SOKAKLARI HEM KIZ HEM DE DENİZ KOKAN ŞEHİR
Köşe Yazısı

SOKAKLARI HEM KIZ HEM DE DENİZ KOKAN ŞEHİR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
14 Jul 2025 14 dk okuma 282

*- KUYRUKLU YALAN Kimin ya da kimlerin işine geliyor bilmiyorum, bildiğim ‘Kuyruklu bir yalan!’ olduğu… Birkaç yılda bir medyayı daha doğrusu sosyal medyayı meşgul eden konu şu: ‘Urla'da NATO üssü kuruluyor!’ Habere temkinli yaklaşanlar soruyor? ‘Ne kadar gerçek bilen var mı?’ Söyleyeyim; Yalan! Söylentiyi yayanlar şöyle diyor: “İtalya Napoli'deki Nato üssü İzmir Urla'ya taşınıyor… 4000 Amerikan askeri Urla’da ev tutmaya başladı bile… BİP (Büyük İşgal Projesi) sebebiyle üs doğuya k

*- BİRİLERİNİN İŞİNE GELİYOR

Söylenene, söylentiye devam edelim:

'Adana İncirlik üssü İran ve/veya Suriye atış menzilinde olduğu için ana hava üssü İzmir olacak…

Tepemizden bomba yüklü bir sürü uçak geçecek her gün…

Daha sonraki aşamada, 6. Filo'nun ana üslerinden biri olabileceği söyleniyor.

Uzunada'nın da kullanılacağı (ki şuan zaten kullanılıyor) öğrenilmiş…

TSK rahatsız ama hükümet her şeyi okeylemiş anlaşmalar yapılmış…

Adamlar evlerini tuttular bile.. 

Urla’da emlakçılık yapanlara teyit ettirebilirsiniz...

Kimisi ‘aman gelsin iş olur para kazanırız!’  derken, sağ duyulu vatandaşlar bunun ilerde çok büyük sorunlara yol açacağının farkında…

Güzelim İzmir, ya da ülkemizin herhangi bir yeri, kısaca biz bu işe alet olmamalıyız... 

Stratejik olarak Uzunada İzmir Körfezi çıkışını  tutan yer..

Burayı kontrolünde tutan donanmayı körfeze hapseder…

Güney Deniz Saha Komutanlığı merkezi de ablukaya alınmış oluyor, ileriki aşamalar için… “

*- KAFA KARIŞTIRICILAR

‘Kafa karıştırıp, algı yaratanlar’ devam ediyor, dün olduğu gibi bugün de…

Özellikle ‘muhalif’ sıradan vatandaşları etki altına almak birinci hedefleri, ‘inandırmak için’ bakın ne diyorlar?

“Satılmış medyamız bunu ufak bir haber olarak verdi..

Amerikan'ın Yeni Dünya Düzeni projesinde çok önemli bir söz var;

Diyor ki, ‘düşman zaten düşmandır, bellidir önemli değil...

Önemli olan dost/müttefik ülkenin ordusunun önemli komutanlarını/komuta merkezlerini ele geçirmek, kontrol altına almaktır. Projeye inandırmaktır, boyun eğdirmek itaatkâr yapmaktır.’

Bu işgal projesinde sıra bize de gelecek…

Şimdiden milli refleks vermeliyiz…

İşlerini kolaylaştırmamalı engellemeli geciktirmeliyiz...

NATO üssüne hayır kampanyası için İzmir’de pazartesinden itibaren bilgilendirme amacıyla afiş, el ilanı ve her türlü yolu kullanmaya başlıyoruz...

İzmir ya da başka şehir fark etmez bu ülke hepimizin…

Bunu olabildiğince duyurun (memurlar.net' de nisan ayında yayınlandı)”

*- YAPRAKLARDAN BİLE

Ben İzmirliyim;

Şunu söyleyeyim; bu satırları kim yazdı ya da hazırladıysa bölgeyi iyi biliyor.

Uzunada’dan, Mordoğan’dan, Güney Deniz Saha Komutanlığından falan filan söz ediyor.

Bunları sıradan, hatta genç İzmirli de, göç ederek yerleşenler de bilmez.

Ama herkesin biraz dikkatlinin anlayacağı, sık sık ve önemli olaylardan sonra konunun gündeme gelmesi.

Zaten şu anda çeşitli kentlerden gelen onlarca emlakçı büroları var, Urla’yı İstanbullulara fahiş fiyatlarla pazarlamak için.

