VE SÖZÜNÜ TUTUP ARAFATLA GÖRÜŞTÜ
Köşe Yazısı

VE SÖZÜNÜ TUTUP ARAFATLA GÖRÜŞTÜ

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
10 Jul 2025 15 dk okuma 201

*- VARDI, YOK OLDU! Bodrum Kalesi ve Müzesi Müdürlüğünü yıllarca büyük başarı ile sürdüren üstat Oğuz Alpözen’i her zaman takdirle anarım. Yaptığı çalışmalarla Bodrum Kalesi ve Müzesi’ni dünyaya tanıtmıştı. Şimdi fotoğraflarıyla birlikte şu mesajı paylaştı: ‘İsim babası olduğum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Bodrum Kalesi içinde yer almaktadır. Ortak akılla oluşturduğumuz, Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in açılışını yaptığı Doğu Roma Gemisi dahil onsekiz sergi salonunu yok ettiler. Üzülüyo

*-  KOMŞUNUN KIZI

Gençlik çağlarımdan bu yana çok iyi bir dostum, arkadaşım Aynur Can’dan ilk kez adını duymuştum;

‘Komşumuzun kızı Bilge Egemen sizin gazetede çalışıyormuş!’ demişti,

‘Kim bu?’ diye merak ettim, genç muhabirlerimizin arasında gördüm, tanıştım.

Sevgili adaşım Yaşar Aksoy, son yazısına şu başlığı atmış

‘Ünlü belgeselci Bilge Egemen’den ilk gazetecilik heyecanları..

Her yazısından çok daha ilgi ve merakla okudum.

Yazının girişi şöyle idi:

“Okuduğum zaman gözlerimi, aniden sular, seller basmıştı. Bilge Egemen ne güzel yazmıştı:

‘.. Çünkü ilk başlangıçlar, ilk aşklar, ilkokullar, ilk adımlar kolay kolay

unutulmazlar. Yeni A. gazetesi senin ilk başlangıcın, meslekteki ilk aşkın.  Ana kucağından, ilk gerçek dünyaya atılışın. İstesen de unutamazsın.’

Evet istesek de unutamayız Y,A gazetesini…

*- 1990’LI YILLARIN BAŞLARI..

1990 yıllarını başlarında, Batuğ Evcimen, Bilge Egemen, Saime Balkır, Feride Özel, Handan Çeliker, Fatih Yüzbaşıoğlu, Kürşat Akyol, Birol Emekdaş gibi genç ve başarılı gazeteciler Aydın Bilgin sayesinde saflarımıza katılmışlardı.

Bunlardan, söz konusu ettiğimiz Bilge Egemen daha sonra televizyon dünyasında ünlü bir belgeselci oldu…’

*- ÇOK UZUN VE DUYGUSALDI

Yaşar Aksoy, 1990 sonrası gazeteciler aleminde parlayan, yani ilk olarak Yeni A’dan parlayan önemli gazeteci ve belgeselcilerden, ‘Uzaktakiler’ isimli nefis bir televizyon programı hazırlayan, meraklıları ekrana kilitleyen Bilge Egemen’ın, 29 Mayıs 2017 tarihinde yazdığı anılar demetinden 30 yılımın geçtiği bir gazeteyi uzun, upuzun anlatmış,

Kısaltmaya çalışarak, bazı bölümlerini paylaşıyoru.

Neler yapıyormuşuz, nasılmışız, çok az kısmını bu makaleye aldım.

Ama önce şunu yazayım:

Yıllar önce değil yakın zamanda, bazı yazılarımda beni davet edenlere, ‘Gelemem, bu akşam ya da yarın sabah nerede olacağımı bilmiyorum!’ demiştim.

Çünkü bir telefon geliyor, ‘Şu şehirde şu var!’ deniyor ve şoförün beni almak üzere olduğu söyleniyordu.

Bir bakıyorsunuz Uşak’ın Büyük Kayallı köyündesiniz, bir bakıyorsunuz Erzurum’un şimdi başka ile bağlandı uzağındaki kehribar tespihleri ile ünlü ilçesinde…

Ya da bir Yunan adasında veya Paris’te..

Hiç ama hiç kimseye söz veremiyordum ben…

Neyse o günler geride kaldı..

Şimdi, Aynur Can’ın bana sözünü ettiği, aynı çatı altında çalıştığımız, Bilge Egemen’in anılarına, medya günlüğüne gidelim, belirteyim çok kısaltarak;

*- NEFES NEFESE BİR AN,,,

Bilge Egemen bizimle birlikte çalışmaya başladıktan bir süre sonra nefes nefese asansöre biner.

Gazetenin hiyerarşide Aydın Bilgin’den sonraki yazıişleri ile ilgili bir yöneticisini görür, heyecanlanır.

O günkü yöneticilerden biri olan müdür karşısında afallar.

Her sabah yapılan haber toplantısına da geç kalmıştır.

Müdür pozisyonundaki kişi, Bilge’nin ifadesine göre şöyle diyor:

‘Kız’ diyor, ‘Filistinli değil miydin sen?..’ Asansörümüz zemin ila

1. kat arasında hantal hantal seyrederken. Pattadanak.

Bu soruya her cevap verişimde kendimi zihnimde bıçakla ortadan keserim. Bir tarafımın elma, diğer tarafımın armut olduğunu hayal ederim.

Evet diyorum.

Babamdan dolayı yani yarı yarıya. Yani yüzde 50.

‘- E o zaman Arafat’la röportaj yapsana!..

Hoppala! Tam da 2. katta. Asansörün sarsıla sarsıla, gacur gucur durduğu tam da ineceğim anda.

Sanki dalga geçiyor ama. Böyle bir laf mı olur ya?’

‘Randevu alırsam gerçekten yollayacak mısınız beni?’

Gülümsüyor.

‘Tabii, tabii sen al randevu.’

*- KEDİ GİBİ YEDİ CANLI

1992 yılı Nisan ayı, o sırada  ..

Yedi canlı, dört bir yanı çelik kaplı, kurşungeçirmez Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideriyle nasıl söyleşi yapacağım, ona ulaşabileceğim?

O ne suikastlardan kurtulmuştu o ana kadar!,

Kadın kılığında kara çarşaflar giyip, ülkelerden ülkelere firarlar mı etmedi?

Her defasında küçük parmağının tırnağını bile incitmedi, patlayan bombaların arasından

Hacı Yatmaz gibi ayağa kalkıp üstünü silkeleyip, işine gücüne devam etti.

Bir değil, bütün James Bond’lar birleşseler, ‘senin hayatın mı yoksa benimki mi daha maceralı acaba?’ adlı bilek güreşi oyununa girişseler, Arafat’ı yenemezler. O denli güçlü!

*- YİNE KURTULDU!

Daha dün gece şöyle söyledi spiker TRT’de, eğer anlatırsam kendi cümlelerimle:

“Pek sevgili izleyiciler, bir süredir kendisinden haber alınamayan ve kum fırtınasının sarıp sarmaladığı uçağı Libya çöllerine çakılan Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat’a ulaşıldı. 2 pilot ve 1 mühendisin hayatını kaybettiği kazadan Arafat, hafif yaralarla kurtuldu.”

Haydi bakalım, sen şu üç günlük stajyerden hallice bir çömez muhabir halinle bütün dünyanın bulamadığı Arafat’ı da bul röportaj yap? “

Burada da ben Yaşar Eyice olarak araya gireyim:

*- ARAYA GİRDİM

Bu anlatacağım sistemi yıllarca hem bu gazetemizde, hem de İstanbul’da çıkardığımız ve ilk sıraya yerleştirdiğimiz ulusal gazetemizde Güngör Mengi büyüğümüz getirmişti.

Bu sistemi Aydın Bilgin genişletti.

Bu sayede, şu anda bile ünlüler arasında adı gecen çok sözde gazeteci de, dünya gözü gördüler.

Yoksa hayallerinde bie bu yolculukları yapamaz, ünlüler arasına katılamazlardı!

Bunları her an ispatlarım şahit gerçek idealist haberciler sayesinde.

Daha dün belki çoğunuzun adını duymadığı, ama duyduğumuz isimlerin yanında çalıştığı usta Kemal Ertan ve ‘Sokak Muhabiri’ olarak bilinen serbest gazeteci Mustafa Oğuz ile bunları konuştuk.

Haber merkezinden birisi, hangi serviste olursa olsun, ‘Ben dünyanın öteki köşesinde şununla söyleşi yapacağım’ dedi mi, kesinlikle ‘Neden, niçin’ gibi sorular sorulmaz, ‘Git muhasebeye, Norma’ya gerekeni yapsın!’ denirdi.

Ondan önce de Karşıyakalı kendisi gözümün önünde ama adını anımsayamadığım (yaş gereği) bir idari personel vardı.

Pasaportundan tutun da uçak biletlerine ve yapacağın masraflar için hemen kendisine ödeme yapılırdı.

Buna normal rutin ulusal önemli maçları falan katmıyorum.

Gidilirdi…

Ama kesinlikle boş dönmek yoktu…

Gazete patronu Dinç Bilgin de, sonra Aydın Bilgin de hesap sormazdı. Tek şart söylediğin işi su götürmez şekilde yapıp döneceksin…

Başarılı olamazsan kısa süre içinde bizden ayrılıp, başka yere gitmek zorunda kalırdı.

Ama bizde altı aydan fazla kaldıysa, çalışıp kendine bir yer edinme gayretinde bulunduysa orada da başarılı olurdu.

Bunun dışında iç ve dış görevler sırasıyla herkese uygulanırdı.

Bu sistem ve dışa açılış, emin olun o ünlü İstanbul medyasında da yoktu.

Belki bir gün onları da anlatırım.

Şimdi genç ve yeni muhabir Bilge Egemen’e dönelim:

*- *HABER MERKEZİ TOPLANTISI

Haber Müdürü tek tek soruyor herkese:

‘- Sende ne var?’     

Onun kastettiği şey, ‘haber önerini görelim, değerlendirelim!

Kimler kimler var toplantıda bir bilseniz?

Sırf ekonomi muhabirlerini saysam şaşarsın.

Günümüzde bile sırf üçüyle, The Economist dergisi çıkarırsın.

Halbuki biz Aydın Bilgin tarafından seçilmiş 6 muhabir (Handan Çeliker, Saime Balkır, Turan Gültekin, Coşkun Keskingözler, Fatih Yüzbaşıoğlu) öyle bir debdebe ve şaşaayla karşılandık ki, biz bile sapıttık.

Sanırsın birimiz New York Times’tan diğerimiz Guardian’dan milyon dolara buraya transferle gelmişiz.

Daha ilk gün sigortamız yapıldı.

Bir öğrenci için hiç de fena olmayan maaşımız açıklandı.

Ellerimize gittiğimiz haberlerde not alalım diye kapağına kendi adlarımızın yazılı olduğu özel bastırılmış ciltli defterler tutuşturuldu.

Bizim için toplantılar, oryantasyonlar, departman müdürleriyle tanıştırmalar, neler neler düzenlendi.

*- ‘MUSTAFA KOÇ HABERİM.’

Önceden yapılmış programa göre ilk hafta her birimiz deneyimli bir muhabirle habere çıktık.

Bana ilk gün magazin muhabiri Yusuf Çınar denk geldi.

‘Yürü’ dedi havaalanına, niye gittiğimiz konusunda sır vermeden bana. Özel uçakların inip kalktığı yerde buldum kendimi.

Bir adam, özel uçağın içinden o zamanlar için bile geçkin, eski sayılabilecek bir steyşın arabaya sanki tepsi içinde eşyalar taşıyor.

‘Çabuk!’ dedi Yusuf abi, git konuş Mustafa Koç’la.

Aaaa adam demek Mustafa Koç’muş, ‘hani nerede şoför, papyonlu uşaklar, kristal bardaklar?’ diye düşünürken ve tam da yanımdan geçerken ‘ne diyeceğim, neyi nasıl soracağım?’ ya sabır bilemezken

“Şey kolay gelsin size.” kelimeleri döküldü bir vantrolog gibi midemden. “Sağolun” derken Mustafa Koç, şakur şukur arka arkaya denklanşöre bastı Yusuf Abi.

Sonra da bana ‘tamamdır gidelim’ dedi.

Bu kadarcık mıydı yani?

Mustafa Koç, o eski püskü arabanın direksiyonuna geçip, yüklediği eşyalarla gitti bile.

Leb-i derya zenginlik içinde, sazsız, pırlantasız, uşaksız. Tek başına.

Ertesi gün gazetede gazeteyi elime aldığımda yerli yersiz kahkaha kaçırmamak için kendimi zor tuttum. Dudaklarımı ısırdım.

Bak işte, birinci sayfanın sağ tarafındaki koca fotoğrafta Mustafa Koç’la aynı karedeydim.

Sanırsın saatlerce kıran kırana, terleten, soyup soğana çeviren bir röportaj yapmışım.

“Caroline Giraud ve Mustafa Koç’un nişan öncesi hazırlıklarında sadece Yeni A. oradaydı” minvalinde bir şeyler yazıyor fotoğrafın altında.

Matrak bir meslek bu gazetecilik, sanırım ben bu işi seveceğim diye

düşündüğümü hatırlıyorum.

*- HAYAL GİBİ GERÇEK

Eğer bu memleketin herhangi bir köşesinde herhangi bir zamanda gazetecilikyaptıysan şaka gibi geldi sana, itilip kakılmak yerine bize prensesler ve prensler gibi yapılan muamele ve sorulan bu son soru. Biliyorum merak etme, anlıyorum seni.

Tüm bunlar Londra tozu yutmuş Aydın Bilgin’in gazetecilik kültürüne getirmeye çalıştığı yeniliklerdi.

Ve ne güzel ki bize denk geldi.

‘Aman topu topu yerel bir gazete canım işte ne olacak?’ diye de sakın küçümseme.

1895’te Dinç Bilgin’in ailesi tarafından kurulmuş, satış rakamları 100 binleri bulmuş, yaptığı her haberi olay olan, içinden İstanbul ve Ankara piyasalarına ne gazeteciler yollayan, Sabah. gazetesini doğuran, acayip reklam alan bir gazeteden bahsediyoruz.

Gerçekten gazete gibi bir gazeteden.

*- SENDE NE VAR?

Bak yine haber toplantısında sıra geldi, bana:

‘Sende ne var?’ dedi, haber müdürü.

‘Yani!’, dedim.

Tam da yani ve tam olarak.

Kesin olarak pek bir şey yok da. Yani

uçak falan da düşmedi pabucumun ucuna!

Ama Yaser Arafat’ın uçağı düştü ya.

Ve dün bulundu, ölmediği anlaşıldı, ya hani. Şey.

‘Röportaj yapacağım ben onunla!..’

- Floş Royal.

Hayatımın ilk yüksek elini şuursuzca masaya açtım.

Güldüler mi?

Eğlendiler mi?

Beni utandırmamak için bir belediye, yol haberi öneriyormuşum gibi sıradan karşılamış gibi mi yaptılar?

Hatırlamıyorum.

Toplantı biter bitmez, gazetenin üç parlak genç yıldızından bir diğerine, bizden sadece birkaç yaş büyük, yazı işleri müdürümüze gittim.

Hepiniz tanıdığınız için onu tarif etmiyorum.

‘Yılmaz’ dedim. ‘Ne sorayım sence ben Arafat’a. O’na gideceğim de, röportaja.

Sonra Yılmaz Özdil, dedi ki bana;

- Merak ediyorum. Türk futbolunu izliyorsa, hangi takımı tutuyor acaba? Bi sorsana!...’

*- VE VERİLEN SÖZ YERİNE GELDİ

Ve ben gerçekten gittim. Tunus’a…

Sürgündeki Arafat’a. Birkaç hafta sonra.

Ciltli defterime alt alta yazdığım, gazetedeki herkesten topladığım sorularla…

Bilge Egemen’in anı defterinin bu kısmına adaşım Yaşar Aksoy şunları yazmış:

(Not: Bilge Egemen, daha sonra gerçekleştirdiği Yaser Arafat Röportajı ile bir gazetecilik başarısı yaratmıştır.’

Ben de tanığım zaten birlikte fotoğraflarıyla birlikte yayınmıştı bu kıtalar arası, ülkeler arası Bilge Egemen söyleşisi…

Ben ne dedim, ‘Aydın Bilgin yönetiminde nereye, kimli, istersenis İngiltere Kralicesi ya da ‘Rusya Devlet Başkanı Putin ile söyleşi yapacağım!’ derseniz, ‘alın ne kadar lazımsa harcamalarınızı gidin!’ derdi Aydın Bilgin, ama kesinlikle boş dönmek yok… Yoksa orada kalın dönmeyin…

İşte bizler böyle çalışıyorduk, sevgili Aynur- Sezgin Can çiftinin komşusu Bilge Eğemen aramazı katıldığında ilk anısında bunları anlatmış…

Şimdi nerelerde?

Birçok uçan minik kuş gibi mutlaka önemli bir yerde, önemli bir habercilik görevini yürütüyordur, sessizce, diğer çalışkan ve gerçek haberci dostlarımızla…

Bilge Egemen yazıp hazırlatmasa, basit bir olay gibi unutup gidecektik onlarca olayın içinde…

Tabii ki Yaşar Aksoy bunu ortaya çıkardı, ona da teşekkürler…

Aydın Bilgin büyüğümüz de geçenlerde, İstanbul’dan tekrar İzmir’e döndü, onun yönetiminden geçen onlarca haberciye ve çalışanlara duyurayım…

Büyük usta Aydın Bilgin ağabeyimiz, büyüğümüz de şimdi anılarını yazıyor…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 367

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 220

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...