YANLIŞ YAPANA, LİYAKATSIZA EKMEK OLMAMALI
Köşe Yazısı

YANLIŞ YAPANA, LİYAKATSIZA EKMEK OLMAMALI

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
17 Mar 2025 12 dk okuma 172

*- YANLIŞ YAPANA GÖREV VERİLMEZ Prof. Dr. Sami Selçuk’a bir siyasetçi ağır hakaret etmiş. Prof. Selçuk da bu kişiye yanıt verirken, bizim de üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir konuyu gündeme getirmiş! Şöyle diyor: ‘Batı’da tek bir yanlış yapan, o görevinden ayrılır, ayrılmak zorundadır. Bana söven kişi, yeterince donanımı olmadığından olacak, sövgülerden medet uman, ucuz kahramanlarla sürekli gündemde olan biridir. Bu yüzden o kişi, benimle ilgili olarak da bu kez hekimliğe özenmiş, ‘

*- HUKUKTAN ANLAMAYANLAR

E. Yargıtay Başkanı Prof. Sami Selçuk’u bilmeyenlere tanıtayım:

‘Fakülte dönemini de katarsanız, altmışaltı yıldır hukukun içinde yaşıyor.

On yedi yıldan bu yana Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yargılama hukuku dersleri veriyor.

Dediğine göre:

Hukuktan anlamayan, hukuksal yaklaşımla politik yaklaşım ayrımını yapamayan, ayırt etme gücü ve zekâsı olmayanlar bile hukuki konularda yorum yapıyor, televizyonlarda konuşup, beyanatlar veriyor.

Prof. Selçuk, gerçek hukukçunun buyruklarını sadece hukuktan aldığını, alması gerektiğini de vurguluyor.

Kimsenin bir başkasına hukuki yollardan da olsa efendilik taslayamayacağını belirtiyor.

Ve aramızda olan bazı bakarkörlerin de yanlışa inandıklarını anlatıyor.

Herhalde kim olduğu hakkında bilgi sahibi olunmuştur.

Bu kısma ek olarak ‘mert’ ve ‘namertleri’ anlatacaktım.

Ama önce buna örnek olarak, her zaman birçok kentte benzerlerini görmeye alışık olduğumuz bir ‘namertlik’ olayından söz edeyim, bir yetkilinin ağzından nakledeyim…

*- SİZ BİLİRSİNİZ

İster hak verin, isterseniz şüpheye düşün…

Ama ben şunu söyleyeyim:

Bazı sözde gazeteciler, örneğin bir belediyeden yemlenemeyince en basitinden çöp bidonlarını yerlere döker fotoğraflarını çeker ve ‘Şehrin hali, belediye başkanı görmüyor!’ falan diyerek yayın yaparlardı.

Ya da yine gerçek bir olayı anlatayım:

Bir gün bir gazetede bir haber?

‘Şehrimizdeki bira fabrikasının silolarında hayvan leşleri görüldü! Muhabirlerimiz konuyu araştırıyor, doğru haberi yarın vereceğiz!’

Ertesi günkü haber;

‘Fabrikaya iftira atmışlar. Silolar ter temiz!’

Haberin perde arkası şöyle:

‘Ya şu kadar ilan vereceksiniz, ya da siz bilirsiniz!’ in karşılığı gazete haberinde belli oluyor.

Yani anlaşma sağlanmış…

Bu iki örnek gibileri çok…

*- DEZENFORMASYON

Açıklama önce şehrin şebekesini yöneten şirketten, yani İZSU’dan geldi.

‘Yalan!’ denildi özetle haber için…

İddiaya göre:

Konak'ta yağmur suyu hatlarında biriken ve kirlilik içermeyen suların denize deşarj edilmesine ilişkin görüntüler üzerinden ‘yalan!’ açıklaması yapılıyordu.

Buna, son zamanların Ankara’da konu olan ‘dezenformasyon çalışmaları’ deniliyordu.

Bugünkü açıklama ise daha açık ve net:

‘ Yağmur suyu kanallarına biliyorsunuz zaman zaman vatandaşlarımız temizlik sonrasında kirli su falan dökerler. Ama bunun miktarı biraz fazla olduğu için, daha önemlisi bu olayla ilgili olarak önceden belli kesimlerin muhabir, foto muhabiri ve kameramanları oraya çağırıldığı için, hazır tutulması sağlandığı için kurgusal bir şey olduğu gerçeği.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU'yu kötülemek amaçlı bir kurgunun gerçekleştirildiği…

Çok emin olduğumuz kötü ve haince bir davranış.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, İZSU üzerine düşeni yapıyor.

Bizim gurur duyduğumuz arkadaşlarımızdır.

Böyle bir iftirayı hak etmediler.

