SON SATIR HEP ÖNEMLİDİR
Köşe Yazısı

SON SATIR HEP ÖNEMLİDİR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
06 May 2026 16 dk okuma 116

*- SİVRİSİNEKLER GELİYOR Hafta sonunu Foça’da geçirin, diye bir çağrı yapmıştım. Zaten uzun zaman değil yıllardır ‘Foça Sevdalıları’nın görüntülerini keyif alarak yayınlıyorum.

Yine Foça’sız yapamayan, meslektaşım Servet Vural’ın birbirinden güzel, çarpıcı haberlerini değerlendirmeye çalışıyorum.

Ama değişmeyen, konuya nedense eğinilemeyen noktalar da var.

Neler mi?

İşte gece yarısı, değerli bir Foça Sevdalısı’nın kısa ama önemli mektubu:

“İyi geceler abim, iyi geceler!

Foça’da büyük sorunlar var!

Dereler ilaçlanmıyor, otlar kesilmiyor…

Yaz aylarında, yangınlar bizi bekliyor…”

Bu arada beni taçlandıran ve öven bir satır ilave ederek, mektubunu şöyle tamamlamış:

“Siz güçlü bir yazarsınız;

Menemen Seyrek pirinç ekti bu sene, sinek sivrisineklerden perişan olacağız…”

Son satır gerçekten çok önemli…

Anımsadığım kadarıyla, ‘pirinç ekimi’ yıllar önce yasaklanmıştı.

Nedeni de İzmir başta olmak üzere, bütün bölgenin sivrisineklerden geçilemeyecek, yaşanamayacak, uyunamayacak bir hale gelmesindendi!

Şimdiki hiçbir yönetici bu yazdıklarımı bilemez…

Haberi de yoktur, geçmişten…

Zaten vizyon sahibi olmak da ayrı bir şey…

Neyse bu kadarla keseyim, yoksa yine sıradan birçok kişiye dokunacak satırlar olacak

-

Bugün 5 Mayıs!

Bahar’ın bereketi ve umuduyla ‘Hıdrellezi’ birlikte karşılıyoruz.

Dayanışmamızı, birlik ve beraberliğimizi artırması dileğiyle, Hıdrellez kutlu olsun.

Birçok şehrimizde ‘Hıdrellez ‘ şenlikleri kutlanıyor.

Konserlerde, sanatçılarımız da, bizleri coşkuya davet ediyorlar.

*- MEMLEKETİMİZİN HER KÖŞESİ        

Aylin Duman ile Hatice Fidan iki genç kadın.

‘Biz daha iyisini yaparız!’ diye bir ‘tedarik’ firması kurmuşlar.

Ve onu bunu değil, kendilerini yollara atmışlar.

Her ürünün en iyisini yerinde bulmak için.

Seyahatlerini de fotoğraflarla belgeliyorlar.

Bence buna ‘süslüyorlar’ diye biliriz, daha yakışıklı olur.

Benim dikkatimi şu fotoğraflı yazıları çekti:

Aylin Duman yazmış, Hatice Fidan ise direksiyonda:

“Memleketimizin her köşesi, keşfedilmeyi bekleyen ayrı bir cennet…

Bugünkü mola durağımız Avanos oldu.

Doğanın, tarihin ve emeğin iç içe geçtiği bu güzel ilçede kısa bir durak bile insana ilham veriyor.

Yoğun temponun arasında verilen bu küçük molalar, hem zihni dinlendiriyor hem de bakış açımızı tazeliyor.

Her durak, yeni bir hikâye…”

Belirttiğim gibi, bu tedarik şirketi, iki kadın girişimcinin emeği, disiplini ve kararlılığıyla doğdu.

“Bizim için tedarik; yalnızca ürün ulaştırmak değil, güven, kalite ve çözüm ortaklığı sunmaktır.

