PARAN VARSA MESELE YOK!
Köşe Yazısı

PARAN VARSA MESELE YOK!

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
19 Nov 2025 16 dk okuma 147

*- OL DA! Dernekler network buluşmaları düzenliyor. Böylece üyeler birbirlerini yakından tanıyor, işbirliklerini geliştiriyor, yeni üyelerle güçleniyor… Organize işler bunlar! Acaba kaçımız, ya da siz bir derneğin üyesi misiniz? Çoğunluğumuz ‘hayır!’ diyecektir. Çünkü hep belirli kişiler buralarda hem yönetici hem de üye durumundadır. Paranız, çevrede itibarınız, ya da önemli bir işiniz varsa mesele yok! Mesela milyarların döndüğü Türkiye Jokey Kulübüne girme şansınız yüzde kaç? Milyard

*- KİMLER İÇİN

Hissetmek bazılarımız için çoktan da önemli!

Örneğin görme engelli bireyler için…

Bu insanlara, kolaylık sağlanmak için özel tasarımlar yapılıyor.

Kurslar düzenleniyor, terapi atölyeleri kuruluyor.

Yeterli değiller ama yine de yoktan iyi!

Düzenlenen bir atölyede, hissederek bağ kurmayı ve dans ederek özgürleşmeyi deneyimleyebiliyorlar.

ifade etme ve toplumsal yaşama aktif katılım olanaklarını güçlendiriyorlar.

Tabii ki; Çalışma, beden farkındalığı ve duygusal ifade üzerine odaklanan hareket temelli bir süreci kapsıyor.

Oturum boyunca ritim, nefes ve özgün hareketlerle bedensel deneyim destekleniyor.

PDR ve Dans Terapisti Mehmet Ballıkaya şöyle diyor:

“Dans, sadece eğlenme aracı değil, aynı zamanda duygu işidir. Sanayileşmiş toplumlarda insanlar duygularına da yabancılaşmış durumda.

Bu yabancılaşmayı aşmanın bir yolu da dans etmek.

Görme engellilerin toplumla bütünleşmeleri, sosyalleşmeleri, bir noktada toplum tarafından sınırlandırılmış durumda.

‘Görmedikleri için yapamazlar, öğrenemezler’ diye bir algı var ve bunun yanlış olduğunu göstermeliyiz.

Görmeden öğrenmek ve görerek öğrenmek arasında ciddi bir fark var. Dans, görme eylemli bir hareket. İnsanların, yapılan figürü öğrenmesi için görmesi gerekiyor ama görme engellilerde gelişen başka bir duyu organı var; onlar duyarak görmeye başlıyor.

Yaşamın kendisinde bir ritim var.

Bizler o ritmi yakalamalarını sağlayıp bedenlerine olan yabancılaşmayı aşmaya çalışıyoruz.‘

Ben dans edemem’ duygusunu onlardan almak istiyoruz.

Bir dans gecesine çok rahat gidebilirler.

Müzik çaldığında ‘yanlış yapıyorum’ kaygısını üzerinden atıp içinden geldiği gibi müziğin ritmi ile bedenlerini dinlendirebilirler.

Programa katılan ve ilk başta ‘ben yapamam’ diyenler çok iyi dans etmeye başlıyor…”

*- YILSONU DEĞERLENDİRMESİ

İş dünyasının önemli isimlerinden, Bertay Fişekçi, ‘yılsonu değerlendirmesi’ yaptı.

Daha çok tecrübesinden yararlanarak, önemli şirketlerde, önemli yerleri ve maaş artışı bekleyenler için önemli ipuçları veriyor.

Önce şu hatırlatmayı yaptı Bertay Fişekçi;

‘Yılsonu performans değerlendirme dönemi yaklaşıyor.

Terfi beklentileri, unvan tartışmaları, kıdem-maaş görüşmeleri, organizasyonel yapı değişiklikleri...’

