TOPLUM SENİ YAVAŞ YAVAŞ SILER
Köşe Yazısı

TOPLUM SENİ YAVAŞ YAVAŞ SILER

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
06 May 2025 12 dk okuma 201

*- MERHABA Yazıya, Cevat Şakir Kabaağaçlı gibi ‘Merhaba’ diyerek başlayalım. Halikarnas Balıkçısı yazılarına, konuşmalarına güncel hayatta hep ‘Merhaba’ diyerek başlar yine ‘Merhaba’ olarak bitirirdi. Bir ara ‘Merhaba’ nın güzel anlamlarını uzun uzun yazmıştım. Şimdi ise ‘Merhaba’ ile devam edelim; “Merhaba insanlık, Merhaba yeniden doğan güneş, İnsanlık için çarpan yüreklere merhaba, Tarlada ter döken çiftçiye, İnşaatın harcında emeği olan sıvacıya, Çeliğe can veren demirci ustasın

YAŞAR EYİCE

*- MERHABA

Yazıya, Cevat Şakir Kabaağaçlı gibi ‘Merhaba’ diyerek başlayalım.

Halikarnas Balıkçısı yazılarına, konuşmalarına güncel hayatta hep ‘Merhaba’ diyerek başlar yine ‘Merhaba’ olarak bitirirdi.

Bir ara ‘Merhaba’ nın güzel anlamlarını uzun uzun yazmıştım.

Şimdi ise ‘Merhaba’ ile devam edelim;

“Merhaba insanlık,

Merhaba yeniden doğan güneş,

İnsanlık için çarpan yüreklere merhaba,

Tarlada ter döken çiftçiye,

İnşaatın harcında emeği olan sıvacıya,

Çeliğe can veren demirci ustasına,

Nazik bileklerine prangalar vurulmuş gençlere,

Özgürlük düşüyle yanan gözlere,

Halkı için çalışan dürüst siyasilere,

Kalemini halktan yana kullananlara,

Ozanlara, şairlere, sanatçılara,

Sözüyle gönül yapanlara,

Fırın fırın ekmek kokusu taşıyan ellere,

Hastayı iyileştiren, umudu yeşerten doktora,

Barış için yürüyenlere,

Savaşlara ‘dur’ diyenlere,

Özgürlüğün peşinde iz sürenlere,

Dostlara, arkadaşlara,

İçten bir tebessümü paylaşanlara,

Kalbinde kötülüğe yer olmayanlara,

Gönlü güzel, özü temiz insanlara,

Aşkın peşinden usanmadan gidenlere,

Sevdiğine yüreğini açanlara,

Ablalara, abilere, kardeşlere,

Yeni doğmuş bebeklerin ilk nefesine,

Gençliğe, umut dolu yarınlara,

Yaş almışların bilge sözlerine,

Dayılara, teyzeye, halalara,

Köy yollarında yürüyenlerin ayak izlerine,

Her sabah yeniden uyanan dünyaya,

Büyük bir sevgiyle, kucak dolusu;

Merhaba…’

Bir ‘Merhaba’ da, bu satırları yazan, araştırmacı – Şair- Yazar Doğan Prepol’e…

Özetle;

‘Merhaba’ Türkçede bir selamlaşma kelimesidir ve ‘selam’ veya ‘merhaba’ anlamına gelir.

İnsanlar birbirleriyle iletişime geçerken nezaket göstermek için kullanırlar. Günlük konuşmalarda yaygın olarak kullanılan bir ifadedir.

*- SENİ SİLENLER

Hayatta dört aşamalı bir ‘silinme’ süreci vardır:

Bu tamamen senin var oluşuna bağlıdır, başkalarına değil.

1- 55 yaşında:

İş yeri seni siler.

Hayatın boyunca ne kadar başarılı ya da güçlü olursan ol, bir süre sonra sıradan bir insana dönüşürsün.

Bu sebeple eski işine ve onun verdiği üstünlük duygusuna tutunma.

Egonu serbest bırak, yoksa iç huzurunu kaybedebilirsin.

2- 65 yaşında:

Toplum seni yavaş yavaş siler.

Eskiden sıkça görüştüğün arkadaşlar ve iş çevresi azalır ve artık önceki iş yerinde seni tanıyan pek kalmaz.

‘Eskiden müdürdüm, yöneticiydim, ya da şu kişiydim...’ deme.

Çünkü yeni nesil seni tanımıyor ve bu seni üzmemeli.

Bu da hayatın doğal bir sürecidir.

3- 75 yaşında:

Aile seni yavaş yavaş siler.

Çok sayıda çocuk ve torunun olsa da, çoğu zaman sadece eşinle ya da tek başına yaşarsın.

Çocukların arada sırada seni ziyaret ettiğinde, bu onların sevgisinin bir göstergesidir.

Onları sık gelmedikleri için suçlama, çünkü onların da kendi hayat mücadeleleri vardır.

