VAY! 30 MİLYONLUK ARABANIN SATIŞI İKİ MİSLİ ARTTI
*- KİME İNANALIM Günün sözünü Fettah Dedeoğlu’ndan aldım: ‘İnsanı sevene değil, hayvanı sevene inanın! Çünkü bu zamanda, yaşamda, insan sevmenin yolu menfaatten, hayvan sevmenin yolu merhametten geçiyor.’ Ne diyorlar; ‘Seni inciten bir konu, ona dert olmuyorsa, o insanda anlamlı bir his aramanın, onunla bağ kurmanın hiçbir anlamı yoktur. Bazı şeyler için, ‘Bu kadarmış!’ deyip, usulca yürüyüp geçmek lazım.’ Bazı insanlar sevginizi ve ona verdiğiniz değeri kaldırabilecek olgunluğa, zekâya
*- ŞARKI HALİNE GETİRİLDİ
Öyle ki, bu şiir yüzünden o filmi üç kez izlediğimi anımsıyorum.
Eminim içinizde bilenlerin sayısı oldukça fazladır.
Bakalım benim kadar beğenen olacak mı?
Önce konuyu biraz açayım:
‘Annabel Lee’, Edgar Allan Poe'nun ölümünden kısa bir süre önce 1849'da yayınlanan son şiiridir.
Sevgi, kayıp ve hafızanın kalıcı gücü temalarını keşfediyor.
Ah, Annabel Lee! Edgar Allan Poe'nun aşkı, kaybı ve hafızayı araştıran zamansız bir şiiri.
Akıldan çıkmayan ritmi ve temaları edebiyat, müzik ve film alanında sayısız esere ilham verdi.
*- BÜYÜLEYİCİ KLASİK
Evet, ‘Annabel Lee’, gerçekten de büyüleyici bir eser ve birçok sanat dalında yankılanmış bir klasik.
Şiirin derin duygusal tınısı, özellikle gotik ve dramatik temalara sahip filmlerde bazen dolaylı ya da doğrudan bir ilham kaynağı oluyor.
Edgar Allan Poe'nun bu eseri, aşkın zamansızlığını ve trajedisini ele alışıyla insanların yüreklerine dokunuyor.
Kesin bir kanıt olmamasına rağmen, şiirin 24 yaşında tüberkülozdan ölen Poe'nun genç eşi Virginia'dan ilham alındığına inanılıyor.
Bu, hikayeye kişisel keder ve yas katmanı ekliyor.
*- HER FORMA UYGUN
Şiir, anlatıcının Annabel Lee'ye olan aşkının derinliğini ve kalıcılığını keşfediyor.
Aşklarının ölümü bile aştığını ve meleklerin kıskandığını iddia ediyor. Ayrıca sevdiklerini kaybetmenin acısı ve çaresizliği ile boğuşur, özellikle de genç ve masum.
Şiir, belirtmeye çalıştığım gibi, müzik, film ve görsel sanat da dahil olmak üzere çeşitli formlara uyarlanmış ve popüler kültürdeki yerini sağlamlaştırmıştır.
İşte Annabel Lee!..
***
‘Senelerce senelerce evveldi,
Bir deniz ülkesinde;
Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz,
İsmi; Annabel Lee!..
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten,
Sevmekten başka beni…
O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi.
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee…
Göklerde uçan melekler
Kıskanırlardı bizi
Bir gün işte bu yüzden göze geldi
O deniz ülkesinde
Üşüdü bir rüzgârından bulutun,
Güzelim Annabel Lee…
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni
Mezarı oradadır şimdi
O deniz ülkesinde
Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskanırdı bizi…
Evet! Bu yüzden 'Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi'
Bir gece rüzgârından bulutun
Üşüdü gitti Annabel Lee…
Sevdadan yana kim olursa olsun
Yaşca başca ileri,
Geçemezlerdi bizi…
Ne yedi kat göklerdeki melekler
Ne deniz dibi cinleri,
Hiç biri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee…
Ay gelir ışır, hayalin erişir
Güzelim Annabel Lee
Orda gecelerim uzanır beklerim,
Sevgilim sevgilim hayatım gelinim
O azgın sahildeki
Yattığın yerde seni...
