ÜSTTEKİLER, ALTTAKİLERİN GÖZYAŞINI BİLMEZLER
Köşe Yazısı

ÜSTTEKİLER, ALTTAKİLERİN GÖZYAŞINI BİLMEZLER

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
23 Dec 2024 12 dk okuma 240

*- BİLMEZLER İŞTE! Onlar bilmezler! Gözü yaşlı çocuğu… Onlar bilmezler! Gözü yaşlı babayı! Onlar bilmezler; Fakirliği, fukaralığı… Onlar bilirler; Nasıl para kazanılacağını, nasıl insanların sırtından lüks yaşamı sürdüreceklerini… İnsanları nasıl kandıracaklarını ve kendilerine inandıracaklarını… Siz belki devletten, kamu kurumlarından bir çorba içip, şükredebilirsiniz! Onlar deve yükü kadar götürürler ama yine de ‘Yok!’ diye döğünürler. ‘Ağlarlar!’ diyeceğim ama gözü yaşlı anne-b

*- HADİ CANIM

‘Çevreci Yazar’, TRT’den emekli Ahmet Aydın Akansu’dan öğrendim:

İzmir’de geçen yaz, orman yangınları sırasında, kül olan, Yağcılar Köyü’nün bu koyu imara açıldı.

İmara açılan bu koya:

650 adet ultra lüks villa inşa edilecek.

Ayrıca;

Proje alanında, yangını atlatan 45 bin çam ve zeytin ağacı kesilecek.

Duyduk duymadık demeyin…

Hani yanan alanlara inşaat izni verilmeyecekti?

Nedenini, çağın hastalığı ile açıklayayım;

Bu tedavisi zor bir hastalıktır, ‘Yalakalık!’

İnsanların yalakalığa eğilimi, zayıflığı ve cahilliğinden kaynaklanır.

Çünkü; dürüstlüğün ve şerefin yükü ağırdır.

Ağır yükü çekemeyenler, parayı sevip, işini bir şekilde yapmak isteyenler, yalakalardır.

Yağcılığı yaparlar, biraz da para saçarlar ve isteklerini bir şekilde yerine getirirler.

Bilmem anlatabildim mi?

*- TAM ORTASINDAYIZ

Saniye Uyar Kırık Hanım’ın şu söylediklerini aklımızın bir köşesine yazmak lazım…

Sanki sokaklarımızı, kentlerimizi ve insanlarımızı anlatmış:

‘Alt tarafı bir çiçek koklayıp, bir hayvan sahiplenip, birkaç insan tanıyıp, sevip gidecektik bu dünyadan.

Nasıl kötü bir zamana denk geldi ömrümüz.

Vicdansızların, ahlaksızların, sapıkların, katillerin, nefretin, cehaletin ortasına düştük!

*- BİRİ BİLE SAHADA KALMAZ

Geçenlerde çok önceki zamanda Hürriyet’te spor muhabiri olarak çalıştığı günlerden tanıdığım İzmirsporlu Ali Kıray bir futbol maçında bir teknik adamla gittiği anı görüntülemiş.

Ben de fotoğrafın altına, ‘En az 10 yıldır maçlara gitmiyorum!’ diye yazdım.

Notlarımı kurcalarken, Tayfun Süle’nin bir yazısını gördüm.

‘Futbolun kazananı kim?’ diyordu, tayfun Süle!

Bakın ne diyor?

‘Sen yoksan bir eksiğiz’ diyorlar, gidiyorsun en uzak yerden bile izlemek için 1000₺' istiyorlar!

Hepsini tek tek tanıyorsun, biliyorsun ama hiçbiri seni tanımıyor.

Soğukta donma pahasına maçlarını izliyorsun, hepsi lüks arabasına binip evine gidiyor.

Sen otobüsle dönüyorsun.

Trilyonlar kazanıyorlar, sana bir çay bile ısmarlamıyorlar.

