UÇURTMA ÇOCUKLUĞU, SAFLIĞI , TEMİZ KALBİ ANIMSATIYOR
*- UÇURTMALARLA KARŞILANACAK İklim değişiklikleri, birkaç yıldır olduğu gibi, bu yıl da ‘baharı’ geciktirdi. Cemrenin düşmesi nedense bize hasret kaldığımız baharı bir türlü getirmedi. Nihayet Ege’nin turizmde parlayan yüzlerinden Foça’da, geniş kapsamlı bir ‘Hoş geldin Bahar!’ kutlamalarının yapılması tekrar gündeme geldi.
Foça Belediyesi ve Foça Muhtarlar Birliği iş birliğiyle, Foça Kaymakamlığı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla bu yıl ikincisi düzenlenecek ‘Bahara Merhaba Uçurtma Şenliği’, baharın gelişini çocukların neşesiyle kutlamak amacıyla 3 Mayıs 2026 Pazar günü Işıklaraltı (Işıkdede) Mevkii’nde gerçekleştirilecek.
Böylece Foça Belediyesi, ilçede birlik ve beraberlik ruhunu güçlendiren etkinliklerine bir yenisini daha ekliyor.
Ben de, her sene olduğu gibi ‘Bu Pazar nereye gideyim?’ diye düşünenlere ilk önerimi yapayım:
Pazar günü saat 12.00 ile 17.00 arasında düzenlenecek şenlikte gökyüzü rengârenk uçurtmalarla süslenirken, çocuklar için çeşitli oyunlar ve eğlenceli etkinlikler de gün boyunca devam edecek Foça’ya hep birlikte gidelim.
Özellikle çocuklu ailelere öneriyorum, bu güzel ‘Hoş geldin Bahar’ şenliklerini kaçırmayın, ‘çocuklarla çocuk olmanın’ tadını yaşayın…
Tekrarlıyorum:
Ailelerin yoğun katılımının beklendiği organizasyonda, Foça’da baharın coşkusu hep birlikte yaşanacak.
*- FOÇA’YA DA, ETKİNLİĞE DE ULAŞMAK KOLAY
Etkinliğe ulaşımın kolaylaştırılması amacıyla Foça Belediyesi tarafından farklı mahallelerden ücretsiz servis kaldırılacak.
Servisler; Gerenköy Kahveler Önü’nden saat 11.30’da, Ilıpınar Meydanı’ndan 11.40’ta, Yeniköy Meydanı’ndan 11.50’de, Kozbeyli Meydanı’ndan 12.00’de hareket edecek.
Ayrıca Bağarası Meydanı ile Yenibağarası Muhtarlık Önü’nden de saat 11.30’da servis hizmeti sunulacak.
Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, etkinliğe ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Çocuklarımızın neşesiyle, umutla ve dayanışmayla baharı karşılıyoruz. Uçurtmalar sadece gökyüzünü değil, geleceğe dair umutlarımızı da renklendiriyor.
Foça Muhtarlar Birliğimizle iş birliği içerisinde bu yıl ikincisini gerçekleştirdiğimiz etkinliğimizde, çocuklarımızın özgürce gülebildiği, ailelerimizin birlikte keyifli vakit geçirebildiği anlar yaşamayı diliyoruz. Foça’da sosyal dayanışmayı güçlendiren etkinlikleri artırmaya devam edeceğiz. Tüm hemşehrilerimizi bu güzel günde bir araya gelmeye davet ediyorum.”
Bizim hepimizin gülmeye, mutlu olmaya, keyif olmaya ve huzurlu ortamlarda olmaya hakkımız bulunuyor.
Bu güzel hakkı birlikte güzelce, unutulmayacak bir güzellikte kutlamalıyız.
Bu Pazar Foça’da diğer hafta sonları yurdumuzun bir başka köşesinde, şehrinde güle eğlene…
*- DEDİ KODULARI BIRAKALIM, ARTIK
Bir yandan güzel haberler, diğer yandan siyasi çekişmeler!...
Artık bizlerin yalan dolanla, şehir hikayeleriyle uğraşacak, inanacak, kandırılacak işimiz olmamalı…
Siyasi çıkar uğruna insanları aldatmaktan artık gına geldi.
