TÜRKÇESİ ŞÖYLE: 'KIYAMET HARCAMASI!'
*- BAŞIMIZA ŞIMARTMAYIN Bazı muhtarlara hayret ediyorum; Belediye normal görevini yapıyor, asfaltları yamalıyor, bir bakıyorsunuz, muhtar ‘Başkana teşekkür!’ diyor. Neyse artık o, meşhura ‘Başkanımıza teşekkür’ pankartlarını görmüyoruz. Belediye Başkanları yaptırıyorlardı, sizin bizim paramızla, kendi adlarının geçtiği bez flamaları… Muhtar Hanım, ya da Muhtar Bey, ‘Sen de seçimle geldin, belediye başkanı da, bu ‘yağcılık’ nereden geliyor, ya da çıkıyor! Böyle iki büklüm davrananlara, e
*- FARKINA VARMAZSIN!
Ayşe Yurdakul, ‘Yaşamın yarısını uyuyarak, diğer yarısı uyutularak geçiyor!’ diyor.
Haklı değil mi?
Eğer kibarsan; insanlar seni kırabilir.
Yine de kibar ol!
Eğen mutluluğu bulursan, insanlar kıskanabilir!
Yine de mutlu ol!
Bugün yaptığın iyilik; yarın unutulabilir.
Yine de iyilik yap!
En iyisini yapsan de, yeterli olmayabilir!
Yine de, elinden gelenin en iyisini yap!
Başka ne diyebilirim ki?
Yoksa uyutulanlar gibi hareket edersin…
Gününü gün ettiğinin farkına varmazsın…
Bir de Selda Yılmaz’ı dinleyelim:
‘Biraz daha güzel olmayı denemeli insanlar,
Biraz daha nazik olmayı!
Kırılmayı değil de, kırmamayı öğrenmeli.
Sevilmeden öte, güzel sevmeyi bilmeli…’
*- GÜZEL GÜNLERİMİZ İÇİN
Özlem Diri Kaplan, ‘Bunun yerine, bunu söyle!’ diyerek, önemli bir konuya dikkat çekmiş.
Paylaşmayı uygun buldum.
Özlem Hanım, ‘Allah evlat acısını göstermesin!’ yerine, ‘Allah, evlatlarımızın iyi gönlerine göstersin’ temennisini kullanmamızı öneriyor.
Günlük yaşantımızda sık kullandığımız, ‘Kazasız belasız kullan’ tümleci yerine ‘Sağlıkta güle güle kullan!’ dememizi diliyor.
Bir başkası ise şöyle:
‘Bu benim başıma neden geldi!’ diyeceğimize ‘Bu olay bana ne öğretti?’ demeliymişiz.
Bu kadarla kalmayıp devam ediyor:
‘İlk göz ağrım’ demeyelim, ‘İlk göz nurum’ diyelim, bir başka örnek ise:
‘Allah kimseye muhtaç etmesin’ yerine, ‘Allah, bolluk bereket nasip etsin’ demeliymişiz.
Yani hep her olaya ‘olumlu’ yaklaşmamızı ve bunu dikkat ederek günlük yaşantımızda kullanacağımız cümlelerde dikkatli pozitif olmamızı öneriyor Özlem Diri Kaplan…
Son bir önerisini daha paylaşayım:
‘Yapamıyorum, beceremiyorum’ diye canımızı sıkacağımıza, ‘Başarmak için ne yapabilirim?’ sorusunun yanıtını aramalıymışız.
Hızımı alamadım, devam edeyim:
‘Demek ki, kaderim buymuş!’ yanlış bir düşünce, yine kendimize şöyle demeliyiz, ‘Bu durumdan nasıl çıkabilirim?’
Veya,
Kendimizi ‘Tam bir aptalım!’ diye küçümseyeceğimize, ‘Sonuçta ben de bir insanım!’ diyerek, eksiklerimizi, yanlışlarımızı bulup yeniden işimize odaklanarak, sorunu çözebilir, işimizi başarı ile bitirebiliriz.