Bütün devlet memurları gibi, önemli büyük firmalar, tabii holdingler, büyük küçük yüzlerce değil, binlerce kişiyi ilgilendiriyor.

Hatta, iş için kapıları aşındıran binlerce fakülte mezunu gençlerimizi, çocuklarımızı da ilgilendiriyor.

Tabii kendisine ders çıkarabilir, anlamaya çalışırsa!

Ben yazıdan, ‘Ekmek aslanın ağzında!’ sözünü anımsadım.

Bakalım sizler ne diyeceksiniz bu ilginç anlatıma?

Söz kendisinin…

*- BELKİ TERFİ EDERSİN!

Bertay Fişekçi anlatıyor:

Geçen hafta bir mentorluk görüşmemde, danışanım şöyle dedi:

‘Hocam, Kasım’da tekrar tetikleneceğim. Müdürüme 'benim için nasıl bir yol var?' diye soracağım.

Ama biliyorum, zihnimde ‘başarı delisi’ sabotajcım konuşmaya devam ediyor…

Tanıdık geliyor mu?

Başarı delisi sabotajcısı şunu söyler:

“Yeterince iyi değilsin.

- Daha fazla çalış.

- Daha fazla göster.

O zaman belki terfi edebilirsin.

Terfi edemezsen de, zaten değersiz olursun, kimse seni sevmez, saygı duymaz..."

Ve sen:

İşini iyi yapmak için ek çabalar gösterirsin, takdir almazsın, %100 verirsin ama hep %90'la kaldığını hissedersin.

‘Elimden geleni yaptım, fazlasını bile yaptım’ dersin ama yine de yetmemiş gibi gelir.

Sonra Kasım ayı gelir.

Toplantıya girersin ve şunu duyarsın:

‘Sana verebileceğim hiçbir geri bildirim yok.

Her şeyi çok güzel yapıyorsun ama ne maaş zammı yapabiliriz ne unvan verebilirim?’

O an ne olur?

‘Başarı delisi’ yargıçla birlikte bağırmaya başlar:

- Neyi yanlış yaptın?

- Neyi kaçırdın?

- Zaten yetersizsin, değersizsin.

- Bu şirkette zaten yükselme şansın da yok!..

*- KABUL ET ve DÖNÜŞTÜR

İş dünyasının önemli isimlerinden, Bertay Fişekçi, “Pozitif Zeka'da şöyle bir kavram var: Kabul et & Dönüştür!” diyerek, terfi bekleyenlere tecrübe ve bilgisini aktarmaya devam ediyor:

“İçinde bulunduğun ve sana ‘kötü’ gelen durumu olduğu gibi kabul et.

Sonra istersen onu bir öğrenme, büyüme fırsatına dönüştür.

Şöyle düşünebilirsiniz:

- Bu şirketin yönetimi böyle kararlar veriyor.

- CEO böyle istiyor.

‘- ‘Doğru ya da yanlış’ demek bana düşmez.

Peki bu durumdan ne öğrenebilirim?

*- GERÇEK HİKÂYE

“Kabul et & Dönüştür pratikte neye benzer?”

İş dünyasının önemli isimlerinden, Bertay Fişekçi sorunun yanıtını kendi üslubu ile veriyor:

Aynı danışanımın bir hafta sonraki deneyimi:

‘Hocam, bir tehdit gibi olabilecek bir şey hissettim bugün.

Organizasyonel yapıyla ilgili sezgilerim ve korkularım konuşmaya başladı.

Ama...Sakin kalabildim.

Kendi kendime dedim:

'Varsayım çıkarma şimdi. Bekle, bakalım.'

Hemen ona bağlar, bunu ona bağlar, arka arkaya tren gibi olumsuz senaryoları dizerim normalde.

Ama bu sefer yapmadım.

Durumu kabul etti:

- Bu şirket böyle!

Kontrolü ele aldı:

‘Ben varsayım üretmeyeceğim.’

