TARİH YAZANLAR
Köşe Yazısı

TARİH YAZANLAR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
29 Jun 2026 8 dk okuma 244

*- GURUR ve MİNNETLE Mete Han’ın kurduğu kutlu ordudan, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle tarih yazan kahraman Mehmetçiğe uzanan şanlı mirasın temsilcisi Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kuruluş yıl dönümünü büyük bir gurur ve minnetle kutluyoruz.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere
vefat eden tüm aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimizi
minnetle yâd ediyor; vatanımızın huzur ve güvenliği için görev yapan
kahraman Mehmetçiklerimize şükranlarımı sunuyorum.

Köklü tarihi, yüksek disiplin anlayışı ve milletimizin güvenliği için
gösterdiği üstün fedakârlıkla Türk Kara Kuvvetleri, asırlardır
vatanımızın sarsılmaz gücü ve milletimizin gurur kaynağı olmuştur



*- İYİLİK ve GÜZELLİKLE

Ne kimseye yukarıdan bakacak kadar kibirli ne de kimsenin gölgesinde
kaybolacak kadar eksik…

İnsanı insan yapan da tam bu denge zaten.

Sessiz bir özgüvenle durabilmek, kimseyi büyütmeden ya da küçültmeden…

Sadece yerini bilmek.

Kendimi o kadar güzel yetiştirdim ki hiçbir zaman başkasının
kötülüğünü isteyip el ovuşturmadım. Herkese, her şeye iyilikle ve
güzellikle yaklaştım.

O yüzden benimle hiçbir zaman bir savaş içinde olamazsınız.

Ben savaşmam, uzaklaşırım; çünkü ben güler yüzün, temiz bir kalbin ve
iyi niyetin asaletinden yanayım.



*- EN BÜYÜK SERMAYE

Gerçek güç, başkalarını küçülterek kendini büyütmeye çalışmak değil;
kendi değerini bilerek, kimseye zarar vermeden yoluna devam
edebilmektir.

İnsanın karakteri, gücü eline geçtiğinde nasıl davrandığıyla ortaya çıkar.

Kibir yerine tevazu, öfke yerine sükûnet, hesap yerine vicdan tercih
edebilen insanlar her zaman ayrı bir iz bırakır.

Bazen en büyük cevap mücadele etmek değil, mesafeyi doğru koyabilmektir.

Çünkü herkesle savaşmak zorunda değiliz; bazı insanlara verilecek en
güzel cevap, kendi değerlerimizden taviz vermeden yolumuza devam
etmektir.

Temiz bir kalp, iyi niyet ve sağlam bir karakter insanın en büyük sermayesidir.

Bu sermayeyi koruyabilen insan, aslında en büyük zaferi kazanmıştır.

Şu sözleri de ekleyeyim:

“Bu dünyada cesur insanlar, ölür!

Zeki insanlar delirir!

Ve dünya, mutlu aptallar ile doludur!...”

Şunu da unutmayın;

“Saygı duymak istiyorsan, samimiyet kurma!..”



*- SAKİNLİK GÜÇTÜR

Hayatta herkes zor zamanlardan geçer.

Kimi öfkeye sarılır, kimi korkuya, kimi de paniğe kapılır.

Oysa en doğru kararlar, en gürültülü anlarda değil; en sakin anlarda verilir.

Sakinlik, olaylara kayıtsız kalmak değildir.

Tam aksine, yaşananları olduğu gibi görebilme becerisidir.

Çünkü öfke aklı örter, korku ufku daraltır, acele ise hataları çoğaltır.

Sakin insan; konuşmadan önce düşünür, karar vermeden önce tartar,
tepki vermeden önce anlamaya çalışır.

Bu yüzden kriz anlarında ayakta kalanlar, çoğu zaman en güçlüler
değil; en sakin olanlardır.



Hayatın fırtınalarını durduramayız.

İnsanları değiştiremeyiz.

Her olayı kontrol edemeyiz.

Ancak olaylar karşısındaki duruşumuzu kontrol edebiliriz.

Gerçek güç, başkalarına hükmetmekte değil; öfkelendiğinde kendine
hâkim olabilmektedir.

Gerçek başarı, şartların istediği gibi olması değil; şartlar ne olursa
olsun dengeni koruyabilmektir.

Unutmayalım ki;

Rüzgâr ne kadar sert eserse essin, kökü sağlam olan ağaç ayakta kalır.

İnsan da böyledir.

İç dünyası sağlam olanı, dış dünyanın fırtınaları kolay kolay yıkamaz.



*- STRATEJİK GÜÇ

İsa Atagöz konuya şöyle bakıyor:

“Kanaatimce sakinlik, doğuştan gelen bir özellik değil; emekle
kazanılan bir disiplindir.

Hayat insanı zaman zaman öfke, kaygı ve belirsizlikle sınar.

Fakat kriz anlarında farkı oluşturan, olayların büyüklüğü değil;
onlara verdiğimiz tepkidir.

Gerçek dayanıklılık, fırtınanın hiç çıkmaması değil; fırtına
çıktığında rotayı kaybetmemektir.

Çünkü güçlü insanlar, her zaman en çok konuşanlar değil; en doğru
zamanda, en doğru kararı verebilenlerdir.

Sonuçta karakter; rahat zamanlarda değil, belirsizlik dönemlerinde
kendini gösterir.

Sakin kalabilmek ise çoğu zaman insanın sahip olabileceği en büyük
stratejik güçtür.



*- NE YAPALIM?

Çilekler tazeyken harika, ancak bekledikçe hızla yumuşayabiliyor.

