SEVGİNİZİ, SEVGİSİZ VE MERHAMETSİZLERLE BOŞUNA HARCAMAYIN
*- UZAK DURULACAKLAR Birkaç kez paylaşmış şöyle nakletmiştim: ‘İyi ve kaliteli insanlarla oturup, kalkın! Yalancı, vicdansız, kıskanç, cahil, cimri, sürekli geçmişi ile ilgili boş hikâye anlatanlardan, egosu yüksek ve her şeye olumsuz bakanlardan uzak durun. Merhametsiz ve sevgisiz insanlara, sevginizi ve zamanınızı da heba etmeyiniz!’
*- SAZ ÇALMIYORMUŞ!
Rahmetli Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’a çatanları, ağır hakaret edenleri görünce şaşırmıştım.
Kendisi sağlığında ‘Kim olduğunu’ kendisi anlatmış.
Ve anlatımını da, ‘Ümmetçi Kardeşlerimize!’ diyerek, kendisine söven, hakaret edenlere seslenerek yapmış.
Acaba utanan, sıkılan olmuş mudur?
Söz bilim insanımızda!
“Kıt aklınca bana yazan Ümmetçi kardeşim dinle bak, sana ne diyeceğim!..
Üniversite Lisans ve masterimi belirtmeyeceğim, haftada 2 kitap bitirdiğimi, günlük 10 tane gazete, dergi takip ettiğimi ve en az 20 yazarın köşe yazılarını okuduğumu, 50 ülke gezdiğimi, 3 dil bildiğimi, 4 kitap yazdığımı, saz çaldığımı söylemeyeceğim.
‘Cahilsin!’ diyorum alınıyorsun, ‘yeterince okumamış ve araştırmamışsın’ diyorum kabul etmiyorsun, ‘görmemişsin ve yaşamamışsın’ diyorum güceniyorsun…
Cahil olmana değil, cahillikte diretmene kızıyorum.
Yine de seni doğrudan doğruya suçlamıyorum, sen ve senin gibi saf insanları, iyi niyetli arkadaşları ve Türk Halkını hususi cahil bırakanları, karanlığa sürükleyenleri ve sonrasında amaçları doğrultusunda bir maşa gibi kullananları lanetliyorum.
Resimdeki yer, Riyad/Suudi Arabistan, uluslararası iş dünyası ve yatırım ajansları toplantısındayım.
Biliyorum, sen ‘kutsal toprak’ dediğin buraları hiç görmedin, belki umre ve hacca gidenlerden dinlemişsindir.
*- ‘TÜM ARAP ÜLKELERİNİ GEZDİM’
‘Dünyanın tüm Arap ülkelerini dolaştım, her seviyede Araplar ile tanıştım, mevcut dini yapı ve inanç sistemlerini inceledim, kültür ve hayat şartlarını görerek ve yaşayarak öğrendim.
Vardığım sonuç;
‘Her ne arayacaksan kendinde aramalı, her ne istiyorsan özünde bulmalısın.’
Kim ki; Arabın şahsına, Arabın diline, Arabın kültürüne, Arabın giyim ve yaşam biçimine kutsiyet atfediyorsa, bil ki ya cahildir, kandırılmıştır, ya menfaat karşılığı satılmıştır.
Dikkat buyur;
Din demiyorum, din ortak bir kavramdır ve genel olarak Türkler de Müslümandır. (Kaldı ki Müslüman olmayan Türkler ve Türk boyları kardeşlerimiz de vardır, hepsine sevgimiz ve saygımız sonsuzdur) Müslüman olup da Arap veya Türk olmayan farklı milletler ve ülkeler de mevcuttur.
Bu durumda, İslam dini; hiç bir ülkenin, milletin, hiç bir cemaat ve grubun tekelinde değildir.
Arap iyi Müslüman da, Türk kötü Müslüman mı?
Bu hayranlık, sempatizanlık, özentilik neden?
*-KAYNAK NEDİR?
Dünyadaki tüm Müslüman milletler, Arap gibi giymek, Arap gibi yemek, Arap gibi konuşmak, Arap gibi okumak, Arap gibi yaşamak zorunda mıdır?
Kaynak nedir?
Ölçü nedir?
Doğru nedir?
Kaynak “Kur’an” dediğini duyuyorum.
Ama kaynağı da iyi okumuyorsun, okusan da anlamıyorsun, kelimelerin manasını bilmiyorsun.
Kaynağın da, anlayacağın dilde, Türkçe olarak okunmasını, duaların Türkçe edilmesini istemiyorsun.
Çünkü, sana öyle diyorlar, öyle öğretiyorlar, öyle aşılıyorlar.
*- ‘SORUP ARAŞTIRDIN MI?’
Hiç sordun mu, araştırdın mı?
Diğer dinler ve kitaplar nasıl?
Mesela İncil neden öyle değil.
Avrupa ülkelerini gezince göreceksin ki, her ülke kendi dilinde dualarını okuyor, ibadetini yapıyor.
Ortodokslar mesela, Rusya, Ukrayna, Gürcistan, Yunanistan vs. hepsini gezdim, kiliselerine gittim, din adamlarıyla konuştum, gördüm ki hepsi kendi dillerinde, kendi kültürlerinde inançlarını harmanlayarak dinlerini yaşıyorlar.
*- BÜYÜK, SONSUZ BÜTÇE!
Ayrıca…
Müslüman ülkelerde Arap kültürünü hakim kılmak için yıllık ne kadar bütçe ve finansal kaynak ayrıldığını biliyor musun?
İsimleri ve faaliyet alanları farklı görünse de, ortak amaç ve zihniyetleri ‘Arabizm’ olan dernek, cemiyet, parti, vakıf, cemaat, tarikat vs. yapıların, sadece bayramdan bayrama topladıkları kurban derileriyle mi giderlerini karşıladıklarını sanıyorsun?
Bir tek bağışlarla mı geçiniyorlar?
Yalnız aidatlarla mı ayakta duruyorlar?
Kimler destekliyor?
Hangi Arap ülkelerinin diasporası var bu oluşumların arkasında? Harcanan bu devasa sermaye, nasıl geri dönüştürülüyor?
Sen daha neyin orucu bozup - bozmadığını öğrenemedin ki, bunları nerden bileceksin?
*- AKLINI KULLAN
Günde 10 bin defa tesbih çekmeyi, 20 bin defa tekbir getirmeyi ders mi, ilim mi sanıyorsun?
Demem o ki Ümmetçi kardeşim, aklını kullan, hipnoz olma, kimseye biat etme, gözlerini aç!.
Din kullanılarak dünya geneline yayılan Arap Emperyalizmini gör, Selefi Arapçılığı fark et !..
Bir Türk vatandaşı olarak, bütün insanlara, dinlere, dillere ve kültürlere elbette saygı duyuyorum ama kimsenin de Türk dilini, dinini, töresini ve kültürünü Araplaştırmasına, yozlaştırmasına, tahrip etmesine iyi gözle bakmıyorum ve kayıtsız kalamıyorum.
*- ‘BEN KİMİM?
Bilim İnsanı Sümerelog Muazzez İlmiye Çığ, ‘Sen kimsin?’ diyerek küfür edebiyatını konuşturanlar, son söz olarak şunları söylüyor:
“Çünkü ben Ümmetçi değil, özü ve sözüyle bir Türk Milliyetçisiyim, Vatansever, Devrimci, Halkçı, Cumhuriyetçi, Laik, Yurtseverim.
Senin hiç sevmediğin ATATÜRK, benim hayat liderimdir.
Senin hoşlanmadığın Cumhuriyet, Laiklik ve Demokrasi, benim vazgeçilmezimdir.
Özgürlük ruhum, bağımsızlık karakterimdir.
Yükselmek, gelişmek, ilerlemek hedefimdir.
Gayem insanlık, yüküm sevgi, ölçüm vicdandır.
Kalben yolum Hak-Muhammed-Ali, ocağım Ahmet Yesevi, Pirim Hacı Bektaşi Veli’dir.
Ulu Ozanlar ile nefeslenirim;
Nesimi okur, Şah Hatayi dinler, Pir Sultan Abdal söylerim.
Öğüdü Edebali’den, hoşgörüyü Yunus Emre’den, cesareti Battal Gazi’den alırım.
Unutma, bilim ile gidilmeyen her yol karanlıktır.
Düşünce karanlığına ışık tutanlara selam olsun…”
*- ‘APTALLAR ÇOĞALDI!’
Bir meslektaşım yazmış;
“Bu ülkede okullarda zorunlu 'DÜN' dersi verilmeli, çabuk unutuyoruz.
100 yıl önce ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!’ diyen bir anlayıştan bugün bir başka anlayışla karşı karşıyayız.
Daha neler göreceğiz.
Biri emlak zengini iken diğerinin kendini asması,
Bir bebeğe doğar doğmaz tektaş yüzük alıp, diğerinin mama bulamaması,
Günde 2 saat çalışan imamın 41.222 TL alıp, 12 saat çalışan işçinin 26.104 TL alması,
Bunlar Allah'ın imtihanı değil kulun adaletsizliği.
Bir partimizin %97 oy aldığı Urfa'nın Harran ilçesinde üniversite mezunu %3
Aynı partinin yüzde 3 oy aldığı Tunceli'de üniversite mezunu %97…
Herhalde bunun hangi partimiz olduğunu anlamışsınızdır, ya da biraz zahmete girip araştırın, bulur, öğrenirsiniz.
Bazılarına söyleyeyim:
‘600 sene padişahın kuluydunuz, 300 sene de halifeye kul oldunuz. Cumhuriyet sayesinde Allah’a kul olmayı öğrendiniz.
Bu yüzden mi ATATÜRK'e düşmansınız?’
Kızdığımız, neredeyse söylemde hepimizin aleyhinde olduğu, yarısı çöl olan İsrail dünyaya tohum satsın. Tarım ülkesi Türkiye, İsrail'den 174 Milyon dolara 45 ton tohum alsın!
Olacak iş mi?
814.500 km kare toprak bırakan Atatürk'ü sevmiyor, o toprağın üzerine 2 köprü yapana ‘Emret öleyim!’ diyenlerimiz var.
Ne büyük sevgi maşallah!”
*- HIRSIZLARIN KAVGASI
‘Biz de bu insanlara tarih anlatıyoruz!’ diye yazan meslektaşım devam ediyor:
“Türkiye’de; 1 profesör, 1 doktor, 1 öğretmen maaşını toplarsanız Almanya’da 1 kasiyer maaşına denk geliyor.
Hırsızlar çalarken değil paylaşırken kavga eder.
Atatürk sevgisi maya gibidir, sütü bozuk olanda tutmaz..
Avrupa'ya ihraç ettiklerimiz :
-Doktor
-Hemşire
-Yazılımcı
-Mühendis
-Öğretmen
Avrupa'dan ithal ettiklerimiz:
Çöp!
Utanılacak bir durum da şu:
Zincir marketlerde: Milli Eğitim Bakanlığı'ndan daha fazla öğretmen çalışıyor!
Enflasyon %73 ise, elektriğe niye %240 zam yapılıyor?
Enflasyon %240 ise, maaşlara niye %5 zam yapılıyor?”
Burada devreye gireyim:
Rakamlar çoğu kez büyük değişiklik gösteriyor.
Herkes kendine göre yorumluyor.
Yani her yazılana ‘evet’ diyerek kabul etmemeliyiz.
Şimdi yazıyı okumaya devam edelim:
‘Köy Enstitüleri neden kapatıldı biliyor musunuz?
Köy Enstitüleri köy çocuklarını ağaya ırgat, cehalete köle, şeyhe mürit, politikacıya kurban olmaktan kurtaran kurumlardı.
9 tane SEKA fabrikası satılırken alkışlarsanız, 120 yaprak kareli defteri 45 liraya alırsınız.....
Koskoca ülkem Araplar için darphane, Bulgarlar için AVM, Suriyeliler için doğumhane, Bizim için de tımarhane oldu!
Milletvekili seçerken ilkokul zekası arayan zihniyet, memur seçerken Profesör zekası arıyor...”
Merak ediyorum bu makaleye ‘Doğru’ diyenlerle ‘Yanlış’ ya da ‘Yalan’ diyenler ne orandalar?
Son söz Celal Şengör’den şöyle:
“Atatürk şapka taktı ve batıya özendirdi, diyenlere; Elinizdeki telefon, bilgisayar, araba vs Osmanlı malı mı?”
*- YAŞLI BİR ANADOLU KADINI
Bilinen bir olayı paylaşan okuyucum, ‘Her defasında gözümden yaş gelerek okuyorum!’ diyor.
Şarkı, türkü dinlerken duygulanarak gözlerden yaş gelir de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili bir gerçeği dinlerken gözden yaşlar süzülmez mi?
“Gazi M. Kemal, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı.
Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.
- Merhaba nine.
Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
- Merhaba, dedi.
- Nereden gelip nereye gidiyorsun?
Kadın şöyle bir duralayıp;
- Neden sordun ki, dedi.
Buraların sahabisi misin?
Yoksa bekçisi mi?
Paşa gülümsedi.
- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine.
Bu topraklar Türk milletinin malıdır.
Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir.
Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?
Kadın başını salladı.
- Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği, kavruk köylerinden birindenim.
Bizim muhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.
- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da...
Benim iki oğlum da gavur harbinde şehit düştü.
‘Memleketi gâvurdan gurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyim’ diye hep dua ettim durdum.
Rüyalarıma girdi Gazi Paşa.
Bende gün demeyip muhtara anlatinca, o da bana bilet aliverip saldi Angara'ya, giceleyin geldimdi.
Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom, bey.
- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı?
Kadının birden yüzü sertleşti.
- Tövbe de bey, tövbe de!
Daha ne isteyebilirim ki.. O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden gurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan?
Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşiyoz.
Sunun bunun gâvurun köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona ‘sağol paşam’ demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek.
Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşa'yı bulacağım yeri deyiver.
*- GÖZLERİ DOLMUŞTU
Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi.
Bana dönerek;
- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanimizdir... Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu, dedi.
Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum ‘anacığım( dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.
Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü.
Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı.
Görülecek bir manzaraydı bu.
İkisi de ağlıyordu.
İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı.
Yaşlı kadın belki on defa öptü Ata'nın ellerini.
Ata da onun ellerini öptü.
Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı;
- Tek ineğimin sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim.
Seversen gene yapıp getiririm.
Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi.
Çok beğendiğini söyledi.
Sonra birlikte köşke kadar gittik.
Oradakilere şu emri verdi;
'Bu anamızı alın, burada iki gün konuk edin.
Sonra köyüne götürün.
Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.'
Bu yazıyı belki de kaçıncı kez okuyorsunuz, okurken yine duygulanıyor veya hislenerek ağlıyorsanız, anımsatanın notu şöyle, ‘Hala ve her zaman umut vardır!’
Evet umut hiçbir zaman tükenmez.
Şartlar ne olursa olsun, Ata’mızın da dediği gibi umut tükenmez…
*- TOP GİBİ YUVARLAK OLUYORLAR
Fotoğrafa şunu yazdım:
‘Belki sevmezsiniz ama tabiatta en yararlı canlılardan biri, cıva, kadmiyum ve kurşun gibi yeryüzüne zararlı ağır metalleri ortadan kaldırıyorlar’
‘Şimdi de bu nedir?’ onu özetleyeyim:
Kentlerde, apartmanlarda yaşayanlar pek bilmez ama kırsalda olanlar da, evleri bahçeli olanlar da bilirler.
Bu sözünü ettiğim küçük canlılar, korktuklarında, kendilerini korumak için hemen top gibi olurlar.
Küçücüktürler, öyle ki, tesbih tanesinden bile daha küçük.
Belki de yuvarlar, atarız, kendimizden uzaklaştırırız bunları.
Bilimdeki adları, Oniscidae’dir,
Onları bir tuğlanın veya nemli bir nesnenin altında bulmuşsunuzdur. Tiksinti duymuş ve onların doğada neden var olduğunu merak etmiş olabilirsiniz.
Pekala, size söyleyelim, bu hayvanlar oniscidae, daha iyi kokineal olarak bilinirler, işlevleri cıva, kadmiyum ve kurşun gibi yeryüzüne zararlı ağır metalleri ortadan kaldırmada yararlı izopod kabukluların bir alt grubudur. Toprağın ve yeraltı sularının temizlenmesine katkıda bulunur ve doğanın bilgeliğini bir kez daha teyit ederler.
Özetle, bunlara zarar vermeyin veya böcek ilacı püskürtmeyin!
Bugünlük de bu kadar…
Yorumlar yükleniyor...