TAM BİR FELAKET
*- ŞU BİSİKLETLİLER Bisiklet sevdalısı Atalay Ergezen, acaba Savaşhan Karakurt’un "Bisiklet gezegenin yavaş ölümüdür!" özdeyişine nasıl bir yanıt verecek merak ediyorum. Aslında bu söz, daha önce de duyduğum, belirtildiği gibi Euro Exim Bank CEO'sunun bir sözü; bunu söylediğinde ekonomistleri önce düşündürdü sonra devam etti; ′Bisikletçi ülke ekonomisi için tam bir felakettir.
Bunlar:
1- Araba almıyor.
2- Bankadan borç da almıyor.
3- Sigorta poliçesi ödemiyor.
4- Yakıt almıyor.
5- Periyodik bakım için para ödemiyor.
6- Ücretli otopark kullanmıyor.
7- Büyük kazalara neden olmuyor.
8- Çok şeritli otoyol istemiyor.
9- Obez olmuyor.
Bisiklet kullanan sağlıklı insanların ekonomiye ihtiyacı ve faydası yoktur;
İlaç satın almazlar.
Hastanelere veya doktorlara gitmezler.
Ülkenin GSYİH'sına fazladan bir şey katmazlar.
Bu arada şu notu da paylaşayım;
Not: Yürümek daha da kötüdür çünkü yayalar bir bisiklet bile almazlar…
Mühendis Tolga Ülkü de şu katkıda bulunuyor:
‘Şener Şen, Datça'da her işini bisikletle görüyor…’
*- ZAHMET DEĞİL KISKANÇLIK
Ömer Haluk Narbay Urla’da komşum:
Gezi notlarını da paylaşır, yaşadığı gördüğü aksaklıkları da
yetkililerin duyup sorunu çözmesi için kaleme alır.
Bugün eli kalem tutanların ortak bir sorununu gündeme getirmiş!
Zaman zaman benzer kinayelere rastlıyorum.
‘Bir dostum mesaj atmış, sosyal medyadaki ilgisizliğimden yana bana
sitem ediyordu. Haklıydı... Hemen telefon açtım, kendisiyle uzun uzun
konuştum.
Telefonda ona aynen şunları söyledim:
‘Lütfen kusuruma bakma. Prensip olarak benim paylaşımlarıma ilgi
gösteren herkesin mesajına, gönderisine ilgi gösteriyorum, gerekiyorsa
yorumumu da esirgemiyorum.
Ama 1-2 seneden beri paylaşımlarıma buna rağmen ufacık bir zahmete
girmekten imtina edenlere artık ben de ilgisiz kalacağım.
Siz ve herkes bunu bilmeli...’
Bu konuşma bittikten sonra düşündüm ve bu konuyu burada açıkça
paylaşma ihtiyacı duydum.
Çünkü biliyorum ki bu sadece o dostumla benim aramdaki bir mesele
değil; genel bir samimiyet sorunu.
Şunu unutmamak gerekir:
Bir nota dönüş yapmak, ufacık bir beğeni koymak kimsenin şerefini,
haysiyetini küçültmez; aksine aradaki bağı yüceltir
Eğer siz bana karşı ilginizi esirgiyorsanız, benim de mukabil olarak
sizi ihmal etme hakkım doğar.
Bundan sonra dijital dünyadaki mesafelerimi bu karşılıklılık ilkesine
göre belirleyeceğim.
Herkesin bilgisine…’
*- TASARRUF
Robert Bosch'u tanıyanlar bu cümleyi sık sık duyardı.
‘Işıkları söndürün!’
Atölyede boş yere yanan bir lamba gördüğünde hemen müdahale eder,
kaynakların gereksiz yere tüketilmesine karşı çıkardı.
Bu uyarı, aslında Bosch'ta çevreyi koruma anlayışının ilk izlerinden biriydi.
Bu, yalnızca tasarruf etmekle ilgili değildi.
1886'da küçük bir atölyede başlayan bu yaklaşımın temelinde;
kaynaklara saygı duymak, israfı önlemek ve gelecek nesillere karşı
sorumluluk hissetmek vardı.
Sürdürülebilirlik henüz günlük hayatın bir parçası değilken, Robert
Bosch kaynakları bilinçli kullanmanın önemine dikkat çekiyordu.
Bazen büyük değişimlerin küçük bir hatırlatmayla başladığını anımsıyoruz:
‘Işıkları söndürün.’
*- GÖÇ ve SABUN FABRİKASI
Şimdi söz önceki bakanlardan Hakan Tartan’da…
İzmir için çok önemli bir törene katılmış ve bizimle paylaşmış meslektaşımız.
Hakan Tartan yazıyor:
‘’Kemeraltı sevgim ‘malum’. Sade vatandaş olarak da, Bakan,
Milletvekili ve Belediye Başkanı olarak da olabildiğince sevgi elimi
uzatmaya çalıştım.
Hisarönü, Camiler, tarihi binalar, Balıkçı Sokağı ve sinagoglar başta
olmak üzere ticari boyutunu ‘Türkiye’nin en büyük açık hava alışveriş
merkezi’ olma özelliği ile geliştirme çabamın yanı sıra Kemeraltı’nın
kültürel kimliğini de hep önemsedim.
Benim İzmir’e kazandırdığım birçoğu Türkiye’de ilk olma özelliği
taşıyan ‘Müzeler Zinciri’nin (Oyun - Oyuncak, Radyo ve Demokrasi, Neşe
ve Karikatür, Mask, Kadın) önemli bir halkası da Hamdi Dalan Sabun
Müzesi’ydi.
İzmir’e büyük emeği olan Hamdi Dede’ye ve onun çok sevgili ailesine
kentimizin küçük bir vefasıydı düşündüğüm.
Projeler hazırlandı, işlemler tamamlandı ve Konak Belediyesi’ne devri
(2013) gerçekleşti.
Sonra.. Sonra ‘kayıp yıllar’.
‘devlette sürekliliğin’ güzel bir örneği ortaya kondu ve 13 yıl sonra
bu Kemeraltı‘nın hem değerli, hem saygın binasına restorasyonu
başladı.
Ben de törendeydim.
Akın Baba’nın (Dalan), Aysu hanımın (Dalan) ve ailenin mutluluğu çok değerliydi.
Göç anılarını ve Sabun fabrikasının başarı öyküsünü kendi ağzından
dinleme onuru yaşadığım Hamdi Dalan’ a elbette en sevgi dolu
dualarımızı yolladık.’’
*- EMEKLİNİN ÇİLESİ
Kadıköy’de emekli yurttaşın geçim mücadelesi:
Evdeki kitaplarını satıyor!
İstanbul Kadıköy Moda’da, 61 yaşındaki emekli İlyas Atik, artan yaşam
maliyetleri nedeniyle evinden getirdiği kitapları satarak geçinmeye
çalışıyor.
İlyas Atik’in sözleri:
‘20 bin lira emekli maaşı yetmiyor. Liseye giden oğlum var. Yakında
yuvam kalmayacak.!’
· Üç tane fıtığım var, karaciğerim hasta, tek bir diş kaldı ağzımda
ama onu bile yaptıracak param yok.
· Oğlum kan hastası, ona çok iyi bakmam lazım ama yetişemiyorum.
· Eti en son geçen sene yedik. Meyveyi de unuttuk.’’
Her gün Maltepe’den Kadıköy’e gelen Atik, sağlık sorunlarına rağmen
ailesi için sokakta satış yapıyor.
Söylediği son söz:‘Çilemiz ölünce mi bitecek?’
*-
Yorumlar yükleniyor...