SÜPÜRGELİ BİR MAHALLE: KALABAK...
*- YUMRUKLAR SIKILI Bir zamanlar Derviş ne demiş; ‘Teşekkür etmenin garip görüldüğü bir zamandan yazıyorum.’ Herhalde yıllar sonra benzer yazılara rastlayacaklar, zamanımızı okuyanlar. Herkeste surat asık! Herkes yumruğunu sıkar durumda… Herkes ağız dalaşına hazır…
Tedavim için sürekli Dokuz Eylül Üniversitesi hastanesine gidiyorum.
Ne hastane yönetimin halka açık otoparkında, ne de çevrede yer bulmak
büyük sorun.
Hastane arka kapısının karşısındaki açık otoparkta da yer bulmak, köşe
kapmacaya benziyor.
İki üç tane yaya geçidi yapılmış sürücüler daha doğrusu hastalar için…
Valiliğin, daha doğrusu trafik şubesinin dikkatini çektim en azından 15 yıldır.
Bu yolu tercih edenler sanki yarışa çıkmış gibiler, yaya geçitlerinde
hasta ve yakınlarına kesinlikle yol vermedikleri gibi hasta getiren
araç sürücülerine de hakaret ediyorlar, ‘Neden yavaşladın, ya da otonu
park etmek için benim önümü kestin’ diye…
Buraya sabit trafik polisi, ya da ışıklı uyarı veya sinyalizasyon
kurulmalıdır, diye…
Sanki duvara söyledim, duyan ilgilenen yok…
Vali beyin 30 Ağustos davetini gittiğimde gördüm onlarca görevliyi…
Ben buna ‘Gösteriş!’ derim…
Ama Feyzipaşa Bulvarı’nda, neredeyse 100 metrede bir görevlendirilen
memurlar için ‘akılcı çalışma’ diyebilirim.
*- TEŞEKKÜR YERİNE
Bugün yayalara yol vermek için, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nin
arka kapısı önündeki yaya geçidinde durdum. Bu arada bir araç da park
yerinden çıkıyordu, ‘Tamam buraya girer park ederim’ dedim.
Bir taşla iki kuş vurmak buna denir.
Ama sabırsız, hız delisi sürücüler sana izin verirler mi?
Karşıdan da hız sınırının üzerinde olduğunu hissettiğim bir çekici geliyor.
Nedenini yaklaştığında anladım, ‘Hah yakaladım!’ mantığıyla hareket
ettiği her halinden belli trafik polisi beni videoya almaya çalışıyor.
‘Aferin (!)’ bakışı ile ben de onu seyrettim…
Biliyorum;
Belki ceza yazacak…
Ama yasal değil…
Çünkü ben kurallara uyuyorum.
Trafik ve karayolları yasası ne diyor?
‘Önce üç kez uyaracaksın, sonra gerekirse ceza keseceksin…’
*- ALNINDAN ÖPECEĞİM
Siz yasayı uygulayan birini gördünüz mü?
Onu alnından öpüp, özel mektup yazacağım İçişleri Bakanlığına
ödüllendirilmesi için…
Nedir bu vatandaş düşmanlığı?
Bu kadar ceza yazma hevesi…
Polis vatandaşın yardımcısı olmalıdır.
Kuruluş amacı da böyledir…
Özellikle hastane önlerinde hastalara ve hastalarını getirenlere özel
yardımcı olmalıdır, ‘Fırsat günü’ diye düşünmelidir.
İtiraz ettiniz mi, ‘Mahkemeye git!’ diyorlar…
Siz hiç mahkemeye baş vuran gördünüz mü, ‘Haksızlığa uğradım, ceza yedim!’ diye…
Ben yıllar önce, Ercüment İsimli bir İzmir Emniyet Müdürü vardı, vali
beyden izin alarak, iki trafik polisini ‘haksız ceza kestiler!’ ve
‘Görevlerini suistimal ettiler’ diye mahkemeye verdim.
Kendilerini derneklerinden baba – oğul iki avukat savundu…
Vallahi iki büklüm nasıl kendilerini savunmaya çalıştıkları ve kadın
yargıcın nasıl onları sıkıntılı duruma soktuğu anı, aynen ceza yazmak
için nasıl çırpındığını gördüğüm memurun hali gibi gözümün önünde.
Sağlığım yerinde olursa, Trafikten sorumlu Vali yardımcısı ile Trafik
şube müdürü kimse ziyaret edip, kendime göre tespit ettiğim sorunları
doğrudan anlatacağım, çünkü okuma alışkanlığımız pek yok…
Bu bilimsel olarak ispat edilmiş durumda.