Evin her tarafını renkleriyle resimleriyle donatıyorsun, oysa beraber çekilmiş hiçbir resminiz yok.

Tutku, aşk sevgi ile bağlanıyorsun, hiç satmıyorsun ama onlar üç kuruş fazla para veren takıma gitmekte tereddüt bile etmiyorlar.

Yetmiyor dönüp sana bi de gol atıyor, atarken sevinmeye devam ediyor, ‘profesyonellik’ deyip işin içinden çıkıyorlar.

Sen; ‘GOOL…’ diye bağırdığında, çoğu zaman onun bir golden çok daha fazla şey olduğunu, onların hesaplarına primler yattığını görmüyorsun!

Velhasıl;

Büyütmeyin!

Kırmayın sevdiklerinizi, başkalarını.

Bu kadar rahatken, rahatınızı bozduğunuza değmez!..

Futbol borsada değil, tarlada oynandığı,üç kornerin bir penaltı sayıldığı haliyle güzeldi…

Kısacası sömürü olan futbola fazla kafanızı yormayın!..

Saçma sapan sohbetlere dalıp çocuğunuzun rızkını saçma sapan maçlara ödemeyin!

Küfrün olduğu yerlere çocuklarınızı götürmeyin!..’

Acaba buna Dr. Şaban Acarbay, Prof. Dr. Çetin İşleğen, Spor Adamı Bahri Vreskala ne der?

Ben yazıdan, yani Tayfun Bey’den yanayım…

Son zamanlarda, televizyondan seyrediyorum arada sırada…

Kendi kendime konuşuyorum, ‘Hemen çıkarın bu oyuncuyu!’ diye…

Beni dinleseler, ne ‘büyük’ denilen takımlarda, ne de süper ligde birkaçı dışında bir futbolcu bile kalmaz…

*- BİZ NEDEN NAL TOPLADIK?

Bir anımsatma yapayım:

Çin'de beden eğitimi bir devlet politikası.

İlköğretimden yükseköğretime spora büyük önem veriliyor, ciddi yatırımlar yapılıyor.

Olimpiyatlarda bunun meyvesi toplanıyor.

Ayrıca becerileri yükseltmek, disiplin, cesaret, ilerleme ve başarı duygusunun edinilmesinde sporun katkısı çok büyük.

Çin'de bu değerin bilinciyle anaokulundan yükseköğretime kadar eğitimin bütün kademelerinde programlı bir spor eğitimi veriliyor.

Yine hatırlatayım:

Paris 2024 Olimpiyat Oyunları sırıkla atlamada altın madalyanın sahibi olan Armand Duplantis, 6.10'luk Olimpiyat rekoru kırdığı atlayışından sonra Türk milli atıcı Yusuf Dikeç'in ikonikleşen pozunu verdi.

İsveçli sporcu ardından 6.25 metrelik atlayışla da dünya rekorunu kırdı.

Umarım bundan böyle biz de nal toplamaz ve altın madalya alırız.

Siz umuyor, düşünüyor musunuz?

*- ZARİF YAŞ

Emine Elat, yaşıtlarına ya da 60 yaşın üzerindekilere, ‘Çok zarif bir yaşta olduğumuzun farkında mısınız?’ dedikten sonra şunları yazmış:

‘Yaklaşık 60 yıl önce hayalini kurduğumuz birçok şeye şimdi sahibiz:

Artık okula gitmiyoruz, çalışmıyoruz, düzenli bir aylık harçlığımız var ve insan onuruna yakışır evlerde yaşıyoruz.

Eve zamanında dönmek zorunda değiliz.

Bazılarımızın ehliyeti ve hatta kendi arabası var.

Bizim yaşımızdaki insanlar artık hamile kalmaktan veya genç yaşta ölmekten korkmuyor, çünkü neredeyse yaşlı olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Yani hayat harika!

*- BİLGİ NEDENİYLE

Bununla birlikte: İnanılmaz derecede zekiyiz!