Her projemizde; Şeffaf iletişim, Zamanında teslim, Sürdürülebilir kalite, Kadın emeğinin gücü temel prensiplerimizdir.

Türkiye’nin dört bir yanında, temizlik ürünlerinden sarf malzemelerine kadar geniş bir yelpazede hizmet verirken tek bir hedefimiz var:

Güven veren, büyüyen ve değer katan bir marka olmak.

Hayli Tedarik, kadın girişimciliğinin gücünü iş ahlakı ile birleştiren bir yolculuktur.

Bu yolculukta her adımımızı; emek, kalite ve istikrar üzerine inşa ediyoruz.

Biz hazırız.

Biz güçlüyüz.

Biz Hayli Tedarik’iz…”

*- NEDEN İŞ DEĞİŞTİRİLİR

Şimdi de bir işyerini ele alalım ve bu şirketken ayrılanları.

Hemen herkesin sık başına gelen bir olay bu ayrılmalar.

Peki, işte çalışanların, işten ayrılmasının yaygın nedenlerini biliyor musunuz?

Sıralamaya çalışalım:

Düşük maaş.

Kötü yönetim.

Takdir eksikliği.

İş-yaşam dengesinin olmaması.

Önemli sorunların görmezden gelinmesi.

Geri bildirim veya rehberlik eksikliği.

İşin, çalışanın yetenekleriyle uyumlu olmaması.

Liderlerin etkili bir şekilde liderlik yapmaması.

Zam veya kariyer gelişim fırsatlarının olmaması…

Bizim çocukluk ve gençliğimizde ‘Eti senin kemiği benim’ düşüncesi ile çalışma hayatı başlardı.

Ustaya, yani yönetici durumunda olana saygıda kusur edilemezdi.

Ama beyaz yakalı ol, ama mavi…. Ya da bana göre siyah, kapkara…

Şimdi ne diyoruz;

“Ayrılan çalışanların yerine yenilerini koymayı bırakın,

Öncelikle, neden ayrılmak istediklerini, düzeltmeye başlayın…

Yanlış kişileri terfii ettirdiğinizde ise en iyi çalışanlarınızı kaybedersiniz…”

Tabi bunlar patron takımının bir kulağından girer, diğerinden çıkar…

Çünkü her şeyi onlar bilir…

Kapıda da, iş bekleyenler sıradadır…

*- TARİFTE KUSUR OLMAZ

Öğretmen Emel Uğuz’dan duydum, “İnsanların bizleri bambaşka tarif etmesinin birkaç temel nedeni vardır…”

1. Farklı “sen versiyonlarını” görmeleri;

Hiç kimse bir insanın tamamını her ortamda görmez.

Bir arkadaşın seni rahat ortamda görür → “komik/delisin”

Bir iş ortamı seni görür → “ciddi/mesafeli”

Yakın biri seni stresli anında görür → “sert/kapalı”

Yani insanlar aslında “senin farklı sürümlerini” görür.

2. İnsanlar seni kendilerine göre okur

Bu çok kritik:

Aynı davranış bile farklı kişide farklı anlam taşır.

Rahat sessizlik → birine “huzurlu”

Başkasına → “soğuk”

Üçüncü kişiye → “kibirli”

Burada değişen sen değil, yorumlayan kişinin beklentisi.

3. İlişkinin yakınlığı algıyı değiştirir

Psikolojide net bir şey var:

Yakınlık arttıkça insanlar daha fazla “niyet” okur.

Tanıdık biri seni daha “katmanlı” görür.

Yabancı biri tek bir davranışla etiketler.

Bu yüzden:

Yakın biri “bazen çok içe kapanıyorsun” der.

Uzak biri “çok dışa dönüksün” diyebilir.

4. Sen de ortama göre değişirsin (ama bu tutarsızlık değil)

İnsan kişiliği “tek mod” değildir.

Güvende hissedince açılırsın.

Yorgunken kapanırsın.