İşte son örneğin, İzmir’de bir örneği…
İzmir Büyükşehir Belediyesi de olayı kamuoyunun bilgisine şöyle sunuyor:
“İzmir tarihinin en büyük ulaşım yatırımlarından biri olmanın ötesinde kentimizin geleceğini doğrudan şekillendirecek stratejik bir altyapı projesi niteliği taşıyan Buca Metrosu’na ilişkin son günlerde ortaya atılan bir takım asılsız iddialar nedeniyle konuyla ilgili açıklama yapılması gereği doğmuştur.
İzmir Büyükşehir Belediyesi, tüm zorlu ekonomik koşullara ve kamu finansmanı alanında yaşanan daralmalara ve engellere rağmen, bu büyük yatırımı kararlılıkla sürdürmektedir.
Proje sahasında öncelikle güvenlik konusundaki çalışmalar başta olmak üzere, ‘işin durduğu’ yönündeki iddialar gerçeği yansıtmamaktadır.
Buca Metrosu projesinde bugün itibarıyla tünel açma makinelerimiz (TBM) ve istasyon inşaatlarına yönelik şantiyelerdeki çalışmalarımız sürdürülmektedir.
*-HASSAS SÜREÇLER
Uluslararası finans kuruluşlarıyla yürütülen kredi ilişkileri, belirli teknik ve mali kriterlere bağlı olarak ilerleyen, doğası gereği çok taraflı ve hassas süreçlerdir.
Bu kapsamda Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile kullanılan kredi diliminin serbest bırakılmasına yönelik görüşmeler devam etmektedir.
Ayrıca projenin devamını sağlayacak krediler için belediyemizce gerekli kredi anlaşmaları yapılmış olup Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca onaylanması beklenmektedir.
Ancak krediler konusundaki taleplerimiz bu güne kadar karşılıksız kalmıştır.
Ayrıca kamuoyu tarafından bilinmelidir ki; yerel yönetimlerin yürüttüğü büyük ölçekli yatırımların sürdürülebilirliği, yalnızca belediyelerin çabasıyla değil, merkezi idarenin de yapıcı tavrı ve iş birliği ile mümkündür.”
*- SUÇLAMAYALIM, ÖNÜNÜ AÇALIM
Süleyman Demirel, ‘Mührü tam böğrüne vurun’ diyerek halka çağrıda bulunurdu.
İzmir Büyükşehir Belediyesi de, Ankara’daki yetkililere, ‘Möhrü basın gayri!’ diyor, Ege lehçesi ile…
Ama nedense Ankara’da duyan yok…
Buna, İzmir Büyükşehir Belediyesi, tüm bu koşullara rağmen, İzmir halkına karşı sorumluluğunun bilinciyle hareket etmekte; projenin aksamaması için ulusal ve uluslararası tüm muhataplarla yoğun bir şekilde çalışıyor.
Bu proje, tüm zorluklara rağmen tamamlanacak; İzmir’in geleceği, geçici finansal tartışmalara teslim edilmeyecektir.
Resmi açıklama şöyle bitiyor:
“İzmir Büyükşehir Belediyesi, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kentimizin hakkını ve geleceğini kararlılıkla savunmaya devam edecektir…”
İzmirlileri hak ettikleri konforlu, güvenli ve hızlı ulaşım olanaklarına kavuşmak istiyor, bunu ben de Ankara’ya duyurmak istiyorum…
*- AMA SUÇLANACAK MUTLAKA BULUNUR
Süleyman Demirel’in ‘Mührü böğrüne vurun!’ sözünü az önce anımsatmaya çalışmıştım.
Anadolu’yu birlikte aylarca, hatta yıllarca birlikte gezdiğim unutulmaz liderlerden biri olan rahmetli Süleyman Demirel'den dinlediğimiz bir fıkrayı da nakledeyim.
Bu arada belirteyim:
Önceki Başbakan ve Cumhurbaşkanlarımızdan biri olan Süleyman Demirel konuşmalarında ve özellikle sorulan sorulara çoğu zaman bir fıkra anlatarak yanıt verir, ya da söylemek istediklerini böylece nakletmek isterdi.
Söz Demirel’de:
“Bir gün iki berduş kasaba meydanındaki pazarlarda aval aval dolaşıyormuş.
Bakmışlar bir kalabalık, durmuşlar.
Bir güvercin uçup gitmiş, berduşlardan birinin omzuna konuvermiş. Herkes toplanmış, berduşa ‘Sen padişahımız olacaksın!’ demişler.
Berduş kabul etmemiş, ısrarla ‘hayır!’ demiş.
Daha sonra güvercin havada birkaç tur atıp tekrar aynı berduşun omzuna konunca, ısrarlara dayanamayıp padişah olmuş.
Arkadaşı olan berduşu da başbakan yapmış.
Sonra başlamış zulme, boyun vurmaya, vergi salmaya.
Arkadaşı ‘Yapma, etme, halk kızacak.’ demiş.
Berduş padişahın cevabı ise şöyle olmuş:
“Güvercin uçurup padişah seçen halka böylesi az bile!"
*- BEŞ TANESİ
Yazımın başında belirtecektim ama gelişmeler sırasını buraya getirdi:
Felsefenin en güçlü olarak belirtilen sözlerinden beşini paylaşayım:
“Dünyada aslında hiçbir şey sana ait değilken, kaybetmekten neden korkuyorsun? (Marcus Aurelius)
“Derimlemesine gözlemlersen her şey senin öğretmenin olur!” (Buddha)
“Cennete giden yol, Cehennem gibi hissettirir! Cehenneme giden yol ise Cennet gibi hissettirir!..” (e.psikoloji)
“Başkalarını suçlayan kişi yolun başındadır. Kendini suçlayan kişi yolun yarısına gelmiştir. Kimseyi suçlamayan kişi ise varmıştır…” (Çin atasözü)
“Çoğu zaman gerçekte olduğundan daha fazla, hayalimizde acı çekeriz!...” (Seneca)…
*- BİR İLERİ, İKİ GERİ
Bir kitapsever Özgür Kaplan anlatıyor:
İzmir’de, Kültürpark (Fuar) içinde 9 gün boyunca Kitap Fuarı vardı.
Her yaştan gençler, çocuklar kitaplar ve yazarlar ile buluştu.
Ekonomik zorluklar içerisinde olan birçok yayınevi katılmadı, katılamadı. Fuar eski gösterişli günlerinden uzak olsa da İzmir’in en önemli Kültür sanat etkinliklerinin başında geliyor yine de.
Büyükşehir Belediyesi, bu yıl daha organize bir fuar alanı kurmuş. Eksiklerine rağmen başarılı ve iyiydi.
Kitaplar baskı maliyetlerinden ötürü pahalı, maliyetler yüksek.
Yayınevleri zorda, satışlar çok parlak değil.
*- NE YAPMALI?
Yıllardır Kemeraltı Çarşısı üzerine planlar kurulur, yazıp çizilir.
Altın olur, uçar çarşı.
Sonuçta gelen gideni aratır, pek bir şey olumlu yönde gelişmez, çarşının kaderi değişmez.
Kemeraltı’nın bir sokağında ‘Gurme Sokağı’ yapılacağını duyduğumda ‘Haydi Hayırlısı’ demiştim.
Bugün o sokakta öğle yemeğine gittim.
Belediye Zabıtaları tüm işyerlerine sokaktaki masa- sandalyeler için ceza yazıyorlardı.
Tam da iş zamanı, müşteri kalabalığının içinde hem de.
Nasıl olacak ki yeme içme sokağı bu şartlarda?
Nasıl gelişecek?
*- UNUTUYORUZ
Ne güzel bir haberdi.
Urla Bademler de Tarım Lisesi kurulacaktı.
İmar planları değişti.
Eğitim tesisi olarak işaretlendi planlara.
Tunç Başkan dönemi bitiverdi çabucak.
Proje unutuldu önce, sonra tümden vazgeçildi.
Şimdi de arsa satışa çıkarıldı.
Anlaşılan o ki satıştan elde edilecek rakam personel maaş ödemesine gidecek.
Nasıl da güzel olacaktı Tarım Lisesi.
Günümüzün Köy Enstitüleri orada yaşam bulacaktı.
Modern tarım yöntemleri ile harmanlanacaktı köy kültürümüz. Çok yazık oldu.
*- ZORUNLU MUTLULUK
Tüm illerde CHP etkili seçim propagandasına 4 mayıs günü başlıyor.
Belediyelerin, özellikle Belediye Başkanlarının daha etkili olmaları, pozitif katkıda bulunmaları beklenir.
20-30 kişi toplayıp ‘etkinlik yaptık!’ demekten öncelikle uzak durmaları gerekir.
Fotoğraf karelerinde ‘zoraki mutluluk’ pozlarından kurtulup biran önce halkla kucaklaşmalı…”
‘Konuşan vatandaş’lıktan çıkıp artık ‘Yazan vatandaşa’ geçmeliyiz.
Bakın Özgür Kaplan ne kadar güzel anlatmış, daha doğrusu yazmış yaşayıp gördüklerini…
Şimdi bu olumlu ve olumsuzluklar ileri dönemlere ‘ders’ olarak kalacak…
*- YAVAŞ YAVAŞ ÖLENLER
P.Neruda ne demişti?
"Seyahat etmeyenler, yavaş yavaş ölürler.
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar, yavaş yavaş ölürler.
Alışkanlıklarına esir olanlar, her gün aynı yolları yürüyenler, ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler, elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler veya bir yabancı ile konuşmayanlar, yavaş yavaş ölürler.
İhtiraslarından ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar, tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar, yavaş yavaş ölürler.
Ölmek, sadece fiziksel bir ölümden ibaret değildir; hayatın getirdiği riskleri almamak, tutkudan ve değişimden kaçınmak da bir ölümdür."
*- ÇARESİZLİK...
Çağdaş Güneş Gündüz de kalemi eline almış:
“Ülke olarak her şeyi şaşkınlıkla takip ediyoruz.
Fakat duyduğumuz tüm olumsuzlukları zihnimiz kabul etmese de ne yazık ki kulağımızda yeri var...
Otelde zehirlenip yok olan aile, okullarda ve çevresinde yaşananlar, kadınlara, çocuklara uygulanan şiddet...
Yaşamın her alanında vahşi görüntüler sıradanlaştı.
Olaylar artık mecrasında çıkıp anlamsız alanlara doğru akıyor.
Yurttaş olarak her geçen gün kurumlara olan güvenimiz azaldıkça dayanaksız bir boşluğa sürükleniyoruz.
Buna karşın mevcut kaos ortamından belli bir kesim beslenmeye devam ediyor.
Sanırım hissettiklerimizi tanımlamakta zorlandığımız ve aynı zamanda keşfetmeye çalıştığımız bu yeni alanı anlatan en yakın tabir çaresizlik olsa gerek...”
Umut ve ümit oldukça alt etmeyeceğimiz, üstünden gelemeyeceğimiz zorluklar ve sıkıntılar olamaz…
Yani bu çaresizliklerin de çaresi mutlaka bulunur…
Köprüden geçeriz, hayal ettiğimiz güzel günlere ulaşırız…
*- YARININ ADAMI...
Mustafa Kemal Atatürk, Harp Okulundan 21 yaşında mezun olur, 34 yaşında Çanakkale Zaferini kazanır, kelle koltukta Samsun'a çıktığında 38 yaşındadır.
TBMM'yi açtığında 39, 102. yılını kutladığımız Cumhuriyet'i ilan ettiğinde ise 42 yaşındadır!
Tabii bunlar olurken cephelerde geçen bir ömür, okunan binlerce kitap ve ardından 15 yıla sığdırılan reformlar...
Sağından solundan çekiştirilen 102 yıllık Cumhuriyet'te birileri anlamak istemese de gerçek şudur;
“Ben ve benim gibi düşünenler, dünyanın farkına erken varmış, boynunda idam fermanı olmasına rağmen ideallerinden ödün vermemiş, ömrünü ülkesine adamış tek bir önderin peşinden giderler; MUSTAFA KEMAL ATATÜRK!
Ve son söz yine O'nun;
‘Uçurumun kenarında yıkık bir ülke...
Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar...
Yıllarca süren savaş...
Ondan sonra içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız devrimler..."
(CHP'nin 4. Büyük Kurultayı – 1935)
*- TEMİZ SİYASET
İsimlerden bağımsız genel bir analiz...
“Yükselmek için asansör veya teleferik gibi araçlara binmekten başka seçeneği olmayan vasat insanları, hayal dahi edemeyecekleri yüksek makamlara taşıyan siyasetin üzerinde devamlı yolsuzluk gölgesinin olması şaşılacak bir durum değil.
Birbirini besleyen siyaset ve yolsuzluk sorunsalının kurumlar için ölümcül virüslere dönüşmesinin nedenlerinden biri de budur.
Yönetici kadroların niteliğine yani insana yatırım yapmak, süresi, standartları açıkça ortaya konarak herkesçe kabul görecek şekilde tanımlayıp denetlemek çözümlerden biri olarak önümüzde duruyor.
Temiz, dürüst, nitelikli ve ilkeli siyaset...”
Yorumlar yükleniyor...