İşin özü şu;
Kötü, ağır, incitici, aşağılayıcı sözler bizi bir yerlere götürmez.
Günü ‘Günaydın’ diyerek, gülümseyerek başlayıp, hem kendimize hem de çevremize ‘pozitif’ enerji yayarsak, keyifli, güzel ve huzurlu günlerimiz olur.
*- EŞEK OĞLU EŞEK!
Iraklı şair Ahmed Matar’dan bir alıntı yapalım.
‘Bir zamanlar, Arap ahırlarından birinde bir grup eşek yaşardı.
Bir gün, bir eşek yemek yemeyi reddetti ve vücudu zayıfladı, kulakları sarktı ve neredeyse yere düşecek kadar güçsüzleşti.
Baba eşek, oğlunun durumunun her geçen gün kötüleştiğini fark etti ve nedenini anlamak istedi.
Oğluna yalnızca onunla konuşmak için geldi ve kötüleşen fiziksel ve ruhsal durumunu anlamaya çalıştı.
Ona sordu:
‘Neyin var oğlum?
Sana en iyi arpayı getirdim ama hala yemeyi reddediyorsun.
Bana neyin var onu söyle?
Neden kendine bunu yapıyorsun?
Seni rahatsız eden biri mi var?’
*- EŞEĞİN ŞİKAYETİ
Oğlu başını kaldırdı ve babasına şöyle dedi
‘Evet baba, insanlar...’
Baba eşek şaşırdı ve oğluna sordu:
‘İnsanların neyi var oğlum?’
Oğlu cevap verdi:
‘Biz eşeklerle alay ediyorlar.
Her biri kötü bir şey yaptığında ona 'eşek' diyorlar.
Biz gerçekten böyle miyiz?
Aptallarını eşek olarak tanımlıyorlar ama biz böyle değiliz baba.
Biz yorulmadan çalışırız, anlarız ve duygularımız var.’
Baba eşek, oğlunun bu kötü durumunda nasıl cevap vereceğini bilemedi, ama kulaklarını sağa sola hareket ettirerek oğlunu ikna etmeye çalıştı.
*- EŞEKLERLE, İNSANLAR ARASINDAKİ FARKLAR
Şair- Yazar Ahmed Matar, oğluna nasihat vermesi ve düştüğü beyinsel durumdan kurtarmak için baba eşeği konuşturmaya devam etmiş:
‘Oğlum, insanlar Allah tarafından yaratılmış ve diğer yaratıklardan üstün kılınmışlardır, ama kendilerine çok zarar verdiler ve bize, eşeklere de zarar vermeye başladılar!
Örneğin, hayatında hiç kardeşinin parasını çalan bir eşek gördün mü? Diğer eşeklere sadece zayıf oldukları veya söylediklerini beğenmedikleri için işkence eden bir eşek gördün mü?
Renk, cinsiyet ve dil ayrımcılığı yapan bir eşek gördün mü?
Neden toplandıklarını bilmeyen eşeklerin zirvesini duydun mu?
Amerikalı eşeklerin, arpa elde etmek için Arap eşekleri öldürmeyi planladığını duydun mu?
Yabancı bir ülkeye ajanlık yapan ve kendi ülkesindeki eşeklere karşı komplo kuran bir eşek gördün mü?
Ailesini mezhepsel temelde ayıran bir eşek gördün mü?
Tabi ki, eşekler dünyasında böyle insanlık suçları duymadın!’
Ama insanlar, yaratılışlarının hikmetini bilmiyorlar ve buna göre hareket etmiyorlar?
Bu yüzden oğlum, eşek aklını kullanmanı istiyorum ve başımı ve annenin başını yüksek tutmanı istiyorum.
Sen, ‘Eşek oğlu eşek olarak kal!’