4- 85 yaşında:

Zaman seni silmek ister.

Tanıdığın birçok kişi artık hayatta değildir.

Bu aşamada üzülme, çünkü bu hayatın kuralıdır ve herkes bu yoldan geçecektir.

Bu sebepten:

Hâlâ biraz gücün ve sağlığın varken, hayatını en iyi şekilde yaşa!

Malından mülkünden dilediğini harca, gidebildiğin kadar seyahat et, yardım etmek istediklerine yardım et, istediğini iç, oyna, eğlen ve sevdiğin şeyleri yap!

Unutma:

Seni asla silmeyecek tek grup:

Eski dostlarındır.

Bu yüzden:

Eski ve samimî arkadaşlarınla daha çok iletişim kur ve onları asla unutma!

*- HER KUŞUN ETİ YENMEZ

Bir avukat kuyusunu öğretmene sattı.

İki gün sonra avukat öğretmene geldi ve dedi ki, ‘Efendim, kuyuyu size sattım ama içinde suyla değil!’ Suyu kullanmak istiyorsanız ekstra ödeme yapmanız gerekecek.’

Öğretmen gülümsedi ve cevap verdi:

‘Evet, ben de size gelecektim.

Kuyumdan suyunu al, yoksa yarından itibaren kiranı ödemeye başlarsın diyecektim!’

Bunu duyan avukat gerildi ve dedi ki, ‘Oh, sadece şaka yapıyordum!’

Öğretmen güldü ve dedi ki;

‘Senin gibiler, bizimle okuduktan sonra, böyle avukat oluyor!’

Öğretmenlere sevgilerimizle…

Bu anlatımı şöyle noktalıyorum:

‘Her kuşun eti yenmez!’

*- GELİNİN FENDİ

Bu hikaye bana şunu anımsattı:

“Kayınvalidenin telefonu çalar!

Arayan gelinidir!

‘Anneciğim tatile gideceğiz!’ derken, lafı ağzına tıkayan kayınvalide konuşmaya başlar:

‘Şuram ağrıyor, buram ağrıyor… Yürüyemiyorum. Kıpırdayacak halim yok. Bakım istiyorum…’

Öğretmen gibi ‘hazırcevap’ olan gelin, ‘Anneciğim bizde seni davet edecek, birlikte gezecek, binbir gece masalllarında olduğu gibi eğlenecektik. Ama çok üzgünüm sen gelemiyorsun…’

‘Çat!’ diye bir ses duyulur.

Telefon kapanmıştır.

Yani ‘gelinin fendi kaynanayı yendi!’ olmuştur.

*- ACABA

Em. Tuğamiral Mustafa Özbey ‘Kanal İstanbul Projesine’ karşı olanlardan.

O da kalemi almış, bazı duyumları ve iddiaları yazmış.

Ben de bunları yetkililere duyurmak istiyorum, belki duymamışlardır.

Ya da yanıtını verecekler ben onları da sizlere nakledeceğim.

Em. Tuğamiral Mustafa Özbey,  Kanal İstanbul Projesi arkasındaki şablon gün yüzüne çıkıyor.’ Diyerek aklından geçeni şöyle özetlemiş:

‘Korkunç bir gayrimenkul rant geliri yaratılacak!’

Bu kadar mı?

Zaten bu iddia muhalefet tarafından ağızlara sakız edilircesine iddia ediliyor.

Şimdi yine sözü Em. Tuğamiral Mustafa Özbey, Çeşme’nin önceki belediye başkanlarından ‘Hacı’ Nuri Ertan’a anlatmış ya da yazmış:

“Kanal geçişi, (Istanbul ve Çanakkale boğazları geçişi ile bütünleşip) Katar ve ardında ABD'nin olduğu bir şirkete ihale yolu ile verilecek.

Şirket uygun bir süre sonra borsada işleme sokulacak!

Şirket hisseleri uygun bir süre sonra (ABD+Israil) denetim/yönetimine geçecek!

Türkiye küçük hissedar kalacak!

Tam 100 yıl önce Sevr'de kurgulanan Mustafa Kemal'ın Lozan'da etkisizleştirdiği ve Montrö'de gömdüğü Boğazlar Komisyonu ‘ticarî görünüm altında’ önümüze konmuş olacak!...

Bunun ilk adımı Türk boğazlarında kılavuz hizmetlerinin özelleştirmesi denemesi ile yapılmıştı.

Şimdi bu konuyu da Kanal İstanbul paketi içinde değerlendireceklerdir!

*- ÇOK YILLAR SONRA

Türkiye, 1937 yılında Atatürk'ün zamanlama harikası olan Montrö süreci yönetimi ile Marmara ve Türk Boğazlarını UA Komisyonun elinden kurtarıp TC mutlak egemenliğine teslim etmesinden 85 yıl sonra, böyle bir gelişim içinde görünüyor.