(Edgar Allan Poe- Çev. Melih Cevdet Anday)
*- DEV PASTA EL DEĞİŞTİRDİ
Araç muayene istasyonları ilk kez 2007 yılında özelleştirilmiş ve işletmeleri TÜVTÜRK tarafından 613 milyon dolar bedel ile satın alınmıştı.
Geçtiğimiz hafta araç muayene istasyonlarının yeniden ihalesi gerçekleştirilirken TÜVTÜRK ihaleden çekilirken ihaleyi birinci bölge için 830 Milyon Dolar ve ikinci bölge için 890 Milyon Dolar bedelle toplam 1 Milyar 720 Milyon Dolara, MOI Ortak Girişim Grubu aldı.
Şimdi konuyu biraz irdeleyelim:
*- REKABET YOK
Araç muayene işlemlerinin 18 yıldır TÜVTÜRK’ün tekelinde olması nedeniyle oluşan haksız rekabet ortamından vatandaşların zararlı çıktığını vurgulayan Milletvekili Mahir Polat, bakın ne diyor?
‘Bu yıl muayene ücretleri yüzde 44 artarken, muayene ücretlerindeki artışlar ne memur maaşlarında ne emekli maaşlarında ne de asgari ücret maaşlarında yaşanıyor,’
Polat, yapılan 15 dakikalık bir işlem için alınan fahiş ücretlerle darphane gibi para basan araç muayene istasyonlarının, tekrar ihale edilerek bir 20 yıl daha vatandaşların bir firmanın insafına bırakıldığını söyledi.
*- BANKALAR GİBİ ÖNEMLİ CİRO
Araç muayene istasyonlarını 2027 yılında devredecek olan TÜVTÜRK cirosunu her yıl katladı.
2014 yılında 7 Milyon 800 bin araç muayenesi ile 1 Milyar 166 Milyon TL ciro yapan şirket cirosunu 2022 yılında 5 Milyar 215 Milyona, 2023 yılında 12 Milyar 100 milyona ve 2024 yılında da 19 Milyar 600 Milyona çıkarırken artış 10 yılda yüzde 1680 olarak gerçekleşti.
Bizim için önemli bir noktayı da belirteyim:
Yapılan muayenelerde 3 milyon 300 bin araç ağır kusurlu çıktı.
Bunun bizler yayalar hatta diğer araç sürücüleri için ne kadar tehlikeli bir durum olduğunu anlamamak için akıl yeteneklerimizi, düşünmeyi unutmamız lazım.
*- ZARARLI OLAN VATANDAŞ
Söylenenlerden ve okuduklarımızdan biliyoruz;
‘Araç muayene işlemlerinin 18 yıldır TÜVTÜRK’ün tekelinde olması nedeniyle oluşan haksız rekabet ortamından vatandaşlar zararlı çıktı. Yapılan 15 dakikalık bir işlem için alınan ücretler resmen soygun. T
ekrar ihale ile bir 20 yıl daha vatandaş bir firmanın insafına bırakılmıştır. TÜVTÜRK bugüne kadar 17 yılda 251 milyon 400 bin aracın muayenesini gerçekleştirdi.
Veriler vatandaşın ekonomik durumunu ortaya koyuyor.
Birileri 15 dakikada milyarlarca lira kazanıyor, vatandaş artık eski arabasını yenileyemiyor, ikinci el arabaya rağbet artıyor.
Bir bakıyorsunuz lüks araç satışı da ikiye katlanmış. Zengin ile yoksul arasındaki makasın ne kadar arttığı ortaya çıkıyor.
2024’te 12 milyon 500 bin aracın periyodik bakımını yapılmış, bunların 3 milyon 300 bini ağır kusurlu çıktı.
Vatandaşlarımız sıfır araçların yüksek vergileri nedeni ile ikinci eli talep ederken 2024 yılında yeni bir rekor kırıldı.
İkinci el satışları 7 milyon aracın üzerine çıkarken tarihi bir rekor kırdı.
*- TERCİH; LÜKS OTOMOBİL
Bir rekor da lüks otomobil satışında yaşandı.
Değeri 30 milyon TL’yi aşan Porche marka bir aracın 2022 yılında 600 olan yıllık satış rakamı 2024 yılında iki kat artarak bin 203 olarak gerçekleşti.
Öte yandan sıfır araç satışlarında ise 2024 yılında geçtiğimiz yıla göre düşüş yaşandığını görüyoruz.
Yeni araç satışlarında dikkat çeken Çinli markaların pazara girmesi ile önceki yıla göre yüzde 46’lık artış gerçekleştiren ve 105 bin satış rakamını geçen elektrikli araçlar oluşturuyor.
*- SEVİYORUM İŞTE
Yazmayı seviyorum.
Ama çoğu zaman ipin ucunu kaçırıyorum.
Bu yüzden okunma oranım da hep düşüyor.
Sevenlerim ‘Kes!’ diyor…
Mecazi ‘uydur!’ anlamında değil…
Yani ‘uzatma’ diyorlar…
Televizyonda özellikle canlı yayında yönetici durumunda olan eliyle makas işareti yapar, ‘Kes, lafı uzatma!’ anlamında.
Şimdi yine uzun upuzun bir yazı yazacağım tabii ki önemli bilgileri içeren.
Bakalım kaç okuyucunun ilgisini çekebilmişim.
Kandilli Rasathanesi tarihçesini anlatacağım.
Uzun ama çok uzun anlatmam yazmam lazım…
Bu yüzden önemli bölümünü başka zamanlara ayıracağım.
*- TÜRK ve MÜSLÜMAN YOKTU
Cumhuriyet, yani Atatürk zamanına kadar, Türkler hariç neredeyse her yabancı ülkeden yöneticiler görevlendirilmiş.
Hani Osmanlı dönemi için Türkler yerine ‘Müslüman’ sözü geçerli idi ya, nedense hiçbir önemli görevde açık ve net söyleyeyim, ne Türkler ne de Müslümanlar yok idi…
Araştırsınlar görsünler…
Ama ben bu arada bir iki notu da paylaşacağım….
Bir kitabın özeti ancak bu kadar olabilir…
Ama şunu söylemeden edemeyeceğim:
Osmanlı İmparatorluğu’nda İlk Rasathane İstanbul Rasathanesi
‘Darür Rasad-ül Cedid’ dir.
Osmanlı İmparatorluğu'nda bilimsel astronomiyi medreseye ilk sokan Ali Kuşcu olmuştur.
1474'te ölümünden sonra uzun bir süre astronomi bilimiyle ilgilenen olmamış, astronomi sadece namaz vakitlerinin tespiti ve ezan saatinin ayarına uygulanmakla kalmıştır.
Yani, gerçek astronomların yerini muvakkitler almıştır.
*- AKLA BAKIN
1578 yılında veba salgınında insanların ölümü üzerine Şeyhülislâm Ahmet Şemseddin Efendi'nin Sultana mektup yazarak verdiği fetva ile, rasathane 21 Ocak 1579 günü Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından top ateşiyle yıkılmıştır.
Tanzimat'a kadar Osmanlı İmparatorluğu'nda medreselerde hâlâ ortaçağ astronomisi öğretiliyor ve eski ortaçağ kitaplarıyla yetiniliyordu. Mühendishane-i Berri'nin 1825'teki ve Harbiye Mektebi'nin 1845'teki reformlarından sonra özellikle 1838'de açılan rüştiyelerde ve 1869'da açılan idadilerde astronomi ciddiyetle okutulmaya başlanmış ve hatta astronomiye büyük önem veren Harbiye Mektebi'ne Avusturya'dan bir dürbün gelmiş, ancak Kırım Savaşı sırasındaki Harbiye Mektebi binasının yangınında bu dürbün tamamen tahrip olmuştur.
*- BİRİ PADİŞAHA
II. Abdülhamid 10 Temmuz 1894'de İstanbul'da meydana gelen büyük depremin ardından Atina Rasathanesi Müdürü D. Eginitis'i İstanbul'a davet etti. İstanbul Rasathane Müdürü Coumbary ve yardımcısı Emil Lacoine Éfendi de kendisine eşlik ettiler.
İtalya’ya iki sismograflar sipariş edildi, biri Sultan II. Abdülhamid'in ikametgâhı olan Yıldız Sarayı'na yerleştirildi.
St. Benoît Lisesi’nde korunan depremlerle ilgili koleksiyon ve özel malzeme Osmanlı ordusunun 1914 yılında okulu işgal etmesi sırasında kayboldu.
*- TAHRİP ETTİLER
1899'da Nazilli-Uşak-Aydın ve Malazgirt-Muş bölgesinde yaşanan iki depremin ardından İstanbul’a resathane kuruldu.
31 Mart Vakası (12 Nisan 1908) sırasında ayaklananlar gözlem aletleri ve sismograflarla birlikte rasathaneyi tahrip ettiler.
Toplanan bazı alet parçaları korunmak üzere Kabataş Lisesi'ne teslim edilmiştir.
*- ALMANLAR ve SONRASI İŞGALCİLER
1912 yılında, müttefik Almanya'nın askeri uçaklarının hareketini düzenlemek üzere, meteorolojik bilgilerin sağlanması amacıyla bir Umum Havaiye Müfettişliği kurulmuş, başına da Serno Bey getirilmiştir.
Alman uçak filolarının uçuş güvenliğini sağlamak için hava tahmini yapmak ve yüksek hava tabakalarının hız ve yönlerine ait durumu bildirmek üzere Rasadati Havaiye adında bir meteoroloji şebekesi kurulması için Prof. Hergesel çağrılmış ve verdiği rapor üzerine Beyazıd Camii karşısındaki Dişçilik Okulu binasında Feldwettercentrale adıyla özel bir daire kurulmuştur.
Daha sonra bu daire Kuruçeşme üzerindeki Caferağa köşküne taşınmıştır.
Savaşın sona ermesiyle Almanlar gitmiş ve daire ortada kalmıştır.
Türkiye'den ayrılan Almanların yerine bu sefer işgal güçleri Türkiye'nin çeşitli yerlerine meteoroloji istasyonları kurarak gözlemler yaptılar.
İşgal kuvvetlerinden İngilizler rasathaneye el attılar ve binasını yakıp çevredeki fıstık ağaçlarına zarar verdiler.
*- CUMHURİYETLE BİRLİKTE
Meteoroloji gözlemlerinin yanı sıra astronomi gözlemleri de yapmak için Carl Zeiss Jena firmasına büyük bir ekvatoryal dürbün sipariş edildi, dürbün Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra, 1925'te getirildi.
Bu dürbüne sahip olmakla Türk Rasathanesi de uluslararası teşkilata girecektir.
Bulgaristan bu dürbüne 15 yıl önce sahip olmuştur.
Rasathanenin meteoroloji birimi, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'nün 1929'da düzenli gözlemlere başlanmasına kadar ülkede meteoroloji ile ilgili gözlem ve tahmin yapan tek kuruluş olma unvanını korumuştur.
Rasathane-i Amire Cumhuriyet döneminde önemli değişiklikler geçirerek bugünkü halini almıştır.
*- SIRASIYLA
Başlangıçta eski adını korurken yazı devriminden sonra “Maarif Vekaleti, Hey'et ve Fiziki Arzi İstanbul Rasathanesi”, 1936 yılında ilk kez Kandilli Rasathanesi ve kırklı yıllarda “Kandilli Astronomi ve Jeofizik Rasathanesi” adını almıştır.
Türkiye'de ilk defa osenografi sorunu Kandilli Rasathanesi tarafından ele alınmıştır.
Yine aynı yıl, Maarif Vekaleti Müdürler Encümeni aldığı bir kararla, Kandilli Rasathanesi'nin bir Genel Müdürlüğe dönüştürülerek Darülfünun’a (İstanbul Üniversitesi) bağlanmasını kararlaştırmıştır.
*- ATATÜRK’ÜN EMRİYLE…
26 Aralık 1925 tarih ve 698 sayılı “Takvimde Tarih Mebdeinin Tebdili Hakkında Kanun” ile kameri aybaşları ve dini günlerin saptanması görevi Kandilli Rasathanesi'ne verilmiştir.
Bildiğiniz gibi biz dini günleri ilimle, Araplar ise tepeye çıkarkıdkları ile belirlemeye çalışıyorlar. Bu yüzden de yıllardır aramızda bir ayrılık sürüyor.
Cumhuriyet hükümeti inşaat, tesisat ve alet alımı için 1925'ten itibaren her yıl yüklü miktarda para vererek kurumun gelişme yolunu açtı.
1925 yılında İstanbul'a gelen ekvatoryal dürbün için sağlanan tahsisatla 1926 yılında dürbün binasının temelleri atılmış ve atölye ile kütüphane binaları tamamlandı.
1930 yılında temeli atılan, 1934 yılında bitirilebilinen Sismoloji binası ve laboratuvarı, İcadiye tepesinin Bebek'e karşı olan yamacına inşa edildi.
*- SANİYESİ SANİYESİNE
Bugün Jeodezi Ana Bilim Dalı olarak kullanılan Zaman Astronomisi binasının inşasına 1945 yılında başlanmış, bina 1946 yılında tamamlanmışsa da ancak 1947 yılında hizmete açılmıştır.
Saat servisi de bu binaya taşınarak İngiliz usulü saniye kontaklarının
Türkiye geneline yayınlanmasına başlanılmıştır.
Zaman Astronomi binası aynı zamanda 1947'den 1970 yılına kadar müdürlük ve yönetim binası olarak da kullanılmıştır.
1969 yılında yıktırılan eski meteoroloji binasının yerine ihtiyaçları karşılayacak yeni bir kule ile bina inşa edilmiş ve gözlem aletlerinin bulunduğu bahçe yeniden düzenlenmiştir.
Aynı yıl Danjon pavyonu tamamlanmış ve Danjon astrolabı yerine yerleştirilmiştir.
*- BURÇLARIN HAKİMİ
Kandilli Rasathanesi ile özdeşleşmiş ve soyadını da buna uygun olarak almış olan Fatin Gökmen otuzlu yıllarda rasathane müdürü iken, 1933 yılında dönemin ünlü dergilerinden Yedigün Dergisi'nde yapılan bir görüşmede de belirtildiği üzere, halkın gündelik sorularının ayrılmaz bir parçası, bir tür zamanın Marko Paşa'sı olarak sunulur:
“Birçok kimselerin gözünde, Fatin Bey burçların, mevsimlerin hâkimidir. Üşüyünce ona söylenirler, ıslanınca ona öfkelenirler, terleyince ona kızarlar. Bir yandan da istikbale ait bütün kehanetler kendisinden beklenir. Rasathanenin telefonları harıl harıl çalar. Yağmuru, doluyu, zelzeleyi sorarlar.
*- DURAKLAMADAN, UZAY ARAŞTIRMALARINA
1952 yılından itibaren rasathane malzeme alımı bakımından durgun bir evreye girmiştir.
Ancak rasathanede eğitici ve öğretici kadro olmamasına rağmen kadroya giren gençler ellerindeki olanakları en iyi şekilde değerlendirerek bilimsel çalışmalar ve yayınlar yapmışlardır.
Kandilli Rasathanesi en önemli gelişme dönemine, 1964 yılından sonra modern bina ve tesislerinin tamamlanmasıyla girmiştir.
Kandilli Rasathanesi 1970'li yıllarda uzay ve yerbilim konuları üzerinde araştırma, gözlem ve hizmetiçi eğitim yapan bölümlerle gözlem ve araştırma istasyonlarından oluşan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı, kuruluş geleneğine uygun olarak düzenlenmiştir.
Uzay Bilimleri Bölümü:, Güneş fiziği,Zaman astronomisi, Radyo astronomisi (yaşama geçmemiştir),Optik-elektronik araç üretimi;
Yer Bilimleri Bölümü: Sismoloji, Jeomagnetizma, Meteoroloji, şubelerinden oluşan bilimsel bir kurum olmuştur.
Bu dönemde rasathane kadrosunda 105 personel çalışmaktadır.
Bu personelin yirmi altısı bilimsel kadroda, diğerleri teknisyen ve idari kadrodadır.
*- MARMARA DENİZİ İÇİN
1970 yılında başlayan UNESCO'nun desteklediği, “Balkan Ülkeleri Sismisite Etüdleri Projesi” (bu proje kapsamı içinde Batı Anadolu'da kurulması planlanan beş sabit istasyon 1973 yılı içinde tamamlandı); Kandilli Rasathanesi Güneş Fiziği Bölümü'nün de yer aldığı, Uluslararası Astronomi Birliği'nin desteklediği CINOF ve PROTON projeleri; 1975 tarihinde Kandilli-British Geological Survey arasında Marmara Denizi ve çevresinin sismik hareketlerini kaydetmek üzere geliştirilen MARNET projesi.
*- DEPREME DÖNÜK ÇALIŞMALAR
Faaliyetlerini 1982 yılına kadar Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğretim Müdürlüğü'ne bağlı olarak yürüten Kandilli Rasathanesi, 28.3.1983 tarih ve 2809 sayılı kanunla yasalaşan 41 sayılı kanun hükmünde kararnameyle Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde “Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü” adı altında rektörlüğe bağlı bir enstitüye dönüştürüldü.
Bu tarihten itibaren yapılanmasında yenilenme, görevlerinde genişleme oldu, enstitü bünyesinde lisansüstü eğitim faaliyetleri yer aldı ve enstitüye bağlı hizmet merkezleri kuruldu.
Depreme dönük çalışmalar Enstitü'nün ilk hedefi olmuş ve araştırma uygulama çalışmaları Deprem Mühendisliği, Jeodezi ve Jeofizik anabilim dallarında yüksek lisans ve doktora eğitimiyle bütünleştirilmiştir.
Enstitü bu şekilde deprem konusunda gözlem, eğitim, araştırma ve uygulama faaliyetlerini tek bir bünye altında toplayan ilk kuruluş olma özelliğini kazanmıştır.
Bu çerçevede; Ulusal Deprem İzleme Merkezi Türkiye'nin pek çok bölgesinde yeni deprem istasyonları kurmuş ve Türkiye deprem şebekesini sürekli geliştirmiştir.
*- ALTYAPI TAMAM
Bu deprem şebekesinden Kandilli'ye gelen sürekli bilgi vasıtasıyla, yurdun herhangi bir bölgesinde meydana gelen bir depremin yeri ve büyüklüğü çok kısa bir sürede belirlenip gerekli mercilere bildirilmektedir. Halihazırda uydu hattı, telefon hattı, İnternet, şebeke, kiralık hat ve alt ağ bağlantılı sabit deprem istasyonu sayısı 122'ye ulaştırmıştır.
Ayrıca Kıbrıs'ta da üç adet istasyon bulunmaktadır.
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü aynı zamanda uluslararası işbirliği çerçevesinde nükleer patlamaları denetleyen bir kuruluş olup bu konuyla ilgili Ulusal Veri Merkezi görevini de yürütmektedir.
Bu amaçla Türkiye'de kısa ve uzun dönemli dizinler (array) çalıştırmakta, elde edilen verileri Uluslararası Veri Merkezleri'ne göndermekte, nükleer patlamaları belirleyerek yeni yöntemler denemekte ve gerekli altyapıyı kurmaktadır.
*- ERKEN UYARI SİSTEMİ
2002 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı bünyesinde İstanbul Deprem Acil Müdahale ve Erken Uyarı Sistemi kurulmuştur.
Sistem kapsaminda yerleştirilen 110 adet kuvvetli yer hareketi istasyonu aracılığıyla depremin hemen öncesinde erken uyarı sinyalinin üretilmesi ve depremin hemen ardından İstanbul'da hasar görmüş bina dağılımlarının belirlenmesi mümkün olmaktadır.
İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Ayasofya Müzesi, Süleymaniye Camii ve Fatih Camii’nin yanısıra değişik yüksek bina ve endüstriyel tesislerde 60 adet kuvvetli yer hareketi istasyonu şebekesi çalıştırılmakta ve ayrıca deneysel çalışmalar ve süreli uygulamalar için 40 adet kayıtçı bulundurulmaktadır.
Yorumlar yükleniyor...