SEN SUSTUKÇA, O KENDİNİ BİR ŞEY SANIYOR
*- NE BİR EKSİK, NE BİR FAZLA! “Güzel günler, cesur kararlar getirir! Kaybetme korkusu olanın, kazanma şansı yoktur…?? derler. Herhalde doğruluk yanı vardır ki, böyle diyorlar.C Ama bir de ‘cahil cesareti!’ vardır ki o yakar, geçer. ‘Cahil cesareti’ terimi, psikolojide, ‘Dunning-Kruger sendromu’ olarak bilinir. Bu, bir konuda yeterli bilgiye sahip olmayan kişilerin kendilerini olduğundan daha yetkin görmesi ve aşırı özgüvenle hareket etmesidir. Melih Dizdaroğlu söylemişti: “Fazla müteva
Neyse;
Herkesin sınavı karakterleriyle!...”
Can Yücel’in dediği gibi;
“Karşınızdaki insan sizi nereye koyuyorsa; siz de onu oraya koyun!
Ne bir eksik, ne bir fazla!”
Sınırlarınız olmalı!
Herkes sizin güzel enerjinizi hak etmez!
‘Sorun çıkmasın!’ diye, idare ettiğiniz her saygısızlık; hadsizliğin cüretini arttırır.
Ünal Tümin’den duymuştum:
“Çoğunluk, ‘Yüksek Standartlar!’ deyince aklına ‘para’ geliyor!
Ben de duyunca:
‘Sadakat, duygusal zeka ve zeka’ aklıma geliyor!
Bir çanta para, bozuk bir karakteri düzeltemez!”
Yazımın girişini, ‘Dunning-Kruger Eğrisi’ ile tamamlayayım:
Araştırmalar, öğrenme sürecinde özgüvenin şu şekilde değiştiğini gösterir:
- Başlangıçta: Hiç bilgisi olmayan kişi, kısa bir araştırmadan sonra kendini çok özgüvenli hisseder.
- Orta aşamada: Bilgi arttıkça kişi aslında ne kadar az şey bildiğini fark eder ve özgüveni düşer.
- Uzmanlıkta: Derin bilgi ve deneyim kazandıkça özgüven yeniden yükselir, ancak bu kez gerçekçi bir temele dayanır…
Şunları anlatmadan geçemem:
İş hayatında:Yetersiz kişiler, kendilerini olduğundan fazla göstererek yönetici pozisyonlarına gelebilir.
Bu da ekip verimliliğini düşürür.
Sosyal ilişkilerde: Cahil cesareti, tartışmalarda yanlış bilgilerin yayılmasına ve kutuplaşmaya neden olabilir.
Kişisel gelişimde: İnsan, kendi sınırlı bilgisini fark ettiğinde tevazu kazanır. Bu farkındalık, gerçek öğrenmenin kapısını açar.
Ne demekse;
Bilmediğimi ‘biliyorum’ diyebilmek, cahil cesaretini azaltır…
*- MAKAM ODALARINI KALDIRIYOR
Herhalde on bir mi, biraz daha fazla mı, tam sayamadım Büyükşehrimiz var.
Yasa çıktığında, çok tenkit edilmişti.
Bütünlük içindeki belediye başkanları, ‘Bürokrat’ durumuna düştüklerini, ellerinde güç olmadığını savunuyorlardı.
Haklı yanları vardı ama şimdi ses çıkarmıyorlar, herhalde köprülerin altından çok sular geçti.
Ya da bir şekilde düzene uydular, bir şekilde kendilerine bir yol çizdiler.
İşte bu büyükşehirlerden birinde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, SODEMSEN’in düzenlediği Yerel Yönetimlerde Hak Temelli Yönetişim ve Çalışma İlişkileri Çalıştayı’nda konuştu.
Yönetişim anlayışı kapsamında kamudaki sistemin eksikliklerini sıralayan Başkan Tugay, yeniliğin gerekliliğine vurgu yaptı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin açık ofis çalışma sistemine geçeceğini de duyurdu.
Başkan Tugay, ‘Genel Sekreter ile genel sekreter yardımcılarımız, daire başkanlarımız, şirket genel müdürlerimizden oluşan yaklaşık 80 kişilik bir grup olarak iki hafta içinde açık ofis ortamında beraber çalışmaya başlayacağız. Makam odalarını kaldırıyoruz’ dedi.
Dediğini yaptı, yani uygulamaya geçti mi?
Yoksa lafta mı kaldı!
‘ön’ sayıya bakın!
Kim bilir, belediyelerimizde ne kadar üst müdür, müdür, şef var!
Acaba şehir halkı hangisini tanıyor, biliyor, yanına ulaşabiliyor!
Kapıdan girebiliyor mu?
Ben Bornovalıyım, babam, annem, eşim hepimiz Bornovalıyız.
Dedelerim de, onların babaları da…
Sonuç;
Birkaç ay önce, hem köşeme konu yapmak, hem de tanımadığım belediye başkanını tanımak için ziyaretine gittim.
Tabii kapıdan giremedim…
Kendimi tanıttım, not bıraktım, telefonuma kadar yazdırdım.
Halâ bekliyorum, bakalım randevu verecek mi?
Tabii ki bunlar sadece, sıradan ‘büro şefi’ olabilir.
Ama Bornovalıların kaderi bu…
Hangi şehrin yerlisi ile konuşsam sıkıntı aynı!
Ha sahi Başkan sendikacı imiş!
Önce Lord Russel’in bir canlı yayın söyleşindeki önemli bir sözünü paylaşayım:
“Karl Marx, işçi sınıfının mutluluğun değil, burjuvanın mutsuzluğunu istemiştir!”
Çok ama çok anlamlı bir görüş…
Bir gün bu konuyu derinlemesine araştırıp, paylaşacağım…
Nedense bizler de, ‘mutsuzluğu’ kendimize giysi yaptık…
İzmir’in Konak Belediye Başkanlarından Ahmet Sarışın Urla- Çeşmealtı’nda yılın büyük bölümünü geçiriyor, kendisi gibi tanınmış önceki belediye başkanlarıyla, örneğin Ali Sözen’le…
Arada sosyal medyada yorumlar yapıyor, sonra da sözünü şöyle bitiriyor:
‘Kendi bilir!’
Yani işbaşındaki Belediye Başkanına, “Dünyaları ben yarattım, deme… Yükseklerde uçma… Bir bakarsın yalnız kalmış, başını ellerinin avucuna almış kara kara düşünüyorsun…”
Bu sözler yalnız başkanlara değil, tüm kendini yönetici sananlara…
*- UMUTSUZ VAKA!
Söylediklerine bakılırsa; Türkiye’de ilk kez İzmir’de hayata geçirildi…
Neymiş efendim:
İzmir Büyükşehir Belediyesi ‘Kent Denetçileri’ dönemini başlattı.
Belirtildiğine göre; yerel demokrasinin güçlendirilmesi yönündeki adımlardan biri olarak ‘Kent Denetçileri’ uygulamasını başlatıldı,
Herhalde, bir zamanlar başlatılan ‘Fahri Trafik Polisleri’ sistemi gibi bir şey!
Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay tarafından kamuoyuna tanıtılan proje kapsamında beş bölgede sahaya inildi.
Türkiye’de ilk kez uygulanan ve bu kapsamdaki tek belediye projesi olan çalışma kapsamında yurttaşların yaşadıkları kentte sadece gözlemci değil, denetleyici ve karar verici olmasının önü açıldı.
Acaba!?
İzmir Planlama Ajansı (İZPA) önderliğinde yürütülen yeni programla gönüllü vatandaşların katılımcı anlayışla kent yönetimine dâhil edilmesi sağlandı.
Avrupa Birliği (AB) Projesi IMPETUS kapsamında düzenlenen “Kent Denetçileri” programıyla birlikte şeffaf bir süreç sonrasında seçilen 17 Kent Denetçisi; çevre kirliliği, kentsel hijyen, yeşil alanların korunması gibi kritik konularda saha tespitlerine başladı.
İlk aşamada Konak, Karşıyaka, Balçova ve Buca’da beş bölgede harekete geçildi.
Çalışmaya başvuru yaparak seçilen, 18 yaşını doldurmuş ve en az 6 aydır İzmir’de yaşayan kent denetçileri Kültürpark, Kordon, Hasanağa Bahçesi, Bostanlı ve İnciraltı Kent Ormanı’nda sahaya indi.
Umutsuz bir vaka!
Çünkü yasal dayanaklarını bir yana bırakalım, hiç ama hiçbir yönetici durumundaki belediye yetkilileri, bu gönüllüleri dinlemezler…
Selam bile vermezler…
Zaten görevlerini yapsalar bu denetçilere ihtiyaç olmaz…
Tembeller diyarındayız…
Başkan ‘Cesur insan arıyoruz!’ diyor, ama Diyojen gibi yollara fenerle de çıksa nafile!...