Yeni ortamda temkinli olursun.

Bu, kişilik bozukluğu değil; adaptasyondur.

5. Hafıza seçicidir.

İnsanlar seni her zaman “en güçlü anınla” hatırlar:

Bir esprin → “çok komik biri”

Bir tartışma → “sert biri”

Bir destek anı → “çok iyi kalpli”

Ama o anlar bütün resmi temsil etmez.

Asıl sonuç

Bu yüzden insanlar seni farklı anlatır, çünkü: Sen tek bir sabit görüntü değil, zaman içinde değişen bir davranış aralığısın.

Ve herkes bu aralığın farklı bir noktasını görür.

*- BİRİLERİNE GÖRE

Şimdi bir de şöyle soru var:

Kim olduğumuz, kiminle olduğumuza göre değişiyor mu?

Bu soruyu da uzman Özlem Hanım şöyle yanıtlıyor:

“Her insanın seni bambaşka bir şekilde tanıması çok ilginç değil mi?

Birine göre sessizsin, birine göre delisin.

Birine göre sıcak, birine göre uzak!

Hepsi doğru!

Çünkü kim olduğun, kiminle olduğuna göre değişiyor!..”

Bu iş bu kadar basit…

*- GERÇEKTEN ÇOK ÖNEMLİ

Dr . Ali Rıza Çiloğlu her halde benim ayaklarımdan ve ayakkabı seçme sıkıntımı biliyor olmalı ki, “Adımlarınız Postürünüzün Aynasıdır:

Neden Doğru Ayakkabı Seçmelisiniz?” başlıklı bir yazıyı kaleme almış.

Bakalım konu benim kadar kaçımızı ilgilendiriyor:

“Dengede durmak, sadece ayakta kalmak değil; beynimizin saniyeler içinde yönettiği muazzam bir veri trafiğidir.

Postüral dengemizi sağlayan mekanizma, vücudumuzun dış dünyayla temas kurduğu tek nokta olan ayaklarımızdan başlar.

İşte sağlıklı bir duruş ve sürdürülebilir bir iskelet sistemi için ayakkabı seçiminde dikkat etmeniz gereken bilimsel gerçekler:

1. Beynin Veri Kaynağı: Ayak Tabanı

Ayaklarımızda, kas ve tendon gerginliğini algılayan 200'den fazla reseptör bulunur.

Yürürken veya dururken; göz, kulak ve çeneden gelen bilgilerle birlikte ayak tabanından gelen proprioseptif (özduyum) ve ekstroseptif (dış algı) veriler, beynimizdeki vestibüler çekirdeklerde işlenir.

Sonuç:

Beynimiz her adımda duruşumuzu ve yürüyüşümüzü yeniden kurgular.

2. İnce Taban, Keskin Algı

Ayakkabı tabanı ne kadar kalınsa, ayağın yerle teması o kadar azalır.

Bilimsel Veri:

Kalın tabanlar, zeminden gelen önemli verilerin beyne ulaşmasına engel olur (sensorimotor blokaj).

Öneri:

Mümkün olduğunca ince ve esnek tabanlı ayakkabılar tercih edilmelidir.

3. Yüksek Topuk ve Postüral Bozulma

Uzun süre yüksek topuklu ayakkabı giymek, vücudun ağırlık merkezini öne kaydırarak tüm omurga dizilimini bozar.

Risk: Bel fıtığı, diz ağrıları ve kronik kas gerginliklerine davetiye çıkarır.

4. Desteksiz ve Doğal İç Astar

Ayakkabı içindeki yüksek kavis desteği veya kalın yumuşak astarlar, ayağın doğal kas çalışma mekanizmasını tembelleştirir.

*- ALTIN KURAL:

İç astarlar düz, doğal ve 3 mm'yi geçmeyen kalınlıkta olmalıdır.

Bu, ayağın biyomekaniğini bozmadan koruma sağlar.