Türkiye için yaşamsal önemde olan, mutlak beka ve egemenlik tartışması yaratacak böyle bir projede muhalefetin görüşlerinin dikkate alınması isteniyor.

Em. Tuğamiral Mustafa Özbey’e göre:

‘Türkiye'nin tek gündemi bu olmalıdır.’

Bakalım Em. Tuğamiral Mustafa Özbey’in bu anlattıkları ve dileği gerçek olacak mı?

Yakında öğreniriz ama siyasette çok başka şeyler konuşuluyor.

*- GEVREKÇİ

Birkaç isim yazacağım; bunlardan biri aşağıda yazacağımı anlattı ama hangisi?

En iyisi mi, hepsinin adını paylaşmak istedim:

Çünkü hepsi okuyucumuz; İrfan Kocatürk, Ümit Şirin, İsa Atagöz, Adnan Erbesler, Fatma Kılıç ya da Hikmet Kumuk!..

“Simit almak için sıraya girdim.

Sıra çok kalabalıktı. 20 dakika kadar sırada kaldım.

Hemen önümde bir kız çocuğu ve babası var. Babası gömlek düğmelerini boğazına kadar düğümlemiş.

Tertemiz giyinmiş ancak kıyafetleri eski.

Ayakkabıları kösele, eski ve yazlık.

Anladım ki;

Güngörmüş bir adam...

*- HADİ BABA!

Çocuk iki de bir ‘’Hadi baba, acıktım gelmedi mi sıra daha’?’ diye söyleniyor...

Sonunda sıra onlara geldi.

Adam bir simit istedi.

Çocuk itiraz etti:

‘Baba, ben tahinliden de istiyorum’ diye.

Babası ‘sus!’ der gibi sessizce kaşlarını kaldırdı, ‘’Olmaz!’ demek istedi.

Bozuk birkaç adet parayı uzatırken paranın bir tanesi yere düştü, tezgâhın altına gitti.

Adam diz çöküp almaya çalışırken,

Gevrekçi:

‘Boşver be abi, önemli değil!’ diye söyledi.

Baba kısık sesle:

‘Abi başka paramız yok, eksik kaldı. Hakkını helal et!’ deyince, gevrekçi, ‘Oturun sehpaya biraz; sıcak çıkınca ben getireceğim’ dedi.

*- KIZACAK MI?

Adam eksik para verme mahcubiyeti ile en köşeye oturdu.

Ben de bu arada simidimi alarak yan masalarına oturdum.

Çay söyledim, zeytin de koydular yanına.

Bu arada izliyorum;

Gevrekçi, ‘kızacak mı, sevecek mi?’ diye.

Neyse, geldi bizim simitçi içerden masaya doğru.

İki tabak yapmış, ama çok özel.

Tabakların içine her şeyden koymuş sanki.

Çocuğun istediği tahinliden, simit, börek, bu arada tatlılardan da unutmamış; silme iki tabak doldurmuş.

Üç de çay geldi, simitçi de tabureye oturdu.

Ben pür dikkat onları izliyorum.

*- TEKRAR TEKRAR…

Kendi kendime, ‘adam kaç yıllık esnaf anlamış tabi.

Kim dilenci, kim aç kalmış, biliyor ve yanılmıyor’ diye içimden geçirdim.

Başladılar sohbete, bu arada tekrar tekrar çay içtiler.

Sonra baktım; gevrekçi, biraz kağıt para çıkardı; adamın gömlek cebine koyuverdi. 

‘Yarın gel işine başla!’ dedi.

‘Kısmete bak!’ dedim.

Adam parayı düşürdü diye üzüldüğü tezgah, şimdi ekmek parası kazanacağı dükkan oldu.

*- TEBRİK ETTİM

Neyse onlar kalkıp gidince, meraktan öleceğim sanki.

Hemen yanaştım gevrekçiye;

‘Patron! Seni tebrik ederim’ dedim.

‘Hiç rencide etmeden babası ile küçük kızın karnını doyurdun.

Kimseye göstermeden de cebine üç-beş para koydun.

Allah Razı olsun, sayınızı çoğaltsın, ne iyi adamsın!’  dedim.

‘Sağol!’ dedi.

‘Ona söylemedim; ama o benim ilkokul arkadaşım.

Ben onu tanıdım; ama o beni tanımadı.

Yarın gelince söyleyeceğim kendisine bunu.

‘Şimdi utanır ve üzülür de işe gelmez!’ diye söylemedim.

Biz ortaokulda devlet okuluna giderken, babası onu özel kolejde okutuyordu.

Çok zengin bir ailenin çocuğuydu.

Hepimiz ona imrenerek bakardık.

Ne oldu kim bilir?”

Yani;

Ne olduğun değil, ne olacağın önemli!

Yeter ki içindeki insanlık yaşasın, farkında olanlara ne mutlu...

Çünkü, dünyayı iyilikler kurtaracak!

İyi bir kalbiniz varsa dünyanın en zengin insanı sizsiniz…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...