Urla’da gerçek medya çalışanları da var, onlar böyle bir haber değil esintisi bile olsa yaprakların kıpırdamasından bile anlayıp, çıkarırlar.

Ha sahi benim bildiğim bir İngiliz var komşum, o da Londra’da çalışıyor Türk eşi ile yılda birkaç günlüğüne geliyor, yeni villasının eksiklerini giderip dönüyor,

Yani Amerikalı değil…

Bu Amerikalılar bizim gençliğimizde İzmir’de konuşlanmışlardı.

Onlarca, yüzlercesi vardı,

Siyahileri bizim Türk kızları ile evlendiler, çekip gittiler.

Aileler de ‘Türk çocuklarını evlatlık’ aldılar.

Sonlarını bilmiyoruz.

Gruplar halinde gezerlerdi, dövmek isterdik ama genelde beceremezdik…

Çeşme’de emekliliğin tadını çıkaran Ahmet Delikçi şöyle derdi:

‘Eleştirmek ceviz kabuğunu kırmak gibidir!

Kabuğunu kıracak kadar sert, içindekini ezmeyecek kadar yumuşak vuracaksın!’

Haberin özeti şu:

‘Spekülatif,  manipülasyon...’ olarak tanımlanıyor…

*- ÖNEMLİ MAĞARALAR

Ben bilmiyorum, bu konuda cahilim ama bilenler mutlaka çıkıyor.

Tarihte, yani dünya kuruldu kurulalı insanların barınmaları ve yaşamları için mutlaka ava, avlanmaya ihtiyaçları vardı.

Bunu kitaplardan, hatta çizgi filmlerden ve karikatürlerden de biliyoruz.

Şimdi ben de size Ender Coşkun’dan öğrendiğim bir mağaradan söz edeceğim.

Önü arkası bu!

Bizim tarihimizde de olduğu belirtilen Casene (Cesena) Mağarasından…

İlgimi çekti!

Musul’u almak için İngiliz’e direnen Özdemir Paşa’nın karargâhı olan bu ünlü mağaradan…

*- YILLAR ÖNCE KULLANMIŞTIK

Süleymaniye yakınlarındaki Casene (Cesena) Mağarası, 1920'lerde Türk askerleri ve yerel direnişçiler tarafından lojistik ve stratejik amaçlarla kullanılmıştı.

Türkiye'nin Musul'u İngilizlerden geri almak için kullandığı mağara, Bereketli Mağarası (Bereketli Cave) olarak bilinir.

Özdemir Bey, Kurtuluş Savaşı sürerken Musul’u geri almak üzere Mustafa Kemal’in görevlendirdiği gizli ordu komutanıdır.

1922-23’te İngiliz’e karşı silahlı direnişi örgütledi, Casene Mağarası’ndan Musul Seferi’ni planladı.

*- MUSUL SAVAŞLA KAZANILIYORDU!

Ancak Musul; silahla değil, ihanetle ve İngiliz taşeronluğuyla kaybedildi!

Türk’ün karargâhı olan Casene Mağarası, Türk’ün milli direniş karargâhıydı.

Orada, tarihçiler kadar, askerimizin de milli direniş izleri bulunuyor.

Casene Mağarası, Musul’un Misak-ı Millî sınırlarına dahil edilmesi için verilen askeri mücadelenin kalbi olarak da nitelendiriliyordu.

Şunu da ilave ederek mağara bölümünü bitiriyorum, meraklısı araştırır, yazdıklarımın nedenlerini bulur.

Nasıl ‘seçim mühendisliği’ varsa her zaman her yerde tarih mühendisliği de vardır.

Nasıl son günlerde öğrendik, CHP’nin mahkemesinin 08 Eylül’den başka bir tarihe alınmasından.

Çünkü 09 Eylül CHP’nin kuruluş yıldönümüdür.

08 Eylül’de söylenenlere göre, mahkeme ‘Kapatılma’ ya da ne bileyim ‘Kayyım ataması’ kararı alabilirdi.

İşte bu nedenle Genel Yönetim bu tarihin değiştirilmesini istedi ve yargıcın da ‘Haklısınız’ demesiyle iş tatlıya bağlandı.

Adalet;

Doğruyu ve hakkaniyeti savunma ile ilgilidir.

Adaletsizlik, sadece bir kişinin değil, bir toplumun ruhunu öldürür.

Bu nedenle çok dikkatli olmak gerektirir.

*- MUTLU PAZARLAR

Genelde yaş ya da özel günlerde ‘selamlaşmaya sağlıklı’ diyerek başlar yine vedaya ‘Sağlıklı günlerde’ diyerek bitiririm.

Bende bu alışkanlık oldu…

Mesleğin ustalarından Celal Demir de, bazen coşuyor, bir şeyler karalıyor, başkalarının yazılarını okuyup, düzeltip gazetenin sayfasına verirken.

‘Şair ruhlu’ olarak nitelemiştim bir zamanlar, duygusallığı, insanlığı gibi fazla olan İstanbul Medyasından Celal Demir’i,,,

Celal Demir’in satırlarını keyifle okudum, Urla’da tam evimizin üzerinden geçen yangın söndürme helikopterlerinin çıkardıkları sesler arasında.

Gözüm bir yandan Celal Ustamızın satırlarında, diğer yandan verandada olduğum için helikopterlerde…

Hatırlatayım:

*- HELİKOPTER EVİMİZE DÜŞÜYORDU

Geçen yıl bu zamanlarda yine aynı yerdeyim…

Yazıma dalmışım, evin üstendeki helikopterin sesini duyuyorum ama oralı olmuyorum.

Komşular yetişti!

‘Helikopter düşecek!’ diye beni uyardılar.

Meğer ne deniyorsa, tam bizim evin üzerinde o su taşıyan uzun zincir tutaçlı kaldıraç bozulmuş!

Pilot yukarıya çekemiyor…

Gitse o koskocaman kepçe duvarları, evi yıkacak, veya takılacak helikopteri evin üzerine düşürecek.

Komşular seslere gelip, beni uyarıyorlar.

Herhalde bu sahne en aşağı 10 dakika sürdü.

Biz ailece evden çıktığımızda, pilot bu büyük, kaç tonluk kepçeyi çeken çıkrığı çalıştırdı ve evimizin üzerinden ve 40 yıl önce diktiğim evin iki katında büyüklükteki ağaçlardan kurtararak 200 metre ilerideki boşluğa bıraktı.

Kendi de mecburi iniş yaptı.

Bize de meraklı bir şekilde seyretmek kaldı.

Komşuların ‘Büyük geçmiş olsun’ dileklerini dinlerken, kalkarak uzaklaştı.

Acaba diyorum, aynı pilot mu, evimizin üzerinden sürekli yangın alanına sorti yapan helikopterin pilotu?

Ama birden fazlalar…

Herhalde rüzgar yönüne göre, rota çiziyorlar, o da bugün bizim Urla Atatürk Mahallesi’ndeki evimizin üzerine denk geliyor.

Şaka da değil, hikaye de değil bu yazdıklarım…

Yaşayan bilir…

Şimdi de Celal Demir üstadımızın ‘Pazar Yazısını’ okuyalım:

*- ARKADAŞLIK ve DOSTLUK!

Yılların gazetecisi Celal Demir yazıyor:

‘Her Pazar olduğu gibi bu güzel ve sıcak Pazar gününde de siyasetten, savaştan ve de memleket meselelerinden uzak, arkadaşlık ve dostluk üzerine bir yazı kaleme aldım…

Nerden çıktı demeyin?

Birden aklıma geldi…

Çünkü etraf mis gibi güzel çiçek kokuyor…

Ne demiş; Kul Himmet Üstadım;

‘Bir dost bulamadım’…

*- NURLARDA YATSIN

Bu türküyü de en güzel yorumlayan ise nur içinde yatsın rahmetli Zeki Müren idi…

Dostlukları, arkadaşlıkları, birlik ve beraberlikleri o kadar güzel yorumlardı ki, inanın bazen kendimizi tutamayıp ağladığımız zamanlar bile olmuştur.

‘Bozuk şu dünyanın düzeni bozuk

Tükendi daneler kalmadı azık

Yazıktır şu geçen ömrüme yazık

Bir dost bulamadım gün akşam oldu.’

Kısa öz, sade ve gerçeğin ta kendisini bundan güzel herhalde anlatmak çok zor olur,

Ben geçen yılı anımsar, Celal Demir ustanın kısa ve öz, anlamlı yazısını okurken, gözüme bu kez Çeşmeli idealistlerin Dernek Başkanı, iş insanı turizmci Nermin Ekinci’den görüntülü bir haber aldım:

Komşu ilçe Çeşmeliler, bu kez Urla’nın bir plajına sahip çıkıyorlardı:

‘Urla’da halkın ücretsiz girebildiği Altınköy plajına çökmek istiyorlar!’

Bu arada videoyu izledim:

Çevreci kadınlar birleşmişler, Urla’nın ve Urla halkının yanı sıra herkesin yararlandığı bu yerlerin birilerine tahsis edildiğini iddia ediyorlar.

Yakında işin doğrusunu ve gerçeğini resmi makamların ağzından da duyar, öğreniriz.

*- TURİZMCİ GİBİ

Memduh Zaptikar turizmci değil ama değmesine taş çıkartırcasına bir güzergahı çizip, anlatmış.

Meraklısı için önemli…

Benim gibiler için ise keyifli…

‘Evliya Çelebi misali yine düştük yollara…’ diyerek rotasını anlatan Memduh Bey’in özellerini atlayarak yazdıklarını okuyalım:

‘İlk durak Antalya...

Birkaç gün sonra Yiğit torunumu askere uğurluyoruz.

Deniz, kum, güneş üçlemesiyle geçen üç haftadan sonra, kısa bir Anadolu turu başlıyor.

Arkamızda bırakarak Akdeniz'i,bir tünelle delerek Toros'ları, Orta Anadolu'nun bozkırlarına ulaşıyoruz.

‘Gez dünyayı, gör Konya'yı, deyişine uyarak, ‘İnsanı insan yapan değerleri bilmek, hırslardan uzaklaşarak nefsi anlamak için geziyoruz Mevlana Müzesi'ni.

‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!’ öğüdü ile bir kez daha terbiyeleniyoruz!..

*- ASMA KÖPRÜ, BEŞİK GİBİ…

Ve zamanla yarışırcasına Nevşehir'e doğru akıyoruz!.

Oğlum Mehmet Tuzcu'nun Ürgüp'teki annesi ile ‘hasret giderme vaktidir’ diyoruz.

Gecesi ılık, gecesi sessiz Ürgüp'ün sabah güneşi bir başka ısıtıyor insanı!.

Daha da yanmadan (!) Yola çıkıyoruz.

Rota bu kez kızımın öğretmen olarak atandığı ilk görev yeri Avanos…

Anılar tazeleniyor…

Kızılırmak üzerinde sallanan asma köprü, yine beşik gibi!..

İç Anadolu'yu da arkamızda bırakarak Karadeniz'e sallanıyoruz.!

*- ‘HER TÜRK, ASKER DOĞAR’

Tokat'ta geçen birkaç saatten sonra ver elini Amasya…

Yeşilırmak'ta akşamın keyfini çıkarıyoruz doyasıya…

Sabahın seher vaktinde şehri bir telaş kaplıyor.

07'de herkes ayakta…

15.Er Eğitim Tugayı'na ulaşıp tribünde yer kapma yarışı başlıyor.

Saat 10 oluyor…

On binin üzerinde ziyaretçi sevinçli bir telaş içinde..

…Ve 4 bin askerin ayak sesleri inletiyor tören alanını..

‘Her Türk asker doğar’ sıloganı ile bölükler yerlerini alırken, kendi evladını görebilme telaşına kapılıyor insanlar…

İki saatlik yemin töreni bitiminde herkes sarmaş- dolaş…

Yanaklara süzülen gurur gözyaşları ile kısa dönem askerlik nöbeti bitiyor…

Asker ocağı bu kısa dönemde gençlere sevgiyi, saygıyı ve en önemlisi disiplini aşılamış olacak ki, fotoğraf çekilen gençlerin esas duruş halleri dikkatimi çekiyor.

*- İZMİR’E DÖNÜŞ

…Ve askerimizi alıp tören alanından ayrılıyoruz  Amasya'dan..

‘Çorum'a gelmişken tandır yenmez mi?’ diyorlar, ‘Yenmezse tandır gücenir’ diyoruz...

Şimdiki hedef Ankara..

Antalya yolcularını Esenboğa'dan uğurluyor ve kızlarımla Ata’mızın manevi huzuruna çıkıyoruz.

Her zamanki gibi, yine kalabalık…

Saygı, sevgi ve minnet duygularımızı sunarak, gururla Anıtkabir'den ayrılıyoruz.

Cahit Külebi'nin dediği gibi;

Denizi kız, kızı deniz,

Sokakları hem kız, hem deniz kokan’ İzmir'imize dönüyoruz..

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...