Bu da mutfakta gıda israfına yol açabiliyor.

Oysa birkaç küçük adımla hepsini değerlendirmek mümkün;

Fazla çilekler;

• Dondurularak smoothie ve içeceklerde kullanılabilir.

• Reçel ya da marmelada dönüştürülebilir,

• Püre haline getirilip yoğurt ve tatlılara eklenebilir,

• Komposto veya meyve sosu olarak değerlendirilebilir,

• Dilimlenip kurutularak sağlıklı bir atıştırmalık haline getirilebilir,

• Fazla olgun olanlar kek, muffin ve pankek tariflerinde kullanılabilir.

Ayrıca, ihtiyacımızdan fazla satın almamaya özen göstererek gıda
israfını en baştan önleyebiliriz.



*- KARŞIYAKALI

Hüseyin Günlü yeni takipçim.

‘Kimdir?’ diye merak ettim.

Edebiyata meraklıç

Altı ay önce “ŞAFAK KUŞU’NUN RÜYASI” nı yazmış.

Beğendim ve sizinle paylaşmaya karar verdim:
Söylüyorum, içimizde Hüseyin Gönlü gibi büyük istidatlar var;

“Sabahın beş buçuğu, şafak söküyordu.

Basık tavanlı çivit badanalı küçük odanın kapı mandalını yavaşça
kaldırarak içeriye giren kadın, duvarda bir çiviye asılı gaz lambasını
üfleyip söndürdü.

Yer şiltesinde uyuyan çocuğunun başucunda diz çöktü; yavaşça saçlarını
okşayarak uyandırdı, “Hadi kalk oğlum, sabah oldu.”

Çocuk rüya görüyordu; uyanır uyanmaz bir boşluktan düşmüş gibi irkildi.

O anda düşle gerçeğin acımasızlığı yüzüne vurdu.

Rüyasında gökyüzünde süzülen mavi renkli uçurtmanın kır çiçeklerinin
üstünde sürüklenen ipini yakalamak için peşinen koşturuyordu…

Şimdiye kadar hiç uçurtması olmamıştı, İlkbaharlar gelince,
komşularının çocukları ellerinde rengârenk uçurtmalarıyla kırlara
koşardı; onun eli hep boş olurdu yanlarında.

Ara sıra uçurtmalarının ipini ona biraz tutturdular mı dünyalar onun olurdu.

Masmavi gökyüzünde süzülen bir uçurtmanın ipini tutmak çok güzel bir
duyguydu; onun olmasa bile.

Her sabah olduğu gibi erkenden uyandırılmanın bezginliği ile ayağa
kalktı, üstünde yattığı şiltenin başucundaki fanilasını askılı kısa
pantolonunu alıp giyindi.

Diğer şiltede uyuyan kardeşinin üstüne basmamak için yavaşça yürüyerek
avluya çıktı.

Dışarıdaki serin hava terli vücuduna vurunca ürperdi.

Kuşluk vakti yavaşça el ayak çekip gidiyordu.

Ufuklardaki dağların sisli sırtlarına sabah aydınlığı düşmeye başlamıştı.

Kurşuni gökyüzündeki yıldızlar giderek silikleşiyordu.

Sadece sabahyıldızı doğanın aydınlığına direniyordu.



*- İŞÇİ ÇOCUKLAR

Her sabah 5.15’de Şemikler’den Basmane’ye hareket eden banliyö
treniyle işe gittikleri babası ondan önce uyanmıştı.

Avludaki tulumbanın başında öksüre öksüre elini yüzünü yıkarken bir
karaltı gibiydi.

Onun dışarıya çıktığını fark edince öfkeli bir sesle mırıldandı;

“Her sabah kalkarken ölün kalkıyor. Haydi, sallanma treni kaçıracağız."

İlkokulu bitirir bitirmez, babasının çalıştığı bir tekstil
fabrikasında işe başlamıştı.

İşçi kimlik belgesini eline tutuşturdukları günü yaşamı boyunca hiç
unutmayacaktı.

Küçücük vesikalık fotoğrafının üstüne mühür basılı o kimlik belgesi,
henüz 0nüç yaşlarında parmak kadar bir çocukken adeta işçiliğe mahkûm
edilişinin ilamı gibiydi.

Kira ile oturdukları küçük evlerinin bahçesindeki köknar ağaçlarını o
gece hiç durmadan hırpalayan fırtınanın uğultuları arasında sabaha
kadar gözüne hiç uyku girmedi.

Sessizce gözyaşı döktü hep.

Yoksulluk, ilkokulu bitirir bitirmez, evlerinin önünde arkadaşlarıyla
birkaç gün bile oyun oynamasına fırsat vermemişti.

Sabahın alaca karanlığında ortalık sessiz ve tenhaydı.

Babası önde o arkasında toprak yolda tren istasyonuna doğru yürüyorlardı.

Ağaçların arasından ışık huzmeleri görünen bir marşandiz önlerinden
gürültüyle gelip geçti.

Makasçı kulübesinin arkasındaki patikadan demiryolu kenarına çıkarak,
az ilerideki istasyonda hareket etmek üzere olan banliyö trenine doğru
koşarcasına yürüdüler.

Not:

Zamanın bir yerinde, her sabah Şemikler’den 5.15 ‘de Basmane’ye
hareket eden banliyö treninde, sağa sola beşik gibi sallanan
vagonların ahşap kanepelerinde, başları omuzlarına yıkılı uyuklayan
kısa pantolonlu işçi çocuklara. “Şafak Kuşları.” Deniliyordu.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...