Büyük ihtimalle yetkilileri yerlerinde bulamayacağım, sekreterlerin
ilk sorusu olan ‘Randevunuz var mı?’ ile karşılaşacağım…
Randevuyu veren kendisi!
Böyle soru mu olur?
Ben de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Her kapı vatandaşa açık
olacak’ sözlerinin ardından bir başka günkü konuşmasını da
hatırlatacağım:
‘Biz vatandaşın hizmetkarıyız!’
Ben uzun konuşmanın mealen özetini böyle yaptım…
Bakalım zaman ne gösterecek…
Derviş ne demiş?
‘Teşekkür etmenin garip görüldüğü bir zamandan yazıyorum.’
*- SALGIN HASTALIK
Ne zamandı, unuttum ama bir keresinde İstanbul’da, yanımda bir
tanıdıkla, bir mahalle bakkalından alışveriş yapmış, çıkıyordum ki,
tanıdığın bana şaşkın şaşkın baktığını gördüm.
‘Hayırdır, ne oldu?’ diye sorduğumdaysa, eliyle, biraz önce çıktığımız
bakkalı gösterip ‘Alışveriş yaptın ve aldığın eşyaların parasını
ödedin. Ama sanki bedava almış gibi bir de teşekkür ettin’ dedi.
Bu kez şaşırma sırası bendeydi.
Önce döndüm, apartmanların arasına sıkışmış, etrafını saran devasa
marketlerin izin verdiği kadarıyla nefes almaya çalışan, çocukluğumun
takviminden kalan boynu bükük bakkala ve bizden sonra kapıya çıkmış,
efkârla sigarasını tüttüren ihtiyara baktım.
Sonra da sıradan bir teşekkürün bile artık insanlara garip geldiği
dünyayı düşündüm.
Bir malın ya da hizmetin bedelini ödeyip alıyorsan ya da toplu taşıma
araçlarında, yaşından dolayı bir genç kalkıp sana yer veriyorsa, neden
teşekkür edesin?
Kabalığın, bayağılığın ve basitliğin övüldüğü, alkışlandığı bir zamandayız.
Öyle ki, hâlen kibarlığını koruyan, nezaket kurallarına dikkat eden ve
kullandıkları kelime ve cümlelerde seçici davrananlar korkak, pısırık
ve pasif görülmeye başladı.
Bu bahsettiğim salgın hastalık günden güne yeryüzünü esir alıyor.
*- HAKLI OLANLAR
Hem sosyal medyada hem de sokaklarda, en çok bağıran, en çok yaygara
yapan, en çok didişen, kırıp döken, kabalaşan, hadsizleşen ve şiddet
kullanıp, hakaret edip, küfürler yağdıranlar güçlü, dolayısıyla da
haklı oluyor.
Çoğu zaman, gözler önünde olan kibar bir siyasetçi, sanatçı,
akademisyen ya da sporcu bin bir goygoyla hedef tahtasına oturtuluyor.
Düzen, ağzı bozuk olanlar, edepsizliği ele alanlar ve her Allah’ın
günü bir başkasına sarıp gerginlik yaratanlar için biçilmez kaftan.
İşte, Sloven filozof ve sosyolog Renate Salecl de ‘Kabalık Çağı’
kitabında bu konuya değinmiş ve bence en can alıcı sözlerden biri olan
‘Kabalık, çağdaş kapitalizmin bir parçası olmuştur.’ diye yazmıştır.
Evet, doğrudur.
Acımasızlığın, vicdansızlığın ve vurdumduymazlığın toplumlar içinde
yer edinmesi, insanların bencilleşip, her şeyi göze alıp, neye mal
olursa olsun, sadece başarı, kariyer ve daha çok para kazanmaya
odaklanması pazarlanıyor.
Bu pazarda tezgâh açmak istemeyenlerse, sistemin beceriksiz, uyumsuz
ve sorunlu bireyleri olarak damgalanmaktan kaçamıyor.
*- OLMAZ OLSUN BÖYLESİ
Başınızı kaldırıp, şöyle bir çevrenize bakın lütfen.
Nerede bir kavga gürültü, nerede bir itiş kakış var, kalabalıkların
yüzü hep oraya dönük.
Sosyal medyada biri linç edilmeye görsün, işin aslını bilen de,
bilmeyen de, büyük bir istek ve keyifle sayıp sövmeye başlıyor.
Çünkü sistem artık ara vermeden, mutluymuş gibi yapan ama aslında
birilerinin sipariş ettiği hayatların altında ezim ezim ezilen öfkeli
bireyler üretiyor.