*- GONG SESİ!
Araya gireyim:
Japon olduğunu düşündüğüm Yoshi Enomoto, sosyal medyada yazmış:
‘Bir Türk atasözü der ki;
‘Haksızlık candır, gerisi heyecandır!’
Sonra şunları ilave etmiş:
‘Zincirlikuyu’da metrobüs sırasına girince (Burası başdurak) anlıyorum ki, sırayı atlayıp önden binenler koltuğa oturuyor!
Bence herkes toplumsal ahlakı hiçe sayıp, sırada beklemeyi bırakmalı.
Çocuklar da öğrensin ki; haksızlık yapanlar hep kazanır!..’
Sonuç: Bu Yoshi gerçekten Japon mu?
İfadesinden ‘evet’ diyorum…
Çünkü biz Türkler, özellikle yabancıların bizi eleştirmelerini hiç sevmeyiz ve çoğu görgüsüzlüğü de nedense hep görmezden geliriz.
Konuşmaya, ‘Dur, ne yapıyorsun?’ diyenimiz de yok gibidir.
Nedeni basit, ‘Bana ne!’ dir, aslında ‘Korkudur!’
‘Hiç yoktan, dayak yemeyeyim!’ düşüncesidir.
Bu tiplerin vereceği cevap de bellidir?
‘Sana ne?’
Bu da kavganın başlaması için ‘gong’ sesi gibi bir şeydir!
*- BABA EŞEK İLE OĞLU ARASINDAKİ OLUMLU SONUÇ
‘Oğlum, bırak, ne derlerse desinler. Bizim için gurur kaynağı olan şey;
Yalan söylemememiz, öldürmememiz, çalmamamız…
Dedikodu yapmamamız, küfretmememiz ve yaralı ve ölüler arasında sevinçle dans etmememizdir…’
Bu sözler oğul eşeği etkiledi ve arpayı yemeye başladı ve şöyle dedi: ‘Evet baba, senin gibi kalacağım.
Eşek oğlu eşek olmaktan gurur duyacağım ve toprak olacağım, insan ve taşların yakıt olduğu cehenneme girmeyeceğim…’
Şair – Yazar Ahmed Matar, aslında insanlara öyle güzel bir ders vermiş ki bu anlatımıyla, zamanımızın insanı için ‘Anlayana saz, anlamayana davul zurna az!’ demiş…
*- ‘ÖZGÜRLÜK, DİRENİŞ, ADALET’ TEMALI ŞİİRLER
Meraklısına tanıtmak istiyorum, Şair Ahmed Matar’ı;
Ahmed Matar, 1954 yılında Irak'ın Basra vilayetindeki Tenuma köyünde doğmuş olan ünlü bir Iraklı şairdir.
Hiciv şiirleriyle tanınan Matar, Arap dünyasında adaletsizlik, zorbalık ve baskıcı rejimlere karşı sıkça ses çıkarmıştır1.
İlk şiirlerinde aşk ve sevgi temalarını işlemiştir.
Ancak, yaşadığı siyasi olaylar ve kardeşlerinin ölümü nedeniyle şiirlerinde daha çok siyasi ve toplumsal sorunlar üzerine odaklanmaya başlamıştır.
Bu durum, onu sürgün yaşamına zorlamış ve şiirlerini yazarken çeşitli ülkelerde yaşamaya devam etmeye mecbur bırakmıştır.
Ahmed Matar'ın şiirleri Arap toplumlarının durumunu ve adaletsizlikleri eleştiren bir dille anlatır.
Şiirlerindeki cesaret ve dürüstlüğü ile tanınan Matar, bugün İngiltere'de yaşayan bir sürgün şair olarak bilinir,
Size bir şiirinden kısa bir alıntı yapayım:
‘Zalimliğin gölgesinde, Hürriyetin çığlığını ararız.
Her şafağı beklerken, Kendi zincirlerimizi kırarız.’