Unutmayın:

Ayakkabınız sadece bir aksesuar değil, postüral denge sisteminizin en kritik parçasıdır.

Yanlış seçimler; duruş bozukluğu, kas ve iskelet sistemi ağrılarına neden olabilir.

Sağlıklı adımlar, sağlıklı bir yaşamın temelidir!

*- BİLMEZLER

Peki Postüral denge nedir?

Şöyle tanımlanıyor:

“vücudun duruşunu koruyarak hem hareketsizken hem de hareket halindeyken dengede kalabilme yeteneğidir.”

Bu kavram, omurga ve gövdenin stabilitesini sağlayarak kollar ve bacakların kontrollü hareket etmesine zemin hazırlar. 

Postüral denge, gövde ve boynun pozisyonunu koruma ve gerektiğinde değiştirme becerisidir.

Bu sayede omurga, ekstremitelerin (kollar ve bacaklar) hareketi için sağlam bir temel oluşturur. 

Statik denge ise; Hareketsizken bir duruşu koruma (örneğin ayakta sabit durmak). 

Dinamik denge: Hareket halindeyken duruşu kontrol etme (örneğin yürürken veya koşarken düşmeden ilerlemek). 

Postüral Dengenin Önemini tekrarlayalım:

Tüm kaba motor hareketler (yürüme, koşma, zıplama) merkezi gövde stabilitesine dayanır. 

El ve parmak hareketleri, yazı yazma veya küçük nesneleri kavrama gibi beceriler, sağlam bir postüral denge olmadan zayıflar.

Başın doğru pozisyonda tutulması, görsel algının sağlıklı işlemesi için gereklidir. 

Postüral denge, sağlıklı hareket, duruş ve günlük yaşam aktiviteleri için temel bir beceridir.

Statik ve dinamik yönleri vardır; görsel, vestibüler ve kas-iskelet sistemlerinin uyumlu çalışmasıyla sağlanır.

Bozuklukları önlemek için egzersiz, doğru duruş eğitimi ve ergonomik yaşam alışkanlıkları kritik öneme sahiptir.

Basit bir şekilde, ‘alt tarafı bir ayakkabı ne olacak?’ dememeli…

Doktor Ali Rıza Çiloğlu’na kulak vermek lazım.

Sanıyorum, yılların ayakkabı satıcı ve üreticileri bile bu kadar önemli bilginin sahibi değildir.

İsterseniz ayakkabı alırken, sadece ‘Postüral Denge’den söz edin bakalım yanıtını alabilecek misiniz?

*- YAKINDA GÜNDEME GELİR

Konya Şeker’de havlu atma devri: Çiftçinin kalesinde lisanslı depoculuk da bitti!

"Enerji işimiz değil" diyerek Soma Termik Santralini krizin eşiğine getiren Konya Şeker yönetimi, şimdi de asli işi olan tarıma dair dev bir yatırımdan elini çekti.

Çiftçi kuruluşu Konya Şeker, lisanslı depoculuk faaliyetlerine son verdi; çiftçi ortaklar özel sektörün eline mahkûm edildi.

*- ÇİFTÇİNİN KALESİNDE

"Enerji işimiz değil" diyerek Soma Termik Santralini krizin eşiğine getiren Konya Şeker yönetimi, şimdi de asli işi olan tarıma dair dev bir yatırımdan elini çekti. Çiftçi kuruluşu Konya Şeker, lisanslı depoculuk faaliyetlerine son verdi; çiftçi ortaklar özel sektörün eline mahkum edildi.

Konya Şeker’de havlu atma devri: Çiftçinin kalesinde lisanslı depoculuk da bitti!

Sadettin İnan, “ Anadolu’nun üretim lokomotifi Konya Şeker’de sular durulmuyor. Özel sektörün lisanslı depoculuk yatırımlarına hız verdiği bir dönemde, Türkiye’nin en büyük çiftçi kooperatiflerinden biri olan Konya Şeker, stratejik bir geri çekilme kararı aldı. Şirket bünyesindeki Evlik Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk A.Ş.’nin faaliyet lisansları iptal edildi.” haberini verdi.