Sokaklar, içinde biriktirdiği öfkeyi nereye bırakacağını bilmeyen
insanlarla dolu.
Oysa öfke, yönünü biliyorsa güçtür, bilmiyorsa yıkım.
Geçenlerde Almanya’daki büromda gençlerle sohbet ediyordum.
Sohbet sırasında, aralarında kullandıkları kaba sözler ve
kendilerinden geniş beden dili dikkatimi çekti ve “Neden birbirinize
daha kibar davranmıyorsunuz?” diye sordum. Gençlerden birinin cevabı
çok ilginçti ama yazmayacağım, düşünün çevrenizden.
Yanılmıyorsam, 1980’li yıllarda Aziz Nesin‘in bir öykü karakteri de
yıllar önce şöyle yakınıyor “Biz mağlup olduk efendim; çirkinliğe,
kabalığa, bayağılığa mağlup olduk.”
Mağlup olmuş olabiliriz ama umudu, direnci ve nezaketi elden bırakmak
zorunda değiliz. Çünkü dünyanın hâlâ iyiye, güzele, vicdana ve hak
terazisini doğru tutan insanlara ihtiyacı var.
Teşekkür etmekten, selam vermekten, hâl hatır sormaktan, sarılmaktan,
dokunmaktan, el uzatmaktan, paylaşmaktan, iyilikten, güzellikten,
sevmekten, okumaktan, araştırmaktan, sorup öğrenmekten ve en önemlisi
bizi biz eden değerlerimize sahip çıkmaktan vazgeçmeyelim.
Özünüze rast gelesiniz.
Görev aşkı ile dolu (!) bir trafik polisinin hali ile sabırsız,
yayalara ve özellikle hastane ve okul bölgelerinde, insanlığını unutan
bazı değil sayısız sürücülerin halleri beni bunları yazmaya sevk etti,
tabi ki ben de Tamer Dursun’a teşekkür ediyorum, bu katkılarından
dolayı…
Şimdi bir teşekkür de Urla’dan Hasan Fehmi Güzel ve sahil semti
Kalabak mahallesi halkına göndereceğim.
*-DAHA GÜZEL İÇİN
Okuyucularımızdan Hasan Fehmi Güzel’in fotoğraflarıyla süslediği
mektubunu birlikte okuyalım:
“Merhaba değerli dostum, selamlar nasılsınız?
‘Daha Güzel Bir Kalabak’ İçin gönüllüler el ele veriyor…
Urla’nın Kalabak Mahallesi’nde çevre temizliği ve farkındalık
etkinlikleriyle dayanışma büyüyor.
İzmir’in Urla ilçesine bağlı Kalabak Mahallesi’nde, daha temiz ve
yaşanabilir bir çevre oluşturmak amacıyla başlatılan ‘Daha Güzel Bir
Kalabak’ adlı girişim, çevre temizliği etkinlikleri ve farkındalık
yürüyüşleriyle çalışmalarını sürdürüyor.
29 Ağustos 2026’da başlayan çalışmalar kapsamında gönüllüler, her
hafta mahallenin farklı noktalarında bir araya gelerek sokaklarda ve
sahil çevresinde temizlik yapıyor.
Bu kapsamda bir çok Sokak üzerindeki çöpler ve otlar temizlendi.
Bu Etkinlikler ile çevre kirliliğine dikkat çekilmesi, mahalleye
aidiyet, dayanışma ve komşuluk kültürünün yaşatılması amaçlanıyor.
Amaç yalnızca temizlik değil, birlikte yaşama kültürünü güçlendirmek.
‘Daha Güzel Bir Kalabak' girişimi, koordinatörü Esen Özay ; Çevre
temizliğini yalnızca belirli günlerde gerçekleştirilen bir faaliyet
olarak değil, gündelik yaşamın parçası olması gereken ortak bir
sorumluluk olarak ele alıyor.
Girişim, mahalle sakinlerini yaşadıkları çevreye sahip çıkmaya, doğaya
ve tüm canlılara karşı daha duyarlı davranmaya ve bu konuda birlikte
hareket etmeye davet ediyor.
Çalışmaların temelinde gönüllülük ve dayanışma yoluyla olumlu bir
değişime katkıda bulunma düşüncesi yer alıyor.
Mahallede küçük adımlarla başlayan bu çaba, çevre bilincinin
yaygınlaşmasına ve komşular arasında ortak bir amaç etrafında
buluşulmasına katkı sunmayı hedefliyor…"
Umarım Kalabak mahallesindeki bu örnek ve ortak çalışma, bütün
kentlerimizde görebileceğimiz güzel hareketin başlangıcı olur.
*-
Yorumlar yükleniyor...