POTANSİYEL YAZARLAR HARCANIYOR
Köşe Yazısı

POTANSİYEL YAZARLAR HARCANIYOR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
02 Sep 2026 8 dk okuma 157

*- ÖZEL ŞİFRELİ Dünyanın en büyük yayınevi Penguin Random Hause, yılda yaklaşık yirmi bin kitap basıyordu ve brüt geliri beş milyar doların üzerindeydi. Amerika’nın merkezi, Midtown Manhattan Broadway’de bulunuyordu ve Random House Kulesi olarak bilinen gri camdan bir gökdelenin yirmi dört katını kapsıyordu.

Şimdilerde yine birinciliği elinde tutuyor mu, tam bilmiyorum.
Ama bildiğim bizde de, özellikle son yıllarda kitap satışları
düşmesine oranla, yaşamını ve hikayesini kitap haline getirmek
isteyenlerin sayısında önemli bir artış var.
Bu kitaplar satılıyor mu?
Eşe dosta, yakınlara ve de belirli yerlere dağıtılıyor o kadar…
Eski yıllarda gazetelerde ‘musahhih’ yani ‘düzelticiler’ bulunuyordu,
Türkçe ve eski Türkçe’yi iyi bilenler.
Şimdi yerlerini ‘editörler’ aldı.
Bence yeterli değiller, çünkü çoğu Türkçe’yi bile bilmiyor, bunu
gazeteleri okuyanlar anlıyorlardır, çünkü hatalardan geçilmiyor.
Desenize o anlı şanlı, televizyonları, radyoları, yan kuruluşları olan
medya gruplarının tirajı büyük satışları ayaklarda sürüklenen
gazetelerdeki hataları usta meslektaşlarımdan Murat Eştürk de bıraktı…
Yayımlanan birçok kitap iz bırakmadan geçip gider, sadece birkaçı
okuyucuların zihinlerini ele geçirir, algı yaratanlar da bunun
içindedir ve ‘çok satanlar’ listesine girer.
İddia ediyorum, potansiyeli olan ama tanınmayı bekleyen çok insanımız,
yazarımız var, bunları ‘şanssızlar’ kadrosuna alıyorum.
Atalay Ergezen’in son günlerde gündeme aldığı gibi bazı ‘ezber bozan’
önemli kitaplar var ama nedense onların da okuyucuları yok gibi az.
Bizim insanımıza göre değil.
Şu önemli bilgiyi de paylaşmadan geçmek istemiyorum:
Amerika’da, Avrupa’ da daha doğrusu dünyanın birçok ülkesinde, birisi
‘şifre ya da yetkili kimlik belgesi’ olmadan şahsi belleğinize
giremez. Askeri güvenlik duvarı vardır. Korsan kitapçılığın artmasıyla
birlikte öyle ki, özel şifre, en değerli sayılan metinleri derleyen
eserin yazarı ile editöründe bulunuyor, yayınevlerinde diğer
çalışanlar bile bunu bilmiyor, giremiyor.
Eserler, güvenlik duvarlı, şifreli yazılıyor, derleniyor, kayda alınıyor.
Bir yedeği de sadece bir kişide, eserin yazarında bulunuyor.
Biz bunların yanından bile geçemeyiz gibi görünüyor.
Bizde ‘korsan kitapları’ kim basıyor?
Kitap satanlara sorun öğrenirsiniz!
Aynen ‘merdivenaltı’ denilen sanayi ürünlerinde olduğu gibi…
Bu sahte, ya da yan sanayi ürünlerini herhalde sen ben değil, yine
sanayi ile ilgisi olanlar üretiyor ve piyasaya sürüyor.
Bilmem anlatabildim mi?

*- EZBERBOZAN
Yazımın giriş bölümünde, önceki dönem spor yazarlarından bisikletçi
Atalay Ergezen’in  ‘ezberbozan’ yazılarından söz etmiştim.
İşte insanı düşündüren ama belki tembellik, belki alışkanlık, belki de
başka nedenlerle son makalesinden özetler alayım; Benim ilgimi çekti,
bakalım siz ne düşüneceksiniz?

Edebiyat dünyasında ‘George Orwell’ olarak tanınan İngiliz romancı,
gazeteci ve eleştirmen, totalitarizm karşıtı eserleri ve toplumsal
adaletsizlik eleştirileriyle ünlüdür. En bilinen yapıtları 1984 ve
Hayvan Çiftliği’dir.
Burma’da polislik, İspanya İç Savaşı’nda milislik gibi deneyimleri
yazılarına derinlik kattı. Sade dili, keskin gözlemleri ve demokrasi,
özgürlük vurgusu eserlerine damga vurmuştu.
1950 yılının başında ölümünden kısa süre önce 1949 yılında yazıp
yayınladığı ve 1984 yılında sinemaya uyarlanın filmin bir sahnesinden
replik alan sevgili Atalay Ergezen bizlerle paylaşmış, konusu itibarı
ile;
“Orwell şöyle demişti!;
‘Özgürlük, iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir.
Eğer buna izin verilirse, gerisi kendiliğinden gelir."
Eğer yönetici veya güçlü kişi size ‘iki kere iki beş eder’ diyorsa ve
siz korkudan ya da beyniniz yıkandığı için bunu kabul ediyorsanız,
zihinsel köleliğiniz tamamlanmış demektir.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde eserin kahramanlarından Winston
yakalanıp işkence gördüğünde, işkencecisi O'Brien ona parmaklarını
göstererek ‘iki artı iki beş eder’ gerçeğini sadece söyletmeye değil,
buna kalpten inanmasını sağlamaya çalışır.
Henüz 2+2 nin 5 ettiğini zorla kabul ettirmeye kalkan bir iktidar çıkmadı!
Aşırı nesnel düşünürsek ‘Orwell çuvalladı!’
Filmden bu yana,  son kırk yıllık kendi hikayelerimizi gözden
geçirdiğimizde, bu aritmetik sorunun yanıtını sadece 5 olarak değil,
6,7,8,9 gibi çeşitlemelerini dahi, hem de inanarak yuttuğumuz vakaları
hatırlayabiliriz.”
Atalay Ergezen’le  sevgili patronlarımdan Aydın Bilgin’e de anımsatayım:
Geçenlerde ben de bundan söz etmiş ve ben önceki yıllarda nedenini de
yazdığım gibi, 2 kere 2’nin bana göre 22(‘yirmi iki) olduğunu
yazmıştım.
Şimdi Atalay’ı okumaya devam edelim:
“2+2’nin 5 ettiğine tekabül eden acaba kaç başlık vardır, gönülden,
inanarak kabul gören?

*- KONTROL ALTINDA
Orwell gibi bir düşünce insanı, sadece bir döneme ve coğrafyaya ait
sorunla yetinecek çapsızlık yapmamıştır.
Daha derinlerdeki, temel bir kaynak noktayı işaret etmesi beklenir.
Kitap boyunca, kavramların içinin nasıl boşaltıldığından, gizemli ve
her şeyi kontrol eden bir iktidardan söz edilir.
Distopya trenine bindirdiği okuyucuya yine distopik bir sonla veda eder.
Orwell dünyaca ünlü bir başyapıt olan romanında; ana öykü boyunca,
hakkında bütüncül bir algı yaratmak istercesine, bir ‘kadın’ imajı
yerleştirir.
Winston, Parti sloganlarını sorgulamadan benimseyenlerin başında genç
kadınların geldiğini belirtir.
Romanda kadınlar, düşünce polisinden bile daha tehlikeli amatör
casuslar ve ihbarcılar olarak nitelendirilir:
"Parti’nin en bağnaz yandaşlarının, sloganları en kolay yutanların,
amatör casusların ve sapma avcılarının her zaman kadınlar, özellikle
de genç kadınlar olması çok doğaldı."
Parti, cinsel arzuyu yok edip bu enerjiyi Büyük Birader sevgisine ve
rejim düşmanlarına yönelik nefrete çevirir.
Bu kontrol mekanizmasının sembolü Genç Anti-Seks Birliği ve taktıkları
kırmızı kuşaktır. Julia ile ilk karşılaşmalarında Winston'ın ona
duyduğu öfke, kadının bu cinsel saflık ve rejim muhafızlığı zırhını
temsil etmesinden kaynaklanır.
Aile Kurumunun ve Anneliğin Yozlaşması
Totaliter sistem, annelik içgüdüsünü ve aile sadakatini yok eder.
Kadınların doğurduğu çocuklar "Hafiyeler" (Spies) örgütünde eğitilerek
annelerini ve babalarını en ufak yüz ifadesinden Düşünce Polisi'ne
ihbar eden canavarlara dönüştürülür. Rejim, annelik bağını bile Parti
lehine çözer.