Beynimiz biraz yavaş çalışıyor olabilir, çünkü bilgiyle dolup taşmış durumda.

Kesinlikle aptal değiliz; sadece deneyim ve bilgi yığınlarının arasından gerekli olanları bulmak biraz daha uzun sürüyor.

Zihnimizde birikmiş o kadar çok şey var ki, bu bazen iç kulağa baskı yapıyor ve bu yüzden biraz zor işitiyoruz.

Bu durum, bilgisayar sabit diskinin dolduğu için yavaşlamasına benziyor.

Beynimiz zayıflamış değil, aksine çok daha fazla bilgi biriktirdi.

İnsanlar bizim yaşımızda bir odaya girip ne yapmak istediklerini unutabiliyorlar.

Peki neden?

Ya da bir şeyi nereye koyduğumuzu hatırlayamıyoruz.

Bu bir hafıza sorunu değil!

Doğa bize en azından biraz daha hareket etmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Emine E. Elat Hanım, ‘60 Yaş Üstü Olanlara Tavsiyelerde’ de bulunuyor. Gerekli besinlerden tutun da ne yapmaları gerektiğine kadar.

Bir gün bunları da sizlerle paylaşırım.

*-  ÖYLE YA DA ŞÖYLE

‘Dünya Kaçtı Gözüme’ Özdemir Asaf'ın ilk şiir kitabıdır.

İlk kez 1955 yılında, şairin kendi kurduğu Yuvarlak Masa Yayınlarında basıldı.

Yanılmıyorsam, aşağıda paylaşacağım eserini Aziz Nesin de, sözcüklerin yerini değiştirerek,  ‘Dünya Gözüme Kaçtı!’ diyerek yayınladı.

Öyle ya da böyle, ‘Hikaye’ bana göre bir zamanların gerçeğini dillendiriyor.

Çünkü o zaman bugünkü araştırma imkanlarımız yok kadar az idi.

‘Kim kime ne yedirirse!’

Sistem böyle idi…

Hatta bazıları, makaleleri çalarak, kendi imzalarıyla yayınlayarak, doçent ya da profesör bile oldu.

Bunu da sen ben değil, meslektaşları ortaya çıkarıyordu.

Neyse lafı uzatmadan, hikaye de olsa bir zamanlara yolculuk yapalım:

*- KÖKÜ TİCARET

‘Bir roman yazdım, üç ay, geceli gündüzlü bu romana çalıştım.

Dünyada herkes birbirini kandırır, yazar kısmı da kendi kendini kandırır. Başkalarına söylemeye utansam bile kendi kendime söyleyebilirim. Roman çok güzel oldu.

Gazetelerden birine götürdüm.

‘Biz telif roman neşretmiyoruz!’ dediler.

‘Bir kere okuyun!’

‘Ne gereği var, halk telif roman sevmiyor!’

Bir kitapçıya götürdüm.

Daha ‘Bir romanım var!’ der demez, ‘Biz yalnız tercüme romanlar basıyoruz!’ dedi.

Başka birine götürdüm.

O da, ‘Tercüme varsa getirin, telif roman satılmıyor!’ dedi.

*-  ÜMİT, BALON GİBİ SÖNDÜ

Nereye gittimse, hepsi birbirinin ağzına tükürmüş.

Üç ay, ha babam ha, çalışıp büyük ümitlerle yazdığım roman, kimse görmeden cami kapısına bırakılacak günah çocuğu gibi elimde kaldı.

O zaman aklıma geldi.

Bizim arkadaşlar, kimi Fransızcadan, kimi Almancadan, kimi İngilizceden, İtalyancadan hikâyeler aparıp Johnson’u Ahmet, Martha’yı Fatma yapıyorlar; sonra kendileri yazmış gibi hikâyenin altına imzalarını çakıp dergilere veriyorlar.

Ben niye sanki tersini yapmayayım?

*- TÜRKLER, AMERİKALI OLDU

Oturdum, romanda ne kadar Türk adı varsa değiştirdim.

Amerikan ismi koydum.

Elime bir yerden de New York’un planını geçirdim.

Romandaki yer adları da Amerikan'ca oldu.

Şimdi sıra geldi, romanın yazarına...

‘Mark Obrien!’ diye bir de ortaya Amerikan yazarı çıkardım.

‘Yalnız çeviri roman yayımlıyoruz!’ diye beni tersyüz eden gazeteye romanı götürdüm.

‘Size Mark Obrien'den çevirdiğim bir roman getirdim!’ dedim.

‘Çok güzel.

Kim bu Mark Obrien?’

‘Aaa!

Bilmiyor musunuz?

Ünlü Mark Obrien yahu!

Kitapları bütün dünya dillerine çevrildi.’

*- UYDUR UYDUR, YAZ

Romanı okuma gereği bile görmediler; trink paraları sayıp aldılar.

Yalnız bana ‘Yazar ve eseri hakkında bir şeyler yaz!’ dediler.

Sarıldım kaleme:

‘Mark Obrien'in son şaheseri:

'Strugglefor Life!’

Amerika’yı yerinden oynatan bu eser bir ayda 4 milyon sattı.

Bütün dünya dillerine çevrilen bu kıymetli roman, nihayet 'hayat kavgası' adıyla dilimize de çevrilmiştir.’

Mark Obrien efendiye bir de hal tercümesi şişirdim, sormayın.

18 çocuklu ailenin en küçük çocuğu.

Babası Philadelphia'da bir çiftçi. Oğlunu papaz yapmak istiyor. Küçük Mark, daha 14 yaşında ilahiyat profesörünün kaba etine iğne batırıp mektepten kovulmak zekâsını gösteriyor.

Tıpkı birçok ünlü Amerikan yazarının hayatı gibi…

Balıkçılık yapıyor.

Hep bildiğiniz hikâye.

Derken 40 yaşında ilk hikâyesini ‘Let Us Kiss’ dergisine gönderiyor.

Dili, üslubu o kadar bozuk, anlamsız, saçma ki!

Anlayacağınız, uzun bir hal tercümesi.

*- BİR DAHA, BİR DAHA…

Bizim roman bir tutunsun.

Kitapçılar, ‘Aman şu mark Obrien'den bir çeviri de bize yap!’ diye peşime düştüler.

Mark Obrien'den tam 18 roman çevirdim.

Daha da ömrüm oldukça çevireceğim.

İş bununla kalmadı.

Hani ünlü polis hafiyesi Jack Lammer var ya.

Kitabı herkesin elinde dolaşıyor.

Ondan da 6 kitap çevirdim.

Son günlerde işi ilerletmiştim.

Hintçeden, Çinceden bile çeviriyordum.

Bu gidişle bir zaman gelecek, Amerikan edebiyat tarihini yazacak olanlar, Türkçe romanları okumaya mecbur olacaklar.

Benim de artık son umudum, Mark Obrien adıyla, Amerikan edebiyatında yer almak…’

*- HATIRLAYAN OLUR MU?

İzmir ve Ege’nin bir zamanlan en fazla satan bölge gazetesi olan Yeni Asır’ın bir Genel Yayın Müdürü vardı.

Çok iyi Fransızca ve İngilizce bilen ve tercümeler  de yapan Cemil Devrim, bir gün ‘En iyi gazeteci, makası en keskin ve iyi olandır!’ demişti.

Sizce ne demek istiyordu, Cemil Devrim ağabey…

Belki de Aziz Nesin bu hikayesiyle Cemil Devrim’in söyleminin bir başka versiyonunu anlatıyordu.

Siz ne diyorsunuz?

Uyanıklar ve makası keskinler her zaman her yerde önümüze çıkıyor.

Ama onlar makası, dolar ve avro için kullanıyorlar…

Baksana hepsinin Boğaz’da da, Londra başta olmak üzere birçok ülkede evcikleri bile var…

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...