Başkan milletvekillerini ‘korkak ve pısırık’ olarak niteleyen sözler ediyor, cesur olmadıklarını bazı toplantılarda kendine özgü cümlelerle belirtmeye çalışıyor.
En fazla İzmir Büyükşehir Belediyesini yöneten Aziz Kocaoğlu bile, ‘Bunlarla çalışmak zorundayım!’ demişti…
Bilmem anlatabiliyor muyum?
*- İHTİMALE KARŞI
Kötü haber!
Susuzluk aldı başını gidiyor.
Belki de birçok yerde, ‘yağmur duaları’ yapılıyor.
Anımsatayım;
Yağmur duasına çıkanlar, avuçlarını göğe değil yere doğru tutarlar.
Bir papaz yağmur duasına çıktığında, ‘Görüyorum artık inançlar kaybolmuş!’ demiş.
‘Neden?’ diye sormuşlar!
‘Baksanıza cemaat duaya şemsiyesiz geliyor!’ yanıtını vermiş…
Hikaye böyle!
Ama her koşula rağmen İzmir’de yağış seferberliği yapılıyor,
‘Kar haberi’ çıkar çıkmaz İstanbul ve Ankara Büyükşehirlerinin köşe başlarına, ana halterlere ekiplerini yerleştirip beklemeleri gibi.
Bu yıl medya ‘kar haberleri’ yapmaya geç kaldı.
İzmir’de 750 personel, 210 araç ve 24 saat nöbet sistemi ile özellikle sel baskınlarına karşı nöbet tutuyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yağış uyarısı haberi bekleniyor.
Yapılan hazırlık kapsamında kent genelinde yağmur suyu ızgaraları, mazgallar, menfezler ve su geçiş hatlarında geniş çaplı temizlik çalışması yürütüldü.
Toplam 230 kilometrelik dere hattı temizlendi, 120 bin tonun üzerinde malzeme çıkarıldı.
*- YURTTAŞ MECLİSİ’NDEN BİLDİRİ
İklim İçin Yurttaş Meclisi üyeleri beş haftalık çalışmanın ardından 11 maddelik bildiri yayımladı.
Körfez’de ısınma, kirlilik ve ekosistem kaybının doğa temelli çözümlerle giderilmesi, bilinçli su tüketimi ve su kaynaklarının verimli kullanılması için atılabilecek adımların öne çıktığı bildiride yer alan konular İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı’nda dahil edilecek.
On binlerce İzmirli arasından şeffaf yöntemlerle seçilen 50 kişi, “İzmir İklim İçin Yurttaş Meclisi” projesinde 5 hafta boyunca çalışarak, kentin geleceğine dair önemli kararların alınmasını sağladı.
Üyeler yayımladıkları 11 maddelik bildiride Körfez’de ısınma, kirlilik ve ekosistem kaybının doğa temelli çözümlerle giderilmesi, yeraltı ve yüzeysel su kaynaklarının korunması ve alternatif su kaynaklarının araştırılması, doğa temelli çözümler konusunda eğitim ve farkındalık programlarının geliştirilmesi, çocuklar ve yetişkinler için su tasarrufu eğitim programlarının uygulanması, içme suyu kalitesinin sıcaklık ve kirlilik risklerine karşı güvence altına alınması, yağmur suyu hasadı ve verimli sulama uygulamalarının yaygınlaştırılması, bilinçsiz ve kontrolsüz su tüketiminin önlenmesine yönelik planlama ve izleme sistemleri, kent genelinde gölge ve serin yaya alanlarının artırılması, çocuklar için doğa tabanlı oyun ve eğitim alanlarının oluşturulması, ulaşım ve yaya alanlarında ısı ve gölgelendirme odaklı doğa temelli düzenlemeler yapılması, güvenli ve yeterli suya kamusal erişimin güvence altına alınması konularına dikkat çekti.
*- EKONOMİYE KAZANDIRILIYOR
Hurda Araç Merkezi, kentin çeşitli yerlerinde çevre kirliliği ve güvenlik sorunu oluşturan terk edilmiş hurda araçları ekonomiye kazandırmaya devam ediyor.
Özellikle oto sanayi bölgelerinde yoğunlaşan şikayetleri değerlendiren zabıta ekipleri, İzmir Emniyet Müdürlüğü’nce trafikten men edilen araçları, Menemen’de bulunan Hurda Araç Merkezi’ne getiriyor.
Kamuya açık alanlara terk edilen hurda araçlar, Menemen’in Kazımpaşa Mahallesi’nde toplam 18 dönüm alan üzerine kurulu Hurda Araç Merkezi’ne getiriliyor.
Ekipler, İzmir genelinde bulunan 12 oto sanayi sitesinin yanı sıra mahalle ile sokak aralarına terk edilen otomobilleri kaldırıyor.
Hurda Araç Merkezi’ne hakkında çalıntı işlemi veya yakalama kararı bulunan araçlar alınmıyor. 6 ay içerisinde merkezden alınmayan araçlar, ilgili kamu kurumları tarafından ekonomiye kazandırılıyor.
Şu anda merkezde 601 araç bulunduğunu ifade eden Fatih Toprakdeviren, “Merkezin açıldığı 2020’den bu yana, çekim işlemini yaptığımız 194 aracı sahiplerine teslim ettik. 96 araç da Vergi Dairesi, Emlak Müdürlüğü ve İcra Müdürlüklerince satışa çıkarılarak yeni sahiplerine teslim edildi. Üzerinde borcu olmayanlar ise İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Emniyet Müdürlüğü ve Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’nün ortak çalışmasıyla Makine Kimya Endüstrisi’ne (MKE) devredilerek ekonomiye kazandırılıyor ” dedi.
İşte şaşırdığım bir haber daha…
Bence reklam kokuyor!
Çünkü ne gördüm, ne de vatandaşlardan duydum:
İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı’na bağlı Vektör Mücadele Birimi, iklim koşullarının karasinek üremesine elverişli hale geldiği bu dönemde karasineklere yönelik ilaçlama çalışmalarını sürdürüyor. Özellikle hayvancılık yapılan alanlar, gübre ve organik atık biriktirilen bölgeler, mezbahalar, çöp konteynerleri gibi üreme noktaları sık sık ilaçlanıyor.
Çöp konteynerleri bile temin edemeyen büyükşehir ve ilçe belediyeleri ilacı nereden bulacak, ya da buna kaynak aktaracak?
Dediklerine göre:
İlaçlama çalışmaları tüm yıl aralıksız yapılıyor.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kıyı temizliği ile mavi yolculuk alanlarında uzmanlaşan Japon turizm delegasyonunu makamında ağırladı.
Toplantının odak noktasını Körfez temizliği konusunda yapılabilecek ortak çalışmalar oluşturdu.
Başkan Tugay, “Şubat ya da mart ayında, alg patlamaları ve çözümü konusunda dünyanın en büyük toplantılarından birini İzmir’de yapmayı planlıyoruz. Bu konuda Japonya’daki uzman kişi ve kurumlarla iş birliği yapmaktan memnuniyet duyarız” dedi.
*- NEDEN BAZI YÖNETİCİLER DAHA HIZLI TERFİ EDİYOR?
Bertay Fişekçi önemli bir soruya cevap veriyor:
Geçen ay bir müşterimle konuşurken şöyle bir soru sordu:
“Bertay Bey, ekibimde iki kişi var. Biri daha tecrübeli, daha çok çalışıyor. Ama diğeri daha hızla ilerliyor.
Neden?”
Bu soruyu kurumsal hayatımda da defalarca kendime sordum.
Hem terfi bekleyen, hem de terfi kararı veren tarafta bulundum.
Şimdi yüzlerce yöneticiyle çalıştıktan sonra net bir şey söyleyebilirim: Terfi alan yöneticilerin ortak bazı özellikleri var.
Ve çoğunlukla düşünüldüğü gibi sesi en çok çıkanın, en fazla gürültü edenin veya müdürü en çok övenin terfi aldığını düşünmek doğru olmayabilir.
*- TERFİ ALANLARIN GÖRÜNMEYEN FARKI
Terfi alabilen yöneticiler sessizce belirli becerileri geliştirmiş oluyor.
Üst yönetim onları değerlendirdiğinde “Bu kişi hazır” diyor.
Peki bu beceriler neler?
29 yıllık gözlemlerimden çıkardığım temel beceri listesi şöyle olabilir:
Görevle Değil, Problemle İlgilenirler
Ortalama yöneticiler yapılacaklar listesini tamamlamaya odaklanır.
Bir sorun olduğunda o sorunu halledip ilerlemeye odaklanabilirler.
Terfi eden yöneticiler çoğu kez farklı yaklaşır, durup sorarlar:
“Neden böyle oldu?”
*- TEK SİSTEM
Örneğin bir pazarlama ekibinde sürekli müşteri işleri geç teslim ediliyordu.
İlk bakışta iş yükü problemi gibi görünüyordu.
Ama ekip liderlerinden biri daha derine indi ve fark etti ki asıl sorun sistemsizlikti.
Tasarımcılar Monday.com kullanıyor, yazarlar ortak klasörle çalışıyor, account manager’lar her şeyi mail kutularında tutuyordu.
O yönetici tüm süreçleri haritalandırdı, tek sistem oluşturdu.
Sonuç?
Gecikmeler bitti, o da terfi etti.
*-HALIMIZI ANLATIYOR
Günün kapanışını Dr. Sertaç Doğanay ile yapıyorum.
Teknoloji ve Sürdürülebilirlik İletişimcisi Dr. Sertaç Doğanay, “Hafta sonu yeni vizyona giren Yan Yana'yı izledik!” diyerek devam ediyor:
“Feyyaz Yiğit ne yapsa gülerim diyenler var ya, ben onlardanım işte 
Ölümlü Dünya, Cinayet Süsü ve gelmiş geçmiş en iyi absürd komedilerden Gibi.
Bazılarını 3-4 kez izledim, hâlâ izliyorum.
Film, Intouchables isimli bir Fransız filminden uyarlama, onu da ekleyeyim.
Bu videoyu yapım şirketi NuLook Production'ın Instagram sayfasından kanalından aldım.
Haluk Bilginer gibi bir usta ile müthiş bir uyum yakalamışlar.
İş görüşmeleri benim profesyonel kariyerimin en çok aklımda kalan bölümleri sanırım.
Sadece görüşme kısmı değil, davet edilme kısımları da orijinaldir bende.
Bir seferinde yaklaşık 8 aydır çalışmakta olduğum şirketin İK departmanı aradı.
120 kişilik bir ekibin yöneticisiyim o dönemde, ‘herhalde ekipten biri hakkında bir şey soracaklar’ dedim.
Beni iş görüşmesine davet ettiler
Aday listesi kayıtlarını güncellememişler nasıl olduysa, ben başka bir şirkette çalışıyor görünüyormuşum...
*- ‘NE KONUŞABİLİRİM?’
İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun oldum, hemen askere gittim.
Askerliğin bitmesine 2 ay kala, tek günlük tecrübem yokken, ilaç sektöründeki 4 şirkete ürün müdürlüğü için başvurdum.
CV'mi kargo ile yolladım.
Sene 2001, LinkedIn yok daha. Kariyer.net de yeni yeni başlıyor.
İK görüşmesinin ardından pazarlama ve satış genel müdür yardımcısı ile görüşmeye girdim.
Zaten pazarlama tecrübem olmadığı için, işle ilgili ne konuşalım?
1 saate yakın müzikten, ses sistemlerinden, radyoculuktan konuştuk.
Meğer görüştüğüm kişi bir odyofilmiş.
Yani en üst kalite ses sistemleriyle müzik dinleyen bir ‘ses sevdalısı’.
Ben de tüm öğrenciliğimi radyo programcılığıyla, parti DJ'liğiyle geçirmişim.
Çok iyi anlaştık.
Başvuran 980 civarı kişi varmış o pozisyona, işe kabul edilen üç kişiden biri oldum.
Ne zaman başlarsın dediler, 2 ay sonra dedim.
İşe kabul edildiğimde askerliğimin bitmesine 2 ay vardı
Onu da kabul ettiler neyse ki.
*- ENTRESAN TECRÜBE
Bir seferinde de ben bir ürün müdürü işe alacağım, o dönem büyük bir ilaç şirketinde satış ve pazarlama direktörüyüm.
İK departmanı aradı, ’ilk adayımız geldi, size yönlendiriyoruz’ dediler.
Odama gelen genç arkadaştan hiç ‘ürün müdürü’ elektriği alamıyorum.
Arkadaş da şaşkın ifadelerle bakıyor bana.
‘Hangi ürünleri yönettiniz şimdiye kadar?’ diye sordum.
‘Balık, et ağırlıklı’ dedi
Meğer resepsiyona Murat isimli iki arkadaş gelmiş.
Bana yanlışlıkla mutfak şef yardımcısı görüşmesine gelen Murat'ı yönlendirmişler.
Diğer Murat'ı da mutfağa yollamışlar.
Var mı böyle enteresan tecrübeleriniz?
Anlatın da gülelim…’
*-
Yorumlar yükleniyor...