SAFSATALAR MİLLETİ ALDATMAK ve BİRBİRİNE DÜŞÜRMEKTİR
*- TÜRKÇEMİZ İLE… Bir edebiyatçımız yazısında şöyle diyor: “Sözlü kültüre dayanmışız: Türkü, masal, deyim, atasözü, bilmece benzerleriyle diri tutmuşuz dilimizi. Ulusal varlığımızın omurgası Türkçe. Onunla var olmuş, tarihin karanlığına gömülmekten kurtulmuşuz.
Çağın düşüncesini dillendirmeye yeter mi sözlü kültür?
Okula başlayan çocuğa benziyoruz biraz:
Okula başlayan çocuk, sözlü dilden yazılı dile geçerken şaşkınlaşır, zorlanır.
Çünkü sözlü dilden başkadır yazılı dil: Mantıktır, dizgeli düşünüştür,
kendisine özgü bir sıkıdüzen gerektirir.
El, kol, yüz devinimlerinden, ses tonundan yardım bekleyen ilkel
anlaşma aracı değildir. Bütünlüklü, tutarlı örgüsünden alır gücünü.
Sözdür, toplumsallaşmanın başlangıcı elbet.
Ancak ne zaman ki söz; yazıyla düşünceyi örgütlemeye, iç
titreşimlerimizi, duyarlıklarımızı birbirimize tamı tamına aktarmaya
başlarsa, oradan yeşerir gerçek anlamdaki toplumsallaşma. Sözlü
kültürden yazılı kültüre geçiş, çağdaş uygarlığın ilk adımıdır.
Sözlü kültürle çağı yakalamaya çalışan toplum, okula yeni başlayan
çocuğun bocalamasını yaşar.
- UYGAR İNSAN KİTAPLI İNSANDIR
Uygarlık kitaplılıktır: Söz yazıyla ete kemiğe bürünüyor, gücünü kuşanıyor.
Bir de damıtılarak kitaplaştırılırsa, erdemine kavuşuyor, kılavuzu
oluyor insanlığın.
Aklın önünü kesen, buyurgan, inakçı kitaplar değildir dediğimiz, dişi kitaplar:
Kitap kitabı doğuracak, yeni düşüncelerin tohumu bulanacak topağında,
yarınlara filiz verecek.
İç derinliklerinize indirecek sizi:
Oradan gerçek renginizi çıkarıp kendinizi tanıyacaksınız.
Onlarla başka insanların macerasına katılıp onların acısını, sevincini
paylaşacaksınız. Daha da insanlaşacak; daha üst kimlik, kişilik katına
varacaksınız.
Evrensel değerlere ulaştıracak sizi.
Kafanızı besleyecek, yüreğinizi inceltecek kitap!
Böylesi kitaplara ve okumaya ne kadar yakınız?
Kitaptan insanlık ve uygarlık payımızı alabiliyor muyuz?
Nasıl bakıyoruz kitaba?
Kaçta kaçımız, gerçek anlamda kitaplı ki, kitaplı toplumun oluşmasına
omuz versin, kitapsızlığa karşı dursun?
Bir bölümü çağın gerek ve gerçeklerini işleyen kitabı; ötekisi
inakçısını yeğliyorsa, orada üretken kitap sevgisi yaratılabilir mi?
Kitap okumak ciddi bir iş:
Uzun süreçte gelişebilen beyinsel bir etkinlik.
Çağından öncesinin, çağının, hatta geleceğin düşünürleriyle akrabalık
kurmak, onlarla beyinsel alışverişe girmek, aldığı kazanımlarla,
düşünce dünyasını varsıllaştırarak sorumluluk bilincine ulaşmaktır.
*- O GÜNDEN BU GÜNE…
Sözünü ettiğimiz okuma, kitaplılık, kişisel çaba ve alışkanlık ister.
Ama onun ortamının, özenisinin yaratılması, kişiyi aşar bir yerde:
Matbaa, bize kaç yıl sonra girdi?
Cumhuriyet’e kadar kaç kitap basıldı?
Onların türü ve içeriği neydi?
Cumhuriyetle başlayan dünya klasiklerinin dilimize kazandırılışının
önü nasıl kesildi? Soruları üzerinde düşündüğümüz zaman, yanıtları,
hiç de iç açıcı değil.
Belleğim beni yanıltmıyorsa, Ali Dündar’ın bir yazısında okumuştum:
Üniversitelerimizden birindeki sormacada, öğrenciler Robenson Kruzo’yu
devlet başkanı sanıyor; önemli bir çoğunluğun yanıtı öyle.
13-14 yaşlarındaki çocukların kitabı o.
*- KİTABA ÖZEN ORTAM VE KOŞULLARINI YARATTIK MI?
1. Yazılı kültür dilden alır gücünü. Kitap, dille işler düşünceyi.
Dilde özleşmenin bizleşmeye karşı durduk. Dilin, dolayısıyla
düşüncemizin boyutlanmasını önledi birileri.
2. Anadilini, bilgi dersi gibi okuttuk. Türkçe-edebiyat derslerini bir
düşünüş eğitimi olarak işlemedik, düşüncenin matematiğini yaptıramadık
okullarımızda.
3. Yeteri kadar ve yetkin anadili öğretmeni yetiştiremedik.
4. Önceleri anadili derslerinden başarılı olamayanlar, bir üst sınıfa
atlayamazken, borçlu sınıf geçmeyi uygulamaya koyduk.
5. Önceleri okullarımıza, dünya klasikleri, düşünsel kitaplar, bir
ölçüde girerken, onları devreden çıkardık.
6. Beynin ifadesi olan kompozisyonu, sıradan, göstermelik ödeve dönüştürdük.
7. Bir üst okula geçişteki kompozisyon sınavlarını kaldırdık.
8. Liselerimizde edebiyat derslerini, edebiyat tarihi metoduyla
okuttuk. Gençlerin anlayamayacağı ölü metinlere bağlandık. .
9. Yaşayan edebiyat, çağdaş yazarlar, okul kitaplarına alınmadı.
Alınanları varsa, yıl sonuna bırakılıp ıskalandı.
10. Gerçek yaşamın, içinden geçtiğimiz olguların işlendiği kitaplar,
okullarımıza sokulmadı.
11. Türkçe sözcükler, dolayısıyla anadilimiz, çağımızı ve gerçeklerini
işleyen kitaplar yasaklandı. Suç öğesi sayıldı.
12. Çağa yönelik eğitimin önü kesildi. Eğitimimiz,
imam-hatipleştirildi. Yaşanan dünyadan öbür dünyaya yönlendirildi.
13. Yazarlar tutuklandı, kitaplar yasaklandı.
14. Kitabın ne olduğunu anlayacak bir kuşak yetiştirmekte yaya kaldık.
15. Kitabı düşünce kaynağı olarak algılatacak kültürleşme sürecinin
önü kesildi. Zaman zaman devletin politikası oldu bu tutum.
16. Bir kesim semirtildi, ötekisi sömürtüldü: Yaşam kavgasına
koşulanların kitabı yönelecek hali kalmadı.
17. Kitaptan değer kazananlar ön almıyor; sömürü, soygun, vurgundan
palazlananlar yeğleniyordu. Salt özdeksel rahatlığa yönelen
gençlerimiz, ikincileri örnek ediyordu.
18. Kitapla geçimi sağlayan kaç insanımız vardı ki, gençler bunlara özensindi?
19. Uçuk-kaçık kitaplar, allanıp pullanıp piyasa sürülüyorsa, gerçek
kitaplara, ne kadar alan kalıyordu?
20. Belli bir çevrenin düşüncelerini işleyen kitapların içinde, ne
kadar kendisini, düşlerini bulabiliyordu insanımız?
21. Ömründe bir kez olsun, üniversite açılışına gitmemiş, fakat bir
kebapçı dükkânının açılışını ihmal etmemiş bir Cumhurbaşkanı görmemiş
miydik?
22. Red-Kit okuduğunu söyleyen bir başkasını vizyon sahibi, çağ
atlatıcı saymamış mıydı, aydınlarımız, medyamız?
23. İletişim araçlarımız, gerçeğin haberlerini mi sunuyordu
insanımıza, yoksa çıkarına uygununu mu? Bilgilendirme, eğitme görevini
yerine getiriyor muydu? Promosyonlarının arkasında sürüklemekten başka
ne veriyordu insanımıza?
24. Yasların pençesine düşmeyen vurguncu, soyguncu, banka
batırıcısından çok muydu, yayımcılıktan batan, kaleminden ötürü başına
belâ gelen sayısı?
25. Kitaplardan edindiği değerlerden ötürü, toplumun saygın yerlerine
kondurulmuş kaç kişiyi örnek gösterebilirdiniz?
26. Ekmeği olmayanın, kitabı olur muydu?
Beklentisi kesik, umarı bitik insanları, inakçı kitapların sürüsü
durumuna düşürünüz ancak.
*- ZAMANINIZ VAR
Bir kitap sayfasında 250-260 sözcük vardır.
Spikerler dakikada 120-140 sözcük okur. Göz okumasıyla bu sayı 200’e
kadar çıkartılabilir.
Süze süze üç dakikada bir; bir saatte, rahat rahat 20 sayfa okunabilir.
Günde iki saat okusanız, 40 sayfadan düşünce, izlenim devşirirsiniz.
Bu hesapla bir yılda 15.000 sayfadan kazanım alır, kafanızı beslerseniz.
Bir kitabın ortalama 150 sayfa olduğunu kabul edersek, yılda yüz
kitapta düşünürlerle, yazarlarla, şairlerle kavgasız gürültüsüz
söyleşir, kendinizi çoğaltırsınız.
Zor demeyin;
İçki sofralarından, kahve sohbetlerinden biraz zaman ayırmanız yeter.
Zor koşullarda, bozuk moralle nasıl okunur, diyorsanız, Maksim
Gorki’den başlayın işe. Hangi koşullarda okumuş, büyük yazar olmuş
göreceksiniz.
Kahve, meyhane dostlarından daha sevimsiz değildir Gorki.
Her şeye karşın insan olmanın, uluslaşmanın yolu kitaplardan geçer.
Kitaplı mutsuzluk, kitapsız mutluluktan çok çok üstündür.
Dünyayı değiştiren, ergin dostlarınızla karşılaşacaksınız kitaplarda.
Onlar sizinle kavga etmez, gammazlamaz sizi.
Hiç kıskanç değildirler, hep verirler.
Böylesi yoksulluk, kirli varsıllıklardan üstündür hem vallahi, hem billahi.
En azından, ham geldiğiniz dünyadan insan olarak göçersiniz:
Bana inanmıyorsanız, Tanrı sizi kitapsız mutluluktan korusun diyorum.
Osman Bolulu’ya bu eser niteliğindeki yazısı için teşekkür ediyorum.
*- ATATÜRK’Ü HİÇ ANLAMAMIŞLAR!
Atatürk diyor ki:
“Gerçekten memlekete hizmet etmek isteyenlerin kalbi açık olmalıdır;
açık söylemelidirler. Millet ile, milleti yönetenler çok açık
görüşmelidirler. Olan şeyler ve yapılacak şeyler olduğu gibi ifade
olunmalıdır. Yoksa, safsatalar ile milleti aldatmak, onu birbirine
düşürmek demektir. İlkemiz, daima millete karşı gerçekleri ifade
olmalıdır. Milleti aydınlatma, bu demektir. Millete gerçeği
açıklayanlar, kendilerinin de aldanmadığına emin olmalıdır.
Arkadaşlar, benim bütün yaşamımda izlediğim yol budur!”
Mustafa Kemal Atatürk, 1923»
Kaynakça: Mahmut Soydan, "Gazi ve İnkılâp" Milliyet gazetesi, 8.12.1929, s.1
*-
Yorumlar yükleniyor...