7 Ocak 2026 tarihi itibarıyla Ticaret Sicil Gazetesi’nde yayımlanan karara göre; Çumra (30 bin ton), Karatay İsmil (30 bin ton) ve Karapınar PANGEV (36 bin ton) olmak üzere toplam 96 bin ton kapasiteye sahip üç dev tesis artık "lisanslı depo" statüsünde hizmet veremeyecek.

Hububat ve ayçiçeği tohumu için hayati önem taşıyan bu tesisler, artık sadece "adi depo" (sıradan depo) olarak kullanılacak.

Ramazan Erkoyuncu Bakanlara verdiği taahhüdü de yerine getiremedi: Bakanlıktan Konya Şeker’e 50 milyon lira ceza!

Üretici Devlet Desteğinden Mahrum Kaldı!

*- ÇİFTÇİYE AĞIR DARBE

Bu karar, Konya Şeker ortağı olan çiftçiler için ağır bir darbe anlamına geliyor.

Lisanslı depoculuk sisteminden çıkan Konya Şeker, aslında çiftçinin şu avantajlarını elinden almış oldu:

-Yüzde 2 Stopaj Muafiyeti sona erdi.

-Kira, Nakliye ve Analiz Destekleri artık alınamayacak.

-Ürün senedi (ELÜS) aracılığıyla bankalardan kredi kullanma imkanı ortadan kalktı.

-Çiftçinin ürünü depodayken TÜRİB üzerinden satış yapma kolaylığı elinden alındı.

*- YÖNETİM HATALARI

Konya Şeker yönetimi, geçtiğimiz dönemde liyakatsiz yönetim anlayışıyla Soma Termik Santrali’ni ağır bir kömür borcu ve operasyonel krizin içine sürüklemiş, "Enerji bizim işimiz değil" savunmasına sığınmıştı.

Ancak bugün gelinen noktada, doğrudan çiftçiyi ve tarımsal ticareti ilgilendiren lisanslı depoculuktan da çekilinmesi, "Konya Şeker’in asıl işi ne?" sorusunu yüksek sesle sordurmaya başladı.

Çiftçi Özel Sektörün İnsafına Terkedildi

Lisansların iptaliyle birlikte Konya Şeker ortağı olan çiftçiler, ürünlerini güvenle teslim edebilecekleri kendi kurumları yerine, özel sektörün işlettiği lisanslı depolara yönlendirilmiş oldu.

Devlet garantisinde sağlıklı depolama ve finansal avantajlar sunan bu sistemden bir çiftçi kuruluşunun neden vazgeçtiği ise sektör paydaşları tarafından "manidar ve düşündürücü" olarak yorumlanıyor.

Yönetim hataları ve stratejik yanlışlarla gündemden düşmeyen Konya Şeker’in, üretimin temeli olan depoculuktan çekilmesi, "kurum tasfiye mi ediliyor?" endişelerini de beraberinde getirdi.

Üretici temsilcileri, maliyetlerin altında ezilen çiftçinin bir de bu tür lojistik ve finansal kayıplarla karşı karşıya kalmasına tepkili.

*- BEKLENMEYEN SON

Analiz: Bu Çekilmenin Bedeli Ağır Olur!

Lisanslı depoculuk, sadece bir saklama alanı değil, çiftçinin ürününe değer katan bir finansal enstrümandır.

Konya Şeker gibi bir devin bu sistemden çıkması, bölgedeki tarımsal ticaretin dengelerini bozacağı gibi, kooperatifçilik ruhuna da vurulmuş bir darbedir. Yönetimin bu "vazgeçiş" silsilesinin sonunun nereye varacağı merak konusu.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...