Bu mübarek günde bu yapılmaz, ahlaksızlıktır, vicdansızlıktır, insafsızlıktır.

Komplo olduğunu biz anladık, yapanlara yazıklar olsun.”

*- YAĞMURLU HAVALARDA

Tuhaf olan şey şu;

Yağmurun yağmadığı bir zamanda kirli bir su bu kanala dökülüyor ve buradan deşarj oluyor.

Yağmurun yağdığı zaman normalde orada belli bir seviyeden sonra kapaklar açılıyor, yağmur suyu denize dökülüyor.

Bunda bir anormallik yok.

Ama yağmur olmayan havada, üstelik bir ajansın kameraman ve muhabiri davet ediliyor, sistem kuruluyor.

Kameralar çekime hazır, havalanmaya hazır dron bulunuyor.

Hazırlıktan sonra birdenbire oradan kirli su geliyor ve o su oradan körfeze dökülüyor.

Kesin olan şey şu;

o kirli su asla ve asla İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin kanalizasyon hatlarından gelmiyor.

*- MERT ve NAMERTLER

İçimizdeki bazı “Namert”ler, özellikle iş yerlerinde, belki de bazı siyasetçilere güvenerek hakaret yapmayı görev kabul ediyorlar.

Aslında buna ‘mobing’ de deniyor ama şu ‘ekmek davası’ var ya, hiç kimse ağzını açamıyor.

Dedim ya, bazıları koltuklarının, bağışıklık kalkanının ardına sığınarak ‘namertliğini’ bazı yalakalar sayesinde de, mertliğini (!) kanıtlamaya kalkışıyorlar.

İşin özü şu:

Zavallıların, yetersizlerin başvurdukları Brutus’vari bir eylem olmamalıdır

Mertlikten, namertlikten söz edenlerin önce kendileri mert olmalıdır.

Davranışlar eski deyişle muhayyerdir. Değişmez huyları, sahibine geri dönüp onu vurmasıdır.

Hakaretler düşünceleri çürütemez.

Bu denli zavallı, aciz yaratıklar umarım Prof. Dr. Sami Selçuk’un dediği ve anımsattığı gibi ‘yanlış yapanlar’ için ‘geri dönüş planları’ yapılmalıdır.

Herkese olduğu gibi bu ‘mobing’çi, ‘Namert’lere de şu uyarıyı yapayım:

Birincisi ağızlarından çıkana dikkat etsinler, ileride tanıkların ağzından duyarsanız, yani suçlanırsanız hiç şaşmayın…

Bu zamanda ‘Benim adamım’ dedikleriniz, yarınki zamanda ‘Nankör’ dedikleriniz olabilir.

İkincisi; yaptıklarını, söylediklerini, altlarındaki insanları ezdiklerini açık bir dilli hukukçulara danışsınlar, hukukun ne dediğini özümsesinler ve böylece yanlıştan dönsünler.

Hiç kimseye, patron görünümündekiler inanmasınlar, kanmasınlar, bir gün gelince kandırıldıklarını göreceklerdir.

Kendilerinden öncekilere danışsınlar doğruyu bulsunlar.

İşin özü;

Hiç kimse hiç kimseyi küçümsemesin.

Güç her zaman aynı yerde, aynı noktada, aynı insanda olmaz, zamanı gelince mutlaka el değiştirir.

Bu böyle biline…

Akıllarımıza ve kafamıza yazmalıyız.

Şimdi de bazılarımız için ‘akıl almaz’ gibi görünen bir tabiat olayını anlatayım.

*- SANİYELERİN ÖNEMİ

Elimde beş saniyelik bir video çekimi var.

Bu çekimde ay dünya ile çarpışacak gibi görünüyor.

Daha da etkileyici olanı ise sadece 5 saniye boyunca tam bir güneş tutulması gerçekleşir.

Uzmanlara ve ilgililere göre ‘Eşi benzeri görülmemiş ve muhteşem!'

Video gerçek zamanlı olarak çekilmiş.

Bu fenomen ‘yerberi’ de meydana gelir:

Bir gök cisminin Dünya etrafındaki yörüngesindeki en yakın nokta, burada ayın yakinliği o kadar dakiktir ki, aniden Dünya’nın hareket ettiği büyük hız fark ediliyor.

Bu etki yılda sadece bir kez görülüyor ve sadece 30 saniye sürüyor. Astronomlar bu 30 saniyeyi tam olarak belirlemişler.

*- BÖYLELERİ LAZIM

Yıllar önce İzmir Kadınlar Hapishanesindeki mahkûm kadınlara akşam dersleri verilmesi kararlaştırılmıştı.

Bir gün milli eğitim müdürünün odasına zayıf, ufak-tefek bir genç kız girdi.

- Ben bu dersleri memnuniyetle kabul ederim, efendim, dedi.

Müdür şaşırmıştı.

Karşısındaki genç kız, okuldan yeni çıkmış, üstelik son derece de hassas bir insana benziyordu.

Müdür bir kez daha hapishanedeki tipleri gözünün önüne getirdi. Olacak şey değildi... Lakin düşüncesini belli etmedi.

- Peki, Hoca Hanım, dedi. Bu işle meşgul olacağım.

İki hafta geçmeden, genç kız, soğuk ışıklar altında hapishane koğuşundaki akşam derslerine başlamıştı.

İşi bittikten sonra, ince pardösüsünün yakasını kaldırıyor, süngülü nöbetçilerin, zincirli kapıların arasından geçerek sokağa çıkıyor ve hızlı adımlarla evine koşuyordu.

Hapishane müdürü de, milli eğitim müdürü gibi, hayretler içinde idi.

O, kavgacı, o geçimsiz mahkumlar, genç öğretmeni hem sevmeye, hem saymaya başlamışlardı.

Kadınlar hapishanesinde ilk defa böyle bir hava esiyordu.

*- ÇEKEMEMEZLİK

Fakat işinde inanılmaz bir başarı gösteren kızın, bir süre sonra acayip bir suçla adliyeye götürüldüğünü görüyoruz.

Hakkındaki suçlama: Misyonerlik...

Gittikçe kabaran dosyalar, hep misyoner öğretmenden bahsediyordu.

Neler de neler yapmamıştı ki:

Kadınlar hapishanesi derken, Kinder Garten Teşkilatında çalışmalar, çocuklara iyi insan olmak etrafında birtakım telkinler.

Bütün bunlar misyonerlik denilen şeyden başka ne idi?

İş o kadar dallanıp budaklandı ki, Ankara'ya kadar intikal etmiş ve onca mühim işi arasında Atatürk meseleyi merak etmişti.

- Bana misyoner öğretmenin dosyasını getiriniz, dedi.

Bütün bir gece o dosyayı inceledikten sonra, ertesi günü öğretmen Sıdıka Avar'ı yanına çağırttı.

Genç öğretmen Atatürk'ün karşısına çıktığı vakit bir yaprak gibi titriyordu.

Atatürk, bu ufak-tefek kıza hayretle baktı.

- Misyoner öğretmen sensin, öyle mi?, diye sordu.

Avar şaşırmıştı. Yavaşça,

- Efendim, ben öğretmen Avar, diye fısıldadı.

Atatürk, o zaman genç öğretmene doğru parmağını uzatarak yüksek sesle şunları söyledi:

- Hayır. Sen misyoner Avar'sın. Bana, senin gibi misyonerler lazım.

Ondan sonra da Atatürk fikirlerini açıkladı:

"Bir toplum, daha ziyade aile yoluyla, bilhassa kadın yoluyla kazanılabilirdi.

*- TÜRKÇE BİLMİYENLER BİLE

Genç öğretmen Doğu'ya gidecekti.

Oradaki genç kızları, hatta bunların arasında hiç Türkçe bilmeyenleri bile toplayacaktı...

Onları, bu toplumun potasında yetiştirecekti; sonra bu çocuklar birer ışık huzmesi altında köylere gönderecekti.’

Sözlerinin sonunda:

- Git, memleketin içine gir, dağ köylerine uzan; orada bizden ışık bekleyen yarının annelerini göreceksin, dedi.

Genç öğretmen, içi içine sığmaz bir halde Atatürk'ün yanından çıktı.

İşte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü Müdürlüğünde bu inanılmaz işle meşguldür.

Şimdi; Elazığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik kadından bir azize gibi bahseder.

Onun hakkında iki yüze yakın mani, masal ve çocukların dilinde sayısız Avar şarkıları vardır.

O, yol vermez, geçit tanımaz dağlara at sırtında tırmanır, dağ köylerinden, çoğu esmer köy kızlarını toplar, onları kendi ceketine sarıp okuluna götürür.

Avar, Doğu'da gerçekten inanılmaz bir isimdir.

Dağ tepesindeki köylere bu masal kadının, öğrenci toplamak için gittiği zaman köylüler:

- Kızımı da götür, Avar...! diye atın üzengisine yapışıyorlar.

Şehre, Avar'ın okuluna gelen kızı, bir kere de üç-dört yıl sonra görünüz.

Ben, bir insan yaratma mucizesini orada gözlerimle gördüm..’

Meraklısı mutlaka ‘Kim bu gözlerinle gören!’ diye düşünüyordur.

Söyleyeyim:

Hikmet Feridun Es…

Bir zamanların en ünlü araştırma, seyyah ve gazetecisi Hikmet Feridun Es’in bu anlatımı 1957 yılındaki Hayat Dergisi’nde yayımlanmıştı.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...