Ahmed Matar'ın şiirleri genellikle özgürlük, direniş ve adalet temalarını işler.
Arap dünyası duyanlara Ahmet Matar’ın şiirlerini okumalarını öneriyorum, belki biraz olsa akılları başlarına gelebilir, anlatılanlarla gerçek arasındaki farkı öğrenirler.
*- ‘UYURGEZERLER!’ ÜLKESİ
Şimdi de size ‘Zihin İşçisi’ olarak tanıdığım Aynur Can, bir hikaye anlatıyor:
‘Daha önce adı hiç duyulmamış bir ülke keşfettim!
İnsanları;
‘Biz uyurken bile ayakta dururuz!’ diyorlar, bu slogandan mutluluk duyuyorlardı.
Uyumak ve uyutulmaz en büyük meziyetti.
Bu meziyetin en önemli özelliği ise, ‘Sorgulama’ yeteneğinin olmamasıydı.
‘Sorgulamama’ aslında bir alışkanlıktı.
Özellikle ‘akla, doğruya, dürüste, adalete, hukuka, bilim ve sanata’ karşı alerji yetiştirilmişti, beyinlerde, ‘tembellik’ öne çıkıyor, ‘Bana ne?’ denilerek sorgulama yeteneği de ortadan kalkmıştı.
Dumura uğramış, yani: işlevini yitirerek körelmişti, ‘okuma alışkanlığı’ da bireylerden.
Sorgulamak, düşünmek ve farkındalık kesinlikle akla bile gelmezdi bu insanlarda.
İnanılacak gibi değil, fakat doğru idi bu savlar.
Bunlar, hatta içlerinden biri ikisi bile birinde filizlenip ortaya çıkarsa, ortada yalnız kalırdı.
Çünkü ‘tehlikeli’ olarak düşünülürdü, öncelikle yakınları tarafından.
Uyumu ve düzeni bozuyordu, bu kişi ve kişiler.
Alışılmış sistemin temel taşlarını bozacak bir bozguncuydu bu kişi, Ahmed Matar’ın hikayesindeki oğul eşek gibi…
Yalnız kalıp, böylece susturulması en doğru seçenekti.
En iyisi kafayı vurup uyumaktı.
*- BU DA YALAN MI?
Herkes de bunu yapıyor, uyumayı seviyor, asla yapılmaması gereken
hataya, yani okumaya, düşünmeye ve sorgulamaya ‘Hayır’ diyorlardı.’
Bu hikayede, iyi ki sevgili arkadaşım ‘Aynur Can’dan söz ettim.
Neden mi?
Anlatayım:
‘Almanya Federal Eğitim ve Araştırma Bakanı Annette Schavan doktora tezinde, başka bir insanın görüşünü ve bilgisini, kendi fikriymiş gibi kullandığı ortaya çıkınca istifa etti!
Ne yapmış, ne yapmış?
‘İstifa’ etmiş…
‘Vay anasını!’ dedirten bir konu ve karar…
Benden ve bizden uzak bir düşünce...
Başkaları da var, bende uzak dursunlar işte!
Biz ‘istifa’ sözcüğünü bilmiyor ve hep uzağımızda tutuyoruz işte!
Bu da mı yalan?
*- ‘KIYAMET HARCAMASI’
Yeri gelmişken size, bizim Dilek Özcanlı Uslu’dan öğrendiğim bir yeni sözcü ’ten söz edeyim:
Sözlüklere yeni giren bir kavram:
‘Doomspender!’
Geleceğe dair umutları azalan insanların, para biriktirmek yerine yaptığı keyfi harcamalara deniliyor.
Sözcük:
Nasılsa fiyatı artar düşüncesiyle alınan ürünleri, anı veya günü yaşamayı anlatıyor.
Türkçeye çevirisi ise şöyle:
‘Kıyamet harcaması!’
Yorumlar yükleniyor...