*- ELEŞTİRİ ALDI
Orwell 'in kadınla ilgili resmettiği imaj o kadar belirgindir ki,
feminist yazarlar tarafından çok ağır eleştirilmiştir.
Orwell kadınla ilgili tanımını en çok, Winston karakterinin Julia ile
olan ilişkisinde açığa çıkarır.
Winston ve Julia’nın rejime karşı duruşları, amaç, yöntem ve felsefi
motivasyon açısından birbirine taban tabana zıttır.
Winston rejimi tarihsel ve felsefi bir hakikat arayışıyla sorgularken,
Julia bedensel arzuları ve anlık yaşam hakkını korumayı hedefler.
Winston: İsyanı zihinseldir; geçmişin tahrif edilmesine, Çiftedüşün
mantığına ve dilin yok edilmesine odaklanır.
Günlük tutarak hakikati belgelemeye çalışır.
Julia: İsyanı bedensel ve duyusaldır. Parti kurallarını kişisel
zevklerine engel olduğu ölçüde deler; gerçek çikolata, kahve, makyaj
ve cinsellik peşindedir. Winston onun için "yalnızca belden aşağısı
isyankar" der.
Julia: Teoriyle ilgilenmez, Goldstein’ın metni okunurken uyuyakalır.
Rejimi yıkılması gereken felsefi bir canavar olarak değil, atlatılması
gereken kurallar bütünü olarak görür.
Orwell "köleleştiren yöneticiler", "köleleşme sürecindeki
yönetilenler" distopyasının! römorkuna neden bir erkek ve bir kadın
yerleştirmiş olabilir?
Hem de bir çeşitlilik sunmadan, genelleştirmeye müsait bir üslupla
kadın ve erkek profili.

*- HER ŞEY KADININ ESERİDİR
‘Şuna inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının
eseridir’ sözü Gazi Mustafa Kemal Atatürk' e ait.
Orwell 'in sunduğu perkspektif ise arazinin mayınlarına projektör tutmuş gibi.
Şöyle bir önerme kabul edilebilir mi;
‘Genel olarak iyi yetişmiş neslin mimarı kadınlardır.
Olumsuzluklar sergileyen birileri varsa, onların mimarı erkeklerdir.’
Bir önerme daha:
‘Yöneten-yönetilen, sömüren-sömürülen, ezen-ezilen, yenen-yenilen,
döven-dövülen, kazanan-kaybeden çelişkileri tamamen yönetici zümrenin
keyfiyetindedir.
Konunun kadın-erkek-aile-bebek-çocuk süreciyle hiçbir ilgisi yoktur…’
Bu önermeleri 2x2=4 ile ya da 2x2=5 ile eşleştirmek serbest.
"Özgürlük, iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir.
Eğer buna izin verilirse, gerisi kendiliğinden gelir."
Orwell keşke, 2+2 nin 5 ettiğine dair kültürel kabülün kaç bin yıllık
olduğunu da bir yerlere iliştirseydi.
Ben de bu kısma Atalay Ergezen’in bu konuyla ilintili bir önceki
yazısının linkini iliştirip, ekleyeyim:
(https://www.facebook.com/atalay.ergezen.9/posts/2278058992967140?rdid=ENPsdW8rh7jsZzHD#
)

*- HIRSIZLIK DEĞİL Mİ?
Yazımı fotoğraf sanatçısı Ateş Akkor’un Kuşadası’nda çektiği fotoğraf
altına yazdığı notuyla kapatmak istiyorum:
“Sonbahar bu gün başladı...
Turizm mevsimi de bitti bitecek.
İhtiyar Ateş abi de görevi terk etmek üzere.
Arkamda, bir dükkanın üzerinde (görmemek imkansız) şöyle yazıyor;
 " EŞSİZ SAHTE SAATLER "
Şuna benziyor;
" çaldım ama ne güzel şeyler çaldım, gelin, alın"
Yaz boyu bunlarla uğraştım, çok da sopa yedim…
Fotoğrafa baktım yazı Türkçe değil, boydan boya İngilizce, vitrinde de
yüzlerce sahte marka saat…
Ben de sahibini merak ettim…


YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 367

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 220

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...