Öğrenmeye odaklandı:

- Sakin kalabiliyorum artık. + Kendi yolumu çizebilirim…

‘Benim İçin Nasıl Bir Yol Var?’ sorusunu sormadan önce, Yılsonu değerlendirme toplantısına girmeden önce, kendinize şu soruları sorun:

- Ben elimden geleni yaptım mı?

Evet mi?

O zaman önce kendinizi tebrik edin, mini bir hediye de verebilirsiniz.

*- ALAN DEĞİŞİNCE

Danışanım şöyle dedi:

"İlk defa kendime dedim:

'Başka bir alandan gelmiş birisi olarak, yine de iyi altından kalktın. Elinden geleni ve fazlasını yaptın.’

Önce kendinize verin o onayı.

Başkasından beklemeden.

- Bu durumdan ne öğrendim?-

Belki terfi almadınız. Ama:

- İşinizi daha iyi yapabilmek için yollar buldunuz.

- Daha fazla makale okudunuz.

-İngilizcenizi geliştirdiniz.

- Kendi beceri gelişiminize odaklandınız.

Kabul et & dönüştür:

Bu rolünüzü yaparken daha fazla keyif almaya başladınız ve bu rolünüzü sonraki rolünüz için bir beceri & deneyim altyapısı olarak kullanmanın yollarını buldunuz.

Tebrikler…

*- BİLGE ZİHİN YAPISI İLE GİRMEK

İş dünyasının önemli isimlerinden, Bertay Fişekçi tecrübelerini aktarmaya devam ediyor:

“Yılsonu değerlendirme toplantısı sonuçları itibariyle sizi ‘yargılayan’ bir toplantı gibi görünebilir, bunu daha doğru yere oturtmak için bilge beyin ile o toplantıya girebilirsiniz.

Toplantı istediğiniz gibi geçerse ve takdir ve terfi alırsanız harika, başarı delisi sabotajcısını fazla şımartmadan acaba şirkete ve kendinize daha fazla değer katmak için neler yapabileceğinizi düşünebilirsiniz.

Toplantı ‘istediğiniz’ gibi geçmediğinde, sizin o anda ‘kötü' olarak niteleyeceğiniz bir organizasyon değişimi olacaksa veya size yeteri kadar değer verilmediğini hissettiyseniz veya terfi alamadıysanız…

Yine ‘bilge beyin!’ ile toplantıyı değerlendirebilirsiniz.

“O toplantıda ne olursa olsun bir gelişim fırsatı yaratacağım, sonraki rolüm için ne tür beceri ve tecrübeyi edinebilirim bakacağım ve aldığım geri beslemeleri hediye olarak değerlendireceğim” dediğinizde o toplantı sizin için sadece olumlu sonuçlar verir.

*- SONUÇ: KENDİNİZE SORUN

Kasım ayında o toplantıya girmeden önce:

- Ben elimden geleni yaptım mı?

Evet ise, kendinizi tebrik edin.

- Bu durumdan ne öğrendim?

Listeleyin. Büyümeniz ortada.

- Hangi sabotajcım devrede?

Fark edin, susturun.

- Bilge ne der?

Dinleyin.        

*- KENDİ DENEYİMİM

23 yıl kurumsal hayatta çalıştım. Siemens, Philips, GE... Hep terfi beklentileriyle yaşadım.

Bazen aldım, bazen alamadım.

En çok öğrendiğim dönem, ‘Alamadığım’ zamanlardı.

Çünkü o zaman sordum:

- Ben ne istiyorum gerçekten?

- Bu unvan benim için ne ifade ediyor?

- Mutlu olmak için neye ihtiyacım var?

Cevaplarım beni 6 yıl önce kendi işimi kurmaya götürdü.

Belki sizin için de cevap başka bir yerde.

Ama hangi cevabı bulursanız bulun, Bilge perspektifiyle bakın.

*- YAZARIN NOTU

Bu yazı, gerçek bir mentorluk görüşmesinden ilham alınarak yazıldı. Eğer siz de ‘benim için nasıl bir yol var?’ sorusuna Bilge perspektifle bakmak isterseniz, benimle 1:1 mentorluk görüşmesi yapabilirsiniz.

Pozitif Zeka eBook'um yeni yayınlandı

https://bertayfisekci.com/ucretsiz-pozitif-zeka-e-kitabi/

                                         

*- “ŞİİR, SAHNE SANATI DEĞİLDİR!”

Ş'air Yaar Asım Öztürk’ten aldım…

Şiir sahne sanatı değildir; öykü gibi, roman gibi.

Şiirde kitaptan, dergiden okunur.

Zaman zaman etkinlikler olabilir ancak bu etkinliklerin CHP belediyeler sayesinde, il il ilçe ilçe aynı kişilerin şiir sahne sanatıymış gibi sunulmaları son derece yanlıştır.

Ki kitapları ve dergileri etkisizleştirdiği düşünülebilir.

Madem bu kadar sahnecisiniz, niye CHP belediyeleri dışında cebinizden (ki yıllarca maaş aldınız bu belediyelerden) üç kuruş harcayarak bir etkinlik yapmadınız.

Ülkenin belli noktalarında liberal postmodernciler ya kültür bakanlığı ya da CHP belediyeler sayesinde etkinlikler yapıyor, dergiler çıkarıyor, kitaplar basıyor.

Ancak bu kişilerin hayata dair ne bir eylemde ne bir söylemde ya yoklar ya da en arkadan görünmeden kaçak kaçak arada gözükürler.

Bunlar banka dergileri emrindedir.

Çıkardıkları dergileri belediyelere yüzer yüzer satarlar.

Etkinlik sonunda da cukkalarını zaten almışlardır.

*- SADECE BİR DAKİKA

‘Bırakın yapsınlar!’ diyemiyorum, çünkü insanlar edebiyatı ve şiiri sahne sanatı sanmaya başladı.

- Hangi etkinliğe gittin, şu şairi dinledin mi? 

Kitaplar ve edebiyat dergileri satmıyor.

Ödüllerin 1 dakika sosyal medya etkisi var, hepsi o kadar.

Böylece hayatın dışına itilen bir edebiyat yaratmaya çalışıyorlar. Kapitalizmin de isteği bu zaten, hayata müdahil olmayan edebiyat, şiir, sendikalar oluşturup hayatı yönetmek.

Elbette Türk edebiyatı sahipsiz değil.

Elbette edebiyat bunlardan oluşmuyor.

Biz devrimci, Cumhuriyetçi, sosyalist/toplumcu gerçekçi edebiyatçılar mücadeleye devam ediyoruz.

Bizim yerimiz halkın sokaklarında püfür püfür esen dizelerdir.

Tarlada, fabrikada terini akıtan yoksul sınıfımızdır.

Yaşasın aşk, yaşasın şiir, yaşasın devrim.”

Bu yazı, Mayıs ayında Manisa’nın Salihli ilçesinde, “Şehir ve Edebiyat” dergisinde yayınlandı.

Büyük ölçüde gerçeği naklediyor.

Yalnız belli belediyeler ele alınmış…

Türkiye’de neredeyse tüm belediyelerimizde aynı sorun var…

Yani parti önemli değil, zihniyet önemli…

Harcanan paralar da bizlerin…

*- ‘HEP VAR OLMUŞ!’

Ödüllü Şair’den:

Enver Gökçe’nin ‘ToplumcuŞ Gerçekçi Şiir Ödülü’ için küçük bir teşekkür notu:

‘’Merhaba dostlar,

İnsan var olduğundan beri, en geniş anlamıyla gücünü emek-sermaye ilişkisinden alan bir erk ile muhatap. İsmi, cismi değişse de o hep var olmuş, var olmaya da devam ediyor.

Bana göre; toplumcu gerçekçi şiirin de çıkıp beