EN BÜYÜK ÖDÜL
Köşe Yazısı

EN BÜYÜK ÖDÜL

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
26 Oct 2026 8 dk okuma 142

*- YANILGI Hayatın en büyük yanılgılarından biri, mutluluğu “bir gün”e ertelemek. Oysa zaman geri alınmıyor; yaşananlar silinmiyor ve hangi günün son günümüz olduğunu bilmiyoruz. Kendine iyi gelmek için hayatının kusursuz bir hale gelmesini bekleme. Çünkü bazen hayatı gerçekten yaşamak, ‘sonra’ dediğimiz şeyin hiç gelmeyebileceğini fark etmekle başlar. Sağlıklı ömürler diliyorum…

Notlarımın içinde bu satırlar vardı.

İsmi yazmamışım, ‘Kimden?’ diye…

Bir daha okuyunca bu ‘bilge’ sözleri, hemen son cümleden buldum.

Aralıksız her gün sağlık, insanlık ve güzellik konularını ele alan
Mustafa Foçalı olduğunu anladım.

Bu arada İstanbul’dan Nilgün Hanım, Mustafa Focalı’yı aratmayacak
güzellikte bir ‘yaş günü’ yazısı göndermiş.

‘Edebiyatçı’ misiniz bir yanıt yazdım. Fakat bu arada bilgisayarımla
uğraştığım için yazıyı kaybettim…

Uçtu yani…

Urfa’dan arayan bir okuyucum ‘aşçı’ olduğunu ve sigortalı bir iş
aradığını, İstanbul ya da İzmir’de bir işe girebilmesi için yardım
istedi. ‘İmkânsız’ olduğunu nasıl söyleyeyim.

Morali yerlerde sürünen Urfalı dostuma, ‘İlgileneceğim ama sakın
olumlu gözle bakma’ dedim.

Geçenlerde ikinci, belki de üçüncü kez arayan engelli bir kızımız,
‘Arkadaşlarım, benden daha az puanla İzmir Büyükşehir Belediyesine
girdiler. Benim için Başkanla konuşur musunuz?’ diye mesaj attı.

AKP’ye geçen Başkan, şu anda ‘Tüp geçit’ ve ‘ikinci çevre yolu’ ile
ilgili görüşmeler yapıyor, yani çok meşgul, kendisini bulmak imkansız
gibi bir şey diyemedim.

Benden yani ‘Vatandaş Yaşar’dan medet umuyorlar.

Ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı bilemiyorum…

Elimden bir şey gelmediği için ‘Çok üzgünüm…’



*- EMEK ve VEFA

Fotoğraf şunu anlatıyor:

‘Baba sevgisi, emek ve vefa!...”

Sıralama böyle…

Bir babanın oğlunun üniformasını düzelttiği bu görüntü, nice anne
babanın sessiz fedakârlığını hatırlatıyor.

Bir evladın başarısının ardında bazen yıllarca verilen emek, uykusuz
geceler ve kimseye anlatılmayan zorluklar vardır.

O üniformanın düğmeleri kadar kıymetli olan, onu düzelten ellerin emeğidir.

Evlatları için ömrünü ortaya koyan bütün anne babaların ellerinden öpüyoruz…

Gencimiz deniz subayı olduktan sonra, hemen seyyar satıcılık yaparak
kendisini okutan babasının yanına giderek, çocukluğunda olduğu gibi
düğmelerini iletti, üstü başını düzelttirdi.

Bundan güzel bir görüntü olur mu, eminim o anı yaşayanların
gözlerinden bir iki damla yaş düşmüştür.

İşte ben buna, ‘baba sevgisi, emek ve vefa’ dedim.



*- GİRİŞİM ÖZGÜRLÜĞÜ

Milli sporcumuz ve girişimcilerimizden Oğuz Alperen Öktem’den bir iki
kez söz etmiştim.

Hani sokaklarda, özellikle gençlerin kullandıkları ‘Tag’ın kurucu yöneticisi.

Bugün yaptığı kısa açıklamada şöyle diyor:

‘4 yıllık dava bitti, Martı TAG kazandı!’

Hızını alamayan Oğuz Alperen Öktem devam ediyor:

‘Martı TAG Anayasa’da yer alan girişim özgürlüğünün bir sonucudur.

Mahkemelerce kapatılamaz. - Yüksek Mahkeme, 23.10.2026…’

Yüksek Mahkemenin gerekçeli kararından, biz de alıntı yapalım:
“Sayfa 34- Yasa koyucu tarafından yasaklanmayan veya ilgili idarenin
yasalardan aldıgı yetki ile ikincil düzenlemelerle yasaklamadığı yahut
ruhsat veya izne bağlamadığı ticari bir faaliyetin mahkeme tarafından
yasaklanması mümkün değildir.”
“Bir faaliyet türünün yasaklanması, izne veya ruhsata bağlanması,
öncelikle kanun koyucunun sonrasında da idari makamların yetkisi
dahilindedir. Böyle bir hüküm bulunmadığına göre davalının yaptığı
faaliyetin ve kurduğu platformun serbest ve özgür ticaret hayatının ve
Anayasada yer alan girişim özgürlüğünün bir sonucu olduğunun kabulü
gerekir.”

Birçok girişimcimizi ilgilendirdiği için bir de şu sayfaya göz atalım:



*- KARMAŞIK YAPI
“Sayfa 35- Bilimsel ve teknolojik gelişmelere ve kent ulaşımının
aldığı karmaşık yapının yarattığı ihtiyaçlara göre, kent ulaşımını
düzenleyen yeni mevzuata ihtiyaç bulunmakta olup, bu mevzuatın
oluşturulması yasa koyucuya ait bir görev olup, bir ticari faaliyet
türünün mahkeme kararı ile ve genel olarak yasaklanması sonucunu
doğuracak şekilde karar verilmesi hukuken mümkün değildir…”

Bir kullanıcının şu cümlesi de konunun önemini ortaya koyuyor:

“Hayırlı olsun, güzel , en azından uygun fiyatlı ulaşım sağlanabilir.
taksi ile 1500 TL ücret tag 500 TL … çok iyi değil mi yaa!..”

Girişimci Oğuz Bey’in son sözleri ise şöyle:

“Bundan sonra Martı TAG'a ‘korsan’ diyen herkes hakkında ‘iftira ve
yanıltıcı bilgiyi yayma’ suçlarından suç duyurusunda bulunacağız.
Hak ettiniz…”

Bunlar kimler?

Herhalde ilk sırada İstanbullu Taksiciler Odası bulunuyor.

Sırada kimler var, yakında mahkemelerde göreceğiz gibi geliyor, bana…

Ha sahi emekliler ve kadın dernekleri de olabilir…



*- AYRI ŞEYLER!...

Bir gün bu konuları da ele alacağız gibi…

Çağrı Çakıroğlu’nun şu yorumu da bence çok önemli:

“Tebrik ederim azmin zaferi!

İnşallah Amerika’daki Uber gibi olmazsınız;

Başta ‘kazandıran’ sonra ‘!’insanları sömüren bir sistem kurdular.”

Bir de iş kadını Zeynep Duru Aksoy’u dinleyelim:

“Her zamanki gibi ‘%100 yasal’ diyerek insanları MartıTag kullanmaya
yöneltiyorsun ama halen hem ‘sürücüler’', hem de ‘yolcular ceza
yemeye’ devam ediyor.

Uygulamanın serbest olmasıyla yapılan işin illegal olması farklı konular.”

Bakalım şehirlerdeki uygulama nasıl olacak?



*- KİTAP OKUYUN

“Hayat, zekayı değil, eylemi ödüllendirir!’ diyen sigortacı Ayşe
Şener, gençlere şöyle sesleniyor:

“Kitap okuyun gençler, böylece ‘aynen!’ kelimesini durmadan söylemek
zorunda kalmaz, ‘sözcük dağarcığınızı’ genişletirsiniz.

Kemalettin Toker’in bu konudaki görüşü ise böyle;

“Aynen yerine ‘şey!’ deyin mesela, en azından aynene göre çok şey ve
her şeye uyar dedim, ‘aynen’ dedi ve ben de ‘şey’ oldum ‘şey’
dedim...”

Ben de bu emekli meraklının ne demek istediğini çıkaramadım.

Cehalet, kendi pisliğini mukaddes sanan bir gurur türüdür…

Şimdi de benim de yeni öğrendiğim önemli bir konu:

“Başın sağolsun” ifadesi, ‘Giden gitti ama sen sağsın!’ diyen ‘acıyı
hafifletmeyen’ bir ifade, bir yaşlının bu konuya getirdiği açıklama,
yani işin aslı şöyle: “Baş “ kelimesi Anadolu Türkçesinde “yara’
demekmiş. Sağolsun da “sağalsın’ a dönüşmüş hali.

Yani; “Başın sağ olsun” , ‘Yaran iyileşsin!’ demekmiş…”

İlginç ama bana ‘uydurma’ gibi geliyor…

Ama bana ‘günün sözü’ şöyle gibi geldi:

“Yetmedi çaldıkları servet; bir de yoksulun umudunu, duasını ve
gözyaşını istediler!”

Bu da Ahmet Hamdi Tanpınar’dan…

Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk şair, romancı ve akademisyendir.

Edebiyat Fakültesi’nde öğrencisi olduğu Yahya Kemal Beyatlı‘dan çok
etkilendi. Ama ilk eserlerinde Yahya Kemal’den çok Ahmet Haşim izleri
görülür. Haşim gibi o da küçük yaşta kaybettiği annesinin yokluğundan
duyduğu acıyı ve kendisini avutacak bir sevginin özlemini dile
getirir. İçe dönük bir bakışla doğa ile iletişim kurmaya çalışır.



*- SONLARI KÖTÜ

Sevgili okuyucularım, Tanpınar teşhisi koyuyor:

“Çalmak, servet yığmak onlara yetmezdi. Fakirin alkışı, duası ve
gözyaşı da lazımdı…” diyerek.

Bu, hırsızlığın ikinci perdesidir.

İlk perde malı almaktır, ikinci perde manayı gasp etmektir.

Tarih bununla doludur.

Roma’da Crassus, servetiyle yetinmedi; kölelerin alkışını istedi.

Versailles’da saray, ekmeği çaldıktan sonra halktan dua bekledi.

‘Brioche yesinler!’ bir menü değil, bir meşruiyet arayışıydı.

Karun hazineleri yetmeyince Musa’dan hayır duası diledi.

Neden?

Çünkü çalınan mal vicdanı rahatsız eder.

Çalan, çaldığının sahibine kendini alkışlatırsa vicdanı susar.

Gözyaşı, hırsızın sus payıdır.

Ama sonları aynıdır.

Alkışı zorla alan yuhalanarak gider.

Dua dilenen bedduayla anılır.

Ceausescu balkondan alkış beklerken kurşuna dizildi.

Karun servetiyle birlikte yere battı.

Mülk gider. Gözyaşı kalır.

Ama o gözyaşı, sahibine değil, çalana yapışır…



*-  DOĞAYI KORUMAK

Sir David Attenborough, doğal dünyanın yaşamımızın ayrılmaz bir
parçası olduğunu anlatan önemli doğa savunucularından biri.

" Doğa biz olmasak da var olmaya devam edecek. Hatalarımızla tehlikeye
attığımız ise kendi geleceğimiz.” sözüyle, doğaya verdiğimiz zararın
aslında kendi yaşamımıza da dokunduğunu hatırlatır.

Bu yüzden doğayı yalnızca bize sunduğu güzellikler için değil,
yaşamımızın devamlılığı için de koruyalım.

Tüketimimizi ihtiyaçlarımızla sınırlayalım, atıklarımızı doğru şekilde
ayrıştıralım ve doğal kaynakları daha bilinçli kullanalım.

 Çünkü doğayı korumak, aynı zamanda kendi yaşamımızı korumaktır.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 378

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...