ŞAİRLER VE ŞİİRLER
*- ŞAİR YARGIÇ VEYSEL GÜLTAŞ Veysel Gültaş tanıdığım ağır ceza hakimlerindendi. Şiir, tiyatro, sinema, edebiyat lle ilgili toplantılarda karşılaşıyordum. Elinde hep kitap vardı. Ama yasa kitapları değil. Neyse lafa fazla uzatmayayım, Şair- Hakim Veysel Gültaş emekli oldu, ama elindeki kitapları bırakmadı. Şimdi son yazılarından birini paylaşmak istiyorum, yüreği sevgi dolu Yargıç Veysel Gültaş’ın…
*- HUKUKÇU ŞAİRLER
XVII. yüzyıl divan şiirimizin en büyük gazel şairi Şeyhülislâm Yahya Efendi gericiliğin, yobazlığın arttığı günlerde Süleymaniye Camisi'nin baş imamına bakınız nasıl yanıt veriyor;
"Mescidde riyakârlar bırak riya, sen meyhaneye gel! Çünkü meyhanede ne riya vardır ne de riyacı."
Döneminde din baronlarına, insanı ‘Allah ile aldatan’ softalara, din yobazlarına karşı, o sanatta laisizmi uyguladı.
Din ile sanat anlayışını birbirinden ayrı ve uzak tuttu...(Şemseddin kutlu. Divan Edebiyatı Antolojisi sh.277/Veysel Gültaş, Kadı Burhaneddin'den Günümüze Hukukçu Şairler Antolojisi.sh.69)
*- HESAP VER!
Aradan 500 yıl geçmesine karşın aynı söylemleri sürdüren yobazlar, din baronları var ne yazık ki Onlara da yine bilim insanı(teolog) İhsan Eliaçık ne güzel yanıt veriyor;
‘Neymiş?
‘Rakı şarap içmişler!’
Sana ne?
Sen içtiğin kanın,
Yediğin haramın,
Aldığın rüşvetin,
Yığdığın servetin
Hesabını ver!’
*- AŞK DEĞİL Mİ?
"Lâl olursun söylesem bir fıkra âtab-ı sineden/
Bir sahife açsam ağlarsın kitab-ı sineden." (Şinasi)
Öyle Bir Şair ki...
Şairler, şiirlerinin çoğunu, "AŞK'A dair yazmışlardır.
Aşkı sınıflandırmadan ve soylulara özgü olmadığının üzerine basarak yazarlar.
"Antonyus ile Kleopatra'nın ki aşk,/
Leyla ile Mecnu'nunki aşķ/
Romeo ile Jüliet'inki Aşk' da/
Manav Kâzım ile besleme Kezban'ınki aşk değil mi yani?..."
*- KENDİ SONU
Aşklar da başladığı gibi kendi sonunu hazırlar.
Bir varmış, bir yokmuşa döner.
Ama yaşama inat aşk yine de sürer.
Çünkü yaşamın kendisidir aşk.
"Aşk imiş her ne var alemde/
İlm imiş kâlü kâl imiş." (Fuzuli)
O'na göre; alemdeki her güzelliğin aşktan kaynaklandığını, ilmin ise sadece dedikodudan ibaret bir şey" olduğunu söylemiş Fuzuli.
Böyle tanımlamış 'Aşk'ı.
Şairimiz AŞK'A geniş bir pencereden bakıyor.
Doğrusu da bu zaten.
*-NERDE BULMUŞ
"Arif için din yoktur" diyor
Muhiddin İbni Arabi.Şair içinde öyle.
Kitaba da bir şiirinin adını veren şairimizin "Sende Buldum kendimi" adlı dizeler, birlikte bir olmaya çağrıdır.
Ve diyor ki;
"Ben sende, sen bende/
Ben hem sende sen hem bende."
Şair Nurgül Ekeke' nin bazı dizeleri bizi Ömer Hayyam ile buluşturur.
‘Sarhoşum
Ben ki sokaklarda gezen berduşum/
Kalbinde tutuklu esir bir kuşum/
Müebbet hapis olmaz uçuşum/
Üstelik körkütük her gün sarhoşum.
Kolaysa içme de!
Garip gönlüme/
Muhtacım dilinde sevgi sözüne/
Tükenmez sevdanın düştü közüne/
Üstelik körkütük her gün sarhoşum/
Mutluluk yolunda inan perine/
Kapıldım aşkına İndim derine/
Hasret koyma beni gül-i terine/
Üstelik körkütük her gün sarhoşum.
*- YUNUS’UR YOLU
.
Sözün sonu yoktur.
Özellikle de aşk olunca.
Ama son sözümüzü, şairimiz Nurgül Ekeke'nin dizeleri söylesin.
YUNUS' un SIRRINA ERDİM:
“Yunus'un sırrına erdim/
Benim yolum hak yoludur
Özümü yoluna serdim/
Benim yolum Hak yoludur
Kırdım gönül kafesimi/
Ordan aldım nefesimi/
Duy sen de gönül sesimi/
Benim yolum Hak yoludur
Söz verip unuttu ahtı/
Kime kaldı tacı tahtı/
Gülmedi hiç kara bahtım/
Benim yolum Hak yoludur
Secde etse. Yüz bin defa/
Hak yolunda çeksem cefa
Her zikirle vardır sefa/
Benim yolum Hak yoludur/
Canım bedenimde yorgun
Hep bu yüzden nefsim durgun/
Kaç kere yesem de vurgun/
Benim yolum Hak yoludur. “
*- İNCİTMEDEN
Şimdi de söz Trabzonlu Laz Kızı Olkan Özkır’da;
^”Ne güzel insanlar var;
Mütevaziliği elden bırakmayan
Kimseye tepeden bakmayan
Sağduyulu yaşayan...
Ne güzel insanlar var:
Dürüst olmayı dobralık adı altında dangalak dangalak konuşmayan,
Kelimelerini özenle seçip kırmadan dökmeden kelimelere dökebilen incitmeden...
*- GÜZEL İNSANLAR
Ne güzel insanlar var ,
Nankörlüğün her çeşindini tattığı halde
Yine de yaptığı iyilikleri yüze vurmayan
Kimse için çizgisini bozmayan...
Ne güzel insanlar var ,
Yaptığı iyilikleri aklında tutmayan ama
Gördüğü iyilikleri unutmayan...
İyiliğin meziyet değil insanlarda
Zaten olması gerektiğine inan...
Ne güzel insanlar var ,
Bilgili olduğu halde bilgisini görgüsünü göze sokmayan.. Bilgiye görgüye yakışır yaşayan...
Ne güzel insanlar var ,
Kötülüğe bile karşı iyilikle karşılık vermeyi ilke edinen...
Canlılar arasında ayrım yapmadan saygı sevgi duyan .
Ve ne kötü insanlar var ,
Güzel insanları aptal
Kendilerini ise insan sanan...!
*-YAVAŞ ÖLENLER
PABLO NERUDA yazmıştı, ‘ YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜRLER!...’
“Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar…”
*- BAKIN AZİZİM
İlber Ortaylı’nın, ‘insan geleceğini nasıl kurar’ kitabından;
‘İnsan ölmekten değil, yaşamaya hiç başlamamaktan korkmalıdır.’
Bakın azizim, hayat dediğimiz bir süredir.
Yaşam ise o süreyi nasıl kullandığınızdır.
Bizde bu iki sözcüğü dönüşümlü kullananlar var; bu çok yanlış.
Burada iki ayrı sözcük olması boşuna değil.
O süreyi nasıl geçirdin, nasıl davrandın, üslubun neydi?
İşte o yaşamındır.
Şimdi sana bir süre veriliyor.
Bir sanatçı sahnede en fazla iki defa imtihan edilebilir değil mi?
İlkinde ‘moralin iyi değildi, tutturamadın!’ diyelim; ikinci fırsat yaratılırsa bunu iyi kullanmak zorundasın.
Ya da bir yerde yolu kaçırdın mı, başka yerden tırmanmak zorundasın. Dolambaçlı da olsa gidilecek yere varmak gerekir.
*- ÇOK AZ İNSANIN
Çok çok az insanın hayatını bedava, az zahmetle yaşama imkânı bulunur.
O imkâna sahip olanın şanslı sayılıp sayılmayacağı da belli değildir.
Ak bahtlılar, kara bahtlılar…
Ak bahtlıların hepsi padişah çocuğuysa, kaçına taht sırası geldiğini, gelmeyenlerin de hangi akıbete uğradığını bir düşünün.
Bizde de böyleydi, Fransız monarşisinde de.
Politika herkesin ikballe gezindiği bir koridor değildir, bazıları o koridorda sıkışıp kalır.
Demem o ki babadan kalma imkânların bile insanları daralttığı bir gerçektir.
Onun için galiba en iyi yol, insanın kendi işini yaparak ilerlemesidir.”
*-
Yorumlar yükleniyor...