VALİ ELBAN İLE BAYAN ELBAN EL SIKMA REKORU KIRDI
*- 30 AĞUSTOS GURURU 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104’üncü yılı, İzmir’de gurur ve coşkuyla kutlandı. Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen çelenk sunma töreniyle başlayan kutlamalar, tebriklerin kabul edilmesi ve geçit töreniyle devam etti.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay da resmi törenlere
katılarak kent yöneticileri ve İzmirlilerle bayramlaştı.
Zaferin 104. yılında Türk bayraklarıyla Cumhuriyet Meydanı’na gelen
İzmirliler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının büyük
zaferini hep birlikte selamladı. Kentteki resmi kutlamalar, Cumhuriyet
Meydanı’ndaki çelenk sunma töreniyle başladı. İzmir Valiliği’nde
tebriklerin Vali Süleyman Elban tarafından kabul edilmesinin ardından
program, kutlama ve geçit töreni ile devam etti.
*- ZAFER RUHU MEYDANLARA YANSIDI
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 30 Ağustos Zafer
Bayramı kutlamaları kapsamında Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen resmi
törene katıldı.
İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, Ege Ordusu Garnizon Komutanı
Korgeneral Zorlu Topaloğlu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr.
Cemil Tugay, Atatürk Anıtı'na çelenk sundu.
Resmi program, İzmir Valiliği'nde düzenlenen tebrikat töreniyle devam etti.
İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, Ege Ordusu Garnizon Komutanı
Korgeneral Zorlu Topaloğlu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr.
Cemil Tugay, kent yöneticilerinin tebriklerini kabul etti.
Zafer Bayramı’nın İzmir’deki coşkusu, Cumhuriyet Meydanı’nda
düzenlenen kutlama ve geçit töreni ile doruğa ulaştı.
Ellerinde Türk bayraklarıyla meydanda yerini alan İzmirliler, tören
birliklerinin geçişini gururla izledi.
Ege Ordusu Garnizon Komutanlığı Karma Bandosu’nun marşları eşliğinde
gerçekleşen geçit töreninde, 30 Ağustos’un zafer ve bağımsızlık ruhu
bir kez daha meydanlara yansıdı.
Resmi kutlamalara İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, İzmir İl
Jandarma Komutanı Tümgeneral Halil Şen ve İzmir İl Emniyet Müdürü
Celal Sel'in yanı sıra askerî erkan ve emniyet erkanı, siyasi
partilerin il başkanları, İzmir milletvekilleri, belediye başkanları,
iş dünyası temsilcileri ile sivil toplum kuruluşu temsilcileri
katıldı.
*- 22 KİLOMETRE İKİ SAAT
Akşam saat 19’da Balçova Termal’de başlayacak ‘özel’ davete katılmak
için saat 17’de yani iki saat önce yola çıktım.
Ama o da ne uzun bir araç kuyruğu…
Kıpırdama yok…
Çeşme Otoyulu’na çıksam yetişme imkanım yok.
Eski Güzelbahçe yolunu tercih ettim.
Durum aynı!
Allah’tan ara yolları bir çok kişi gibi biliyorum.
Buna rağmen, saat 18.50’de, yani zamanında tören alanındaydım.
Sanki İzmir’in tüm şoförlü araçları orada idi.
Daveti duyan davetsizleri de düşünün.
Bunlar nerede bir davet var, davet sahibinden önce oradalar.
Ellerinde ve yanlarında özel çantaları var, yüzsüzlük yüz numara…
İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, sevgili eşi ile birlikte herhalde el
sıkışmaktan iyice yorulmuşlardır.
Üstelik tüm masaları da gezip, bayram kutlamalarını yaptılar.
İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban’ın konuşmasında an itibari ile
Kıbrıs’ta batan feribot ile ilgili bilgileri de öğrendik.
Tabii bu olay kutlamaya gölge düşürdü.
İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, bu nedenle davetin görkemli
yapılmadığını anlattı.
Urla’ya dönüşte, Güzelbahçe’deki kutlamaları gördüm, aracımın kornası
ile kutlamaya katıldım.
Başta Belediye Başkan Ayşe Akın onlarca Güzelbahçeli, ellerindeki Türk
bayrakları ile Maltepe Mahallesi Tabaoğlu parkından başlayan Zafer
Yürüyüşü ile Yalı Mahallesi 1’nci Limina yürüyordu.
Yazdım:
Ayşe Akın şu anda İzmir’in en başarılı ve çalışkan belediye
başkanlarından en önemlilerinden biri…
*- KUTLU OLSUN
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve
silah arkadaşları başta olmak üzere, aziz şehitlerimizi, kahraman
gazilerimizi saygı ve minnetle anıyorum. Mustafa Kemal Atatürk ne
demişti:
“Milli mücadeleyi yapan doğrudan doğruya milletin kendisidir, milletin
evlatlarıdır.”
30 Ağustos, milletimizin bağımsızlık ve özgürlük uğruna verdiği eşsiz
mücadelenin, canı ve kanı pahasına kazandığı büyük zaferin adıdır.
Şanlı tarihimizden aldığımız güçle, yarınlara emin adımlarla yürümek
de artık bizim işimizdir.
Haydi dostlar 104’üncü yılında, şanlı bayrağımızın altında Zafer
Bayramımızı el ele, gönül gönüle birlikte kutlayalım… Zafer
yürüyüşlerine, toplantılarına katılma iradesini gösterelim.
Cumhuriyetimizin temel değerlerine, her koşulda mutlaka sahip çıkalım…
Demokratik ve özgür Türkiye hedefi doğrultusunda yürümemizi
kararlılıkla sürdürelim. Her şey bizim elimizde ve beynimizdedir…
*- NOTU YÜKSEK
Urla her geçen gün tanınırlığının notunu yükseltiyor.
Şimdi size Mermer Çeşme-Çınar-Tülü Üçlüsünü tanıtmaya çalışayım,
Mermer Çeşme bir zamanlar benim de evimizin içme suyunu tedarik
ettiğimiz nokta idi.
Ya bu mermer çeşmeyi ya da İskele ’de caminin önündeki çeşmeyi kullanıyordum.
O zamanlar içme suyu sıkıntısı vardı, kentin su şebekesi ihtiyacı
karşılamadığı gibi olan da sürekli patlaklar nedeniyle sorun
yaratıyordu.
Mermer Çeşme, çevresinde kasabanın çarşısının, üç büyük camisinin,
medresesinin, hamamının geliştiği tipik Osmanlı Urla’sının
merkezindeydi.
Hem 16. yüzyıldan bu yana.
*- KURTULUŞ ABİDESİ
20. yüzyıl başlarında Urla Belediye Heyeti hem eseri yenilemiş olmak
hem de Kurtuluş Savaşı’nda ilk örgütlü mücadeleyi başlatan yiğit
Urlalıların anısını yaşatmak için eseri yeniden tamir ettirmiş,
üzerine mermer bir dikit ekleyerek “Kurtuluş Abidesi”ne dönüştürmüş.
Mermer Çeşme, meydan çevresine konuşlanan kahveleriyle Müslüman
Mahallenin kalbinin attığı yer olmuş.
*- USTADAN DİNLEYELİM
Necati Cumalı, Mermer Çeşme, Çınar ve Tülü üçlüsüyle ilgili
gözlemlerini şöyle aktarıyor:
“Tülü, ulu çınar ağacı, mermer anıt ile yan yana kalmış olmalı
kasabalıların belleklerinde. Mermer anıt yeni sayılırdı. Kurtuluş
Savaşından birkaç yıl sonra dikilmişti.
Çınarın dalları altında yükselirdi.
Dört alnacında dört çeşmesi vardı…
Dinsel bir anlayışla Kurtuluş Savaşı şehitleri anısına dikilmişti.
Çeşmelerinden su içerek susuzluğunu giderenlerin savaş şehitlerini
hayırla anmaları isteniyordu yazıtında…
*- ÇOK ÜNLÜYDÜ
Kasabanın geniş parke taşlarla döşeli iki ana caddesinden biri çınarın
gölgelediği küçük alana varırdı.
Deve güreşlerinin sürdüğü kış ayları boyunca kasabada kaldığı günlerde
Tülü’nün yeri anıtın hemen yanıydı…
Tülü, ön ayak bileklerine vurulmuş bir kösteğin ortasındaki bir
halkadan, kısa bir urganla, parke taşların arasına çakılı demir bir
kazığa bağlı olarak dururdu.
Erken saatlerde pos bıyık Girit göçmeni börekçiler kasalarının üzerine
yerleştirdikleri camlı teneke kasalarında kıymalı peynirli börek
satarlardı köşe başlarında. İkindi üzerleri kasalarını sadeyağlı,
bademli, pudra şekerine bulanmış kurabiyelerle doldururlar,
macuncular, şameli tatlıcıları, simitçiler, yumurtacılar ile birlikte
çınarın yakınına kurarlardı bu kez tablalarını.
Okuldan çıkan çocuklar, macun, şameli, kurabiye, simit yerler,
haşlanmış lop yumurta tokuştururlardı Tülü’nün çevresinde…
Çınar gibi, mermer anıt gibi bir simgeydi Tülü de…”
Burada bir açıklama yapayım, ‘güreşen deveye’ ‘Tülü’ deniliyor.
Çok önemli ve çok kıymetli olanlar vardı ve ünlüydüler.
*- ÇINARLAR
Urla anlatımına devam edelim.
“Köprübaşını dönünce fırının önünde, hamama giden sokağın ağzında
toplanmış bir kalabalık gördü…
O sokağın içinde kasabanın en büyük çınarlarından biri vardı.
Kökleri sokağın altından dereye iner, dalları sokağın iki yanında
sıralanan esnaf dükkanlarını gölgesi altına alır, gölgelerdi.
O koca köprüyü gövdesi üstünde tuttuğunu, çınarın köprünün
ayaklarından biri olduğunu sanırsınız.
*- BAŞKAN SATMIŞ!
“Çınarın üstü kaynıyordu.
Ellerinde baltalar, keskiler, yedi sekiz kişi dalları arasına
dağılmıştı çınarın.
Halatlar, urganlarla, ayrıca yedi sekiz kişi de aşağıdan
yukarıdakilerin baltayla nacakla inceltip, üst yanından bağladıkları
dalları asıla asıla yere indirmeye uğraşıyorlardı.
Uykudaki Güliver’i bağlamaya çalışan cücelere benziyorlardı tümü.
Yaptıkları çirkin işe sevinçle dalmış görünüyorlardı.
Yolun ağzında toplananlar dilsiz, devinimsizdiler.
Ne ağacı kesip biçenlere ne de birbirlerine tek söz etmiyorlardı.”
Kesilen Çınar değil, ÇINARLAR’dı!
*- ODUN NİYETİNE
Pazaryerindeki, Çarşı Camii önündeki, Kapan Camii önündeki, Nalbant
Yaşar’ın önündeki tüm asırlık çınarlar kesildi.
Başkan tüm çınarları odun niyetine satmıştı.
Nerede o geniş gölgeli çınarlar bugün?
Nerede kasaba tarihine damgasını vurmuş adı var kendi kayıp akarsu?
Eğer Çınarlar o gün vardıysa bugün de olur!
Akarsu o gün akıyorduysa bugün de akabilir.
Bugün daha fazla bilgiyle, daha ileri teknolojiyle donandık!
Her şeyimiz var yeter ki helva yapmaya niyetlenelim.
*- OKUMALIYIZ
Aci tütün, Susuz Yaz, Yağmurlar ve Topraklar, Zeliş...
Urla’nın yakın tarihine ışık tutan kitaplar.
Umarım yolu Urla’yla kesişenler en az birisiyle tanışma fırsatını bulur.
Urla’dan çıkıp İstanbul’a giriş yaptık, şıkır şıkır gökdelenler
metropol, beton yığını…
Evet görsellik var, ruh yok!
Urla’daki eski evler, kapılar başka bir huzur var…
Umarım bu kadarla kalır!
Bir de sokaklar çukur ve sürekli patlayan sular olmasa çok daha güzel olur.
Şimdi bunları , şikayetleri önlemek ve şikayetleri azaltmak için
‘asfaltlama’ çalışmaları hızla sürdürülüyor.
90'lı yıllarda köprü başından yukarıya doğru yürürken, dere kenarında
ki yapılaşmayla Strasburg yapılaşmasını eşleştirdim, orada bin bir
özenle bakılan binalar bizde hoyratlık şehir kimliği bilinçsizliği,
ülkemin tüm güzelliklerine yazık oldu
*- OKUMAYA BAŞLADIM
Da Vinci Şifresi yazarlarından Dan Brown’un kalın kitaplarından
‘Sırların Sırrı’na başladım.
Daha ilk sayfalarında okuduklarım beni şaşırttı;
Hayal gücü çok fazla olan, mucit Nicola Tesla’dan bir alıntı yapılmıştı:
“Bilim, fiziksel olmayan olayları incelemeye başladığı gün, önceki
yüzyıllarda gösterdiği ilerlemenin çok daha fazlasını, bir on yılda
kat edecektir…”
Bu arada özellikle gençlere elektrik mühendisi Nicola Tesla’nın
yaşamını okuyup öğrenmelerini öneriyorum.
Nicola Tesle daha çocukken kendince aletler yapıyor, annesinin mutfak
işlerini kolaylaştırıyordu.
İki günde iş değiştirdiği de oluyor, fikir ayrılıkları nedeniyle işini
bırakıyor, kendini bilime adıyordu.
Şöyle söyleyeyim:
Bu yüzden, ırgat yani amele gibi çalıştığı zamanları da olmuştu.
Bence en önemli yanı, kendi fikirlerini savunup, örneğin Edison’un
bile hatalarını bulup bunu ‘karşı fikir’ olarak makalelerinde
anlatıyordu.
Şimdi size ikinci sayfadaki açıklamayı belirteyim:
“Bu romandaki tüm sanat eserleri, semboller ve belgeler gerçektir.
Tüm deneyler, teknolojiler ve bilimsel sonuçlar gerçeğe uygundur.
Bu romanda adı geçen kuruluşların hepsi mevcuttur…”
İnanılacak gibi değil değil mi?
Bunlar ‘Gerilim romanlarının tartışmasız ismi Dan Brow’un kurguladığı
bu gizemli dünyayı ele aldığı 634 sayfalık başyapıtına’ daha çok ilgi
çekmeme sağladı….
Arada kitaptan söz edeceğimi düşünüyorum, bakalım düşündüğüm gibi olacak mı?
*- NEDEN, ARTIK?..
90’larda büyüyenler hatırlayacaktır.
Bir ailenin iyi durumda olup olmadığını anlamak için sosyal medya
hesaplarına bakmak gerekmiyordu.
Gerçi sosyal medya da yoktu.
Evin arabası varsa, çocuklar yeni kıyafetler giyebiliyorsa, yazın bir
hafta ya da on gün tatile gidilebiliyorsa, evde misafir geldiğinde
kullanılmak üzere saklanan iyi bir yemek takımı varsa ve anne baba eve
yeni bir şeyler alınacağı zamna, mesela koltuk takımı değişecekse
falan 'bu sene biraz sıkışacağız ama hallederiz' diyebiliyorsa, aşağı
yukarı her şey yolunda demekti.
Kimse sürekli daha büyük bir evde yaşayan, içi amber derisi dışı mat
lüks araba kullanan yaşıtlarını, konserden konsere giden, her hafta
sonunu Kıbrıs'ta lüks otellerde geçiren, teknelerde eğlenen birini
görmüyordu.
Kimsenin sabah kahvaltısını nerede yaptığı, hangi otelde kaldığı,
çocuğunu hangi aktiviteye götürdüğü, hafta sonu hangi ülkede olduğu
her an gözler önüne serilmiyordu. Sosyal medyada 15 dakika geçirince
Ronaldo'nun evlenmeden 6 çocuk yaptığı ve evlenme teklifi ederken
milyar dolarlık saat taktığı, geçmişte kıyafet dükkanında tezgahtarlık
yapan ve şimdi dünyanın en zengin adamının eşi olan tuhaf ve erişilmez
hikayeler görüyorsunuz.
Diziler ve filmlerde herkesin yalılarda yaşadığına zaten alıştık.
Halbuki toplam 89 yalı olduğunu düşünürsek ve ülkede 86 milyon insan
yaşıyorsa ve yalı başına 1 milyon insan düşüyorsa....
Neyse gerisini yazmayacağım ama Seçil Yurtsever’e üretim aracı olduğu
için teşekkür ediyorum.
*-
Yorumlar yükleniyor...