UŞAK'TA SÜMERBANK'TAN POSTAL ALDIM
*- YÜRÜYEREK İZMİR’DEN ANKARA’YA… Prof. Dr. Erkan Sevinç, yönetiminde bulunan Sev Medya’nın yayını Merhaba Dergisi’nin Mart 2026 sayısı için bir yazı istedi. İstek Şubat ayında idi. Bu soğuk, buzlu havada ne yazabilirdim?
Aklıma yıllar öncesi geldi.
İnanılacak gibi değil ama karda buzda İzmir’den Ankara’ya yürümüştük. Bu yürüyüşü her gün gazetemde yayınladım.
Hatta bu fotoğraflardan bir de sergi açmıştık,
Neyse ben şimdi Merhaba Dergisi’nde yayımlanan yazımı paylaşayım:
“Yine bir Şubat ayı idi…
Toplanma yerimiz ise ‘Belkahve’ olarak belirlenmiş ve açıklanmıştı.
Bir gün önceden çalıştığım gazetenin yönetiminin başında patron durumunda olan Aydın Bilgin ile ikili bir görüşme yaptım.
Karar aldık!
Ben de ‘emekçilerle’ birlikte Ankara’ya yürüyecek, her gün yaşadıklarımızı görüntüleyerek anlatacaktım.
Şimdi hiç ama hiç kimsenin anımsamadığı bir olayı anlatarak paylaşmaya çalışıyorum.
İzmir’in belediye başkanı, önceki bakanlarımızdan Yüksel Çakmur idi.
Yüksel Çakmur, ‘Belediyenin parası yok!’ diyerek onlarca toplu taşım aracı şoförlerinin işine son vermişti.
Kış kıyamet günü bu olur muydu?
İzmir halkına göre olmamalıydı…
Ama Başkan Yüksel Çakmur da haklıydı!...
Nasıl mı?
Belediyenin geliri ve gideri açık ve netti…
Torpil ile şuyla buyla bir şekilde işe alınan şoförlere ödenecek para yoktu…
Aksi halde belediye tarihinde belki de ilk kez ‘iflas’ edecekti…
Biz de ‘Madem başkansın, parayı bul!’ diye diretiyorduk, sendika yöneticileriyle birlikte…
Halkın ve Süleyman Demirel Başbakanlığındaki Hükümetin yani bakanların da dikkatini çekmek için ‘İzmir’den Ankara’ya yürüyüş!’ için alınan karar uygulanacaktı.
Ve toplanma yeri olarak da Bornova’nın Kemalpaşa çıkışındaki ‘Belkahve’ kararlaştırılmıştı.
Ben de teçhizatım yani fotoğraf makinam ve bir çanta dolusu film ile gün doğuşuyla birlikte orada idim.
*- İŞÇİLERDEN FAZLA
Toplanan belediye işçilerinden çok daha fazla polis ve jandarmalardan oluşan emniyet güçleri de vardı.
Talimat gelmişti; ‘Yolu kapatma ve yürüyüş izni yok!...”
Belki de tarihte az görülür bir şekilde tüm sendika yöneticileri, ‘Sen-ben!’ diye ayrılmadan bir araya gelmişti.
Birlik ve beraberlik günü idi…
Güvenlik güçleri ile yapılan konuşmalarda anlaşma sağlanmadı…
‘Biz şartlar ne olursa olsun Ankara’ya, Başbakanlığa kadar yürüyeceğiz!’ denildi.
Yollar kapalı!
Hep beraber, dağınık bir şekilde yolun iki tarafındaki dağlara tırmanmaya başladık…
Sanıyorum 3- 5 kilometre kadar çalıların çırpıların, dikenlerin otların arasında yürüdük.
Sonra yola çıktık…
Nerede yolumuz kesilse yine ova yollarına dağılarak yolumuza devam ettik.
İzmir- Ankara işçi yürüyüşümüz tam bir ay sürdü.
Altımda, Aydın Bilgin’in görevlendirdiği, diğer altı meslektaşım gibi şoförlü araçlarımız olmasına rağmen, kendimize yedirip hiç birimiz binmedik,
Yani bizler de işlerinden atılan ESHOT şoförleri ile aynı şartlarda yürüdük.
Bir hafta kadar sonra, İstanbul gazeteleri de bizim yürüyüşümüze yer vermeye başlandı.
Nedense şimdiki zamanda da İzmir ve Ege hep ‘üvey evlat’ durumundadır, bizden bahsetmezler.
*- MANİSA AHMETLİ’DE
İlk kez Manisa Ahmetli de, devlet yani resmi makamlar ‘Yürüyüşümüze destek’ aldık.
O zaman nahiye olan Ahmetli Nahiye Müdürü İzmir’den yürüyüşe başlayan Belediye Çalışanlarını (işten atılanları) çiçekle karşıladı.
Bir ihtiyacımız olup olmadığını sordu…
Çay ikramında bulundu…
Ahmetli Nahiye Müdürü, daha sonra İzmir’in Çiğli İlçesi ‘Kaymakamlık’ olunca ‘İlk kurucu Kaymakamı’ olarak görevlendirildi.
Bir aylık yürüyüş sırasında yolda hastalananlar oldu.
Doktor kontrolundan sonra bazıları İzmir’e geri gönderildiler.
Her gün halkın desteği arttı, ikramlar gelmeye başladı.
Manisa Ahmetli’den sonra bu kez polis ve jandarma güvenlik çemberi içinde yürüyüşümüz sürdü.
Gündüz sekiz saat yürünüyor, daha sonra arkamızdan gelen otobüslere biniliyor, koltuklarda oturarak uyuluyordu.
Ama kesinlikle hastalar ya da yürüyecek durumda olmayanların haricinde hiç kimse araçlarla bir adım bile gitmiyordu.
Disiplin tamdı…
*- GECELERİ…
Biz gazeteciler ise akşam molası verilen yerde bir süre durduktan sonra, akşamları kendi araçlarımızla yakın yerlerde örneğin Salihli’de, Turgutlu da, Kula’da, Uşak’ta, Afyon’da, Polatlı’da otellerde kalmıştık.
Uşak’a 15 günde mi ne ulaştığımızda, ayakkabılarımın altı parçalanmış, ayaklarım şişmişti.
Uşak’ta Sümerbank’tan askeri botlar almıştım.
Özler kardeşler de, Rusya’dan alınmış bir içi kürk kaplı başı ve kulakları, enseye kadar koruyan bir özel şapka hediye etmişlerdi.
*- DEMİREL, ÇAKMUR’U ARADI
Bir ay sonunda Başbakan Süleyman Demirel Ankara’ya ulaşan ekibin içinden bir heyeti kabul etti.
Yanımızdan İzmir’i, Belediye Başkanı Yüksel Çakmur’u telefonla aradı.
İşçilere tekrar iş vermesini istedi.
Yüksel Çakmur belediyenin imkanlarını anlattı ve bir kişiye bile iş verme imkanının olmadığını rakamlarla anlattı.
Daha sonra işten çıkarılanların tekrar görevlerine verilmesi ve maaşlarının devlet tarafından (Bakanlıklar) ödenmesi konusunda anlaşıldı.
Bir aylık yürüyüş mutlulukla sonuçlanmıştı.
Sonra benim de fotoğraflarımla süslendirilmiş bir sergi açıldı.
Yaklaşık 40 yıl önceki bu yürüyüşümüzden sonra benzer yürüyüşü Ankara’dan İstanbul’a yapan CHP’nin önceki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yaptı.
Söylemiş ve yazmıştım:
‘Bir ay sürer!’ diye…
Aslında bizim İzmir- Ankara yürüyüşümüz kilometre olarak çok daha uzun mesafe idi…
Şimdi, polinöropati nedeniyle 10 metre bile zor yürürken, kilometrelerce yolu nasıl yürümüşüm?
Kitap olacak bir İzmir- Ankara yürüyüşünü her gün Aydın Bilgin yönetimindeki Türkiye’nin en büyük İzmir gazetesinde her gün yazmış, anlatmıştım…
Bu arada o zamanlar çoğu ESHOT çalışanının eşleri ailelerinin gösterdikleri ilgi ve teşekkürlerini unutamam…
*- OYNAKLIK HEP VAR
Okulunu, eğitimini yeni bitiren gence, ‘Tecrüben var mı?’ sorusunun yönlendirilmesi…
‘Oynaklık’ sürecektir.
Çünkü bu işten büyük kazanç sağlayanlar hep olmuştur, olacaktır da…
Oynaklığı haklı çıkarmak için işine gelenler hep şöyle derler:
‘Henüz erken aşamadayız!’
Aynen siyasette olduğu gibi…
Aylar, yıllar geçer halâ aynı terane sürer:
‘Daha koltuğuna oturmadı!’ diyenler vardır.
Nüfus yaşlanır, ihtiyarlar çoğalır, ama onlar için henüz koltuk ısınmamıştır.
Kimse kimseyi kandırmasın durum böyledir.
Kazanan hep bellidir.
Kaybedenler de hep bellidir.
Bir başka noktaya değineyim:
Bir zamanlar ‘sevgi kaynağı’ ve destek sağlayan canlı çevrimiçi topluluklar boşaldı.
*- TOPLULUK ÇÖKTÜ
(X) ve ötesindeki sosyal ortam, geçmiş yıllara kıyasla hayalet kasaba gibi görünüyor.
Bunun özeti, ‘Topluluk Çöktü!’ anlamına gelir.
Bu çöküş, kurumsal ilgiyi de azaltır.
İçinizde duyanlar olmuştur, kurumsal ilgi ve ‘token değeri’ sözlerini…
Şöyle anlatayım:
Wall Street, stablecoin'ler ve tokenizasyon konusunda heyecanlı, ancak bu ilgi ETH, SOL veya diğer mevcut token'ların fiyatına yansımıyor.
Günümüze gelirsek;
Yapay Zeka Yetenek Kaybı: ‘Zihin payı’ değişti.
En yetenekli teknoloji geliştiricileri artık blockchain değil, yapay zeka alanında çalışıyor.
Kuantum hesaplamadaki sürekli gelişmeler artık ‘gelecek’ bir sorun değil, Bitcoin'i güvende tutan şifrelemeye gerçek bir tehdit haline geliyor.
İtibar açığı da önümüze çıkıyor.
Epstein dosyalarından karanlık ağ bağlantılarına kadar, kriptonun ‘banka hesabı olmayanlar için tercih edilen çözüm’ rolü, kurumsal istikrarı korkutan bağlantıları çekmeye devam ediyor.
Strategy (MSTR) gibi ‘Bitcoin Hazinesi’ şirketleri yükselişte istikrarlı alıcılardı.
Şimdi ise, gidişat değişmezse sonunda zorunlu satıcı haline gelebilecek büyük miktarda Bitcoin sahibi konumundalar.
Sonuç:
Önceki kışlarda (zamanlarda), sektör umut, ‘erken’ durum ve kurumsal benimseme vaadiyle hayatta kaldı.
Bugün bu dönüm noktalarına ulaşıldı ve çıkış kapıları girişlerden daha kalabalık görünüyor.
Herhalde elindekini, birikimlerini ‘piyango’ düşüncesiyle, kumar oynarcasına, onun bunun tavsiyesi ile sözde sizi zengin edecek, mutlu edecek yatırımlara yatıranlar yazımın başında belirttiğim gibi ‘bir gecede’ hüsrana uğradılar, ilerideki zamanlarda da başlarına gelmeyeceğini kimse garanti edemez.
Günlük yatırım ipuçlarını verdiğini söyleyenlere de sakın inanmayın. Bilseler zaten kendileri zengin olurdu.
*- BÜYÜK DÜŞÜŞ
Amazon ise, 200 milyar dolarlık yapay zeka harcama tahmini sonrasında düşüş yaşadı.
Amazon'un dördüncü çeyreği, e-ticaret devinin beklentilerin üzerinde gelir elde etmesine rağmen kârda yetersiz kalmasıyla Perşembe günü karışık bir tablo ortaya koydu.
Bulut bilişim işi ise parlak bir nokta oldu;
Amazon Web Services'ın geliri beklentileri aşarak yıllık bazda %24 artışla 35,6 milyar dolara ulaştı.
Meta ve Alphabet'e benzer şekilde, teknoloji devi bu yıl yapay zeka ile ilgili harcamaları hızlandırmayı planlıyor ve yapay zeka geliştirme çalışmalarına bağlı olarak 200 milyar dolarlık sermaye harcaması öngörüyor.
Bu devasa maliyeti dengelemek ve kâr baskısını azaltmak için Amazon, işten çıkarmalar da dahil olmak üzere başka alanlarda da sadeleştirmeler yaptı.
*- HIZLI BÜYÜME SONUCU
Şöyle diyorlar:
“Bugün, 2025 mali sonuçlarımız hakkında bir güncelleme paylaştık; 2025'in 4. çeyreğinde gelirler yıllık bazda %14, tüm yıl gelirleri ise 2024'e göre %12 arttı.
AWS büyümesi %24'e kadar hızlanmaya devam etti; bu, son 13 çeyrekte gördüğümüz en hızlı büyüme.
Başarılarımız, inovasyona ve müşteri deneyimine olan sürekli odaklanmamızı yansıtıyor.
AWS'den öncü ajanlar ve 300 milyondan fazla müşteri tarafından kullanılan yapay zeka destekli alışveriş asistanımız Rufus da dahil olmak üzere yapay zekadaki yeni yeteneklerimiz konusunda heyecanlıyız.
2025 yılında, ABD'de aynı gün teslim edilen ürün sayısında neredeyse %70'lik bir artışla, Prime'ın şimdiye kadarki en hızlı teslimat hızlarını sağladık ve Profitero'nun bildirdiği gibi, çevrimiçi fiyatları diğer büyük ABD perakendecilerine göre ortalama %14 daha düşük tuttuk.
Dünyanın dört bir yanındaki ekiplerimizin sıkı çalışmasından gurur duyuyorum ve satıcılarımıza ve müşterilerimize Amazon'u tercih ettikleri için teşekkür ediyorum…”
*- İŞTEN ÇIKARMALAR
Bu açıklama neyi gösteriyor?
Adamlar paraya para demiyor…
Hesapları tutmasa da, kârdan zarar da etseler, ‘teşekkür etmeyi’ biliyorlar.
Kimsenin gözünün yaşına bakmıyorlar, gerekirse en güvendikleri çalışanları ile de yollarını ayırıyorlar.
Türkiye’de de kendilerini tercih edenlerin sayısı hiç de az değil.
Ama Şubat ayı ile birlikte, büyük patronların isteği ile artık Amazon’dan bedava denilecek rakama alınacak ürünlere büyük gümrük vergisi geldi.
Aynı marka, aynı ürüne Amazon’un satışının en az yüzde 200 farkla alınma devri yaşanmaya başlandı.
NOT;
Bu satırları, yanı yazıyı en azından 20 gün önce kaleme almıştım, Prof. DR.Erkan Sevinç’in isteği üzerine Merhaba dergisi için…
--
Yorumlar yükleniyor...