet İnönü, Hasanoğlan'a giderken, yol kenarında koyun güden çocukların heybelerinde ekmek parçasının yanında, dünya klasiklerini görünce, ‘Aradığımı buldum; gelecekten her zamankinden daha umutluyum’  diyordu.

1940'lı yıllarda üniversitelerin özerkliğinin başlaması ve Köy Enstitülerinin kurulması aynı döneme denk geliyordu.

İşte bu dönemde, UNESCO, dünyaya Türk Eğitimini örnek gösteriyordu. Hasan Ali Yücel, Köy Enstitülerini anlatırken, ‘Biz kimseden almadık, bizden alsınlar,’ demişti.

Köy Enstitülerini açıldığı günden beri çok yakından takip eden bir ülke vardı: Amerika.

*- HEP AMERİKA

Bu model Amerika’yı ürkütmüştü.

İstihbaratçılarına detaylı bir rapor hazırlattı.

Rapor dehşetti:

‘Dikkatli olun; Türkler büyük bir eğitim atılımıyla geliyor, ‘diyordu.

Sonra ortaya Marshal Yardımı çıktı.

Bize İkinci Dünya Savaşından kalma süt tozu, peynir falan verdiler.

Reşat Şemsettin Sirer Çıktı. Tonguç Baba’yı suçladı

‘ O köy çocuklarına sıçmayı öğretmeden, okumayı öğretti,’  dedi ve kendince yapılması gerekeni de söyledi:

‘Sen bunları uyandırıyorsun, ama bunlar ellerine fırsat geçerse bizi keserler, onları karanlıkta bırakacaksın, din afyonu ile uyuşturup, çağdaşlıktan koparacaksın, geri ve ilkel bırakacaksın.’

Tonguç’un felsefesi ise, başkaydı:

‘İnsan, halka yararlı bir iş yapmadan ölmeye utanmalıdır.’

*- İKİ ÖĞRETMEN YÜZÜNDEN

Yazmıştım, tekrarlayayım:

Köy ağası Kinyas Kartal çıktı, ‘Benim köylerimden ikisine Akçadağ Köy Enstitüsü çıkışlı iki öğretmen geldi. Altı ay sonra bu köyler bana biat etmekten çıktılar...

Ben sırtına bindiğim atın akıllı olmasını istemem!’ dedi.

1951’de Tevfik İleri geldi: Köy Enstitülerini İlköğretim Okullarına döndürdü. Ve…

Halka yararlı bir şey yapmadan ölenler ve utanmayanlar,  ülkeyi karanlığa mahkûm etmeye de utanmadılar.

Çocuklarımızı koyu bir karanlığa mahkûm ettiler.

Çocuklarımızla birlikte halkı da din afyonu ile uyuşturup, çağdaşlıktan koparttılar, geri ve ilkel bıraktılar.

Burada bir parantez açarak, şöyle diyebilirim:

“Geniş bilgi isteyenler, Hayal Köksal Hoca’nın ‘Yeni Kuşak Köy Enstitüleri’ kitaplarını ve diğer çalışmalarını inceleyebilirler.”

*- DOLU DOLU YAŞAMAK İÇİN

Dostoyevski, bir delinin ruh halini anlattığı kitabını, delinin şu sözleri ile bitiriyor.

‘Ben’ diyor deli, senin söylemek isteyip de söyleyemediğin sözleri söyledim.

Yapmak isteyip de, kendini tuttuğun şeyleri yaptım.

Sen ‘akıllı olduğun için!’ yavaş yavaş kendini öldürürken, ben hayatı dolu dolu yaşadım.

Sence ben deliyim!

Ama bence ‘sen bir ölüsün..’

Bu kısa metni okuduktan ve hazmettikten sonra şöyle bir düşünelim, isteyip de yapmadıklarımız az mı, çok mu?

Bunlar neden olmuyor?

Mahalle baskısından mı,  aile baskısından mı?

Yoksa ‘Ayıp’ diye bizi duraklatanlardan mı?

Nedeni çok…

Bunları da, kendinizle ilgili olanları artık siz bulun…

Günlere merhaba diyorum şimdilik…

*- OKUNACAK KİTAP

Bakın ünlüler, diğer ünlüler için ne demişler?

Önce örnek olarak ‘Dostoyevski’ yi ele alıyorum ve diğerleri ile devam ediyorum:

Nietzsche: ‘Kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikolog Dostoyevski olmuştur.’

Freud: ‘Dostoyevski olmasaydı eğer, psikanaliz biraz beklemek zorunda kalacaktı.’

Einstein: ‘Dostoyevski bana bütün bilim insanlarından daha fazlasını verdi.Gauss'tan bile…’

Albert Camus: ‘Suç ve Cezayı okuduktan sonra ilk kez, yeteneğim hakkında kesin bir kuşku duydum. Ciddi olarak, bu işten vazgeçme olasılığını ölçüp tarttım…’

Cemal Süreya: ‘Dostoyevski'yi okudum o günden beri huzurum yok…’

Stefan Zweig: ‘Dostoyevski psikologların psikoloğudur.’ der ve ekler;

‘Dostoyevski bilinçdışının yeraltı dünyasına doktorlardan, hukukçulardan, suç uzmanlarından ve psikopatlardan daha derin bir şekilde sokulmuştur. Bütün insanlığın son sınırı Dostoyevski değilse hiç kimsedir…’

Murathan Mungan: ‘Dostoyevski bize merhameti analarımızdan babalarımızdan çok daha iyi öğretti…’

Bir genç, Oğuz Atay'dan kendisine bir kitap önermesini ister.

Oğuz Atay'ın cevabı net olur:

‘Önce Dostoyevski'yi oku, bitir. Sonra gel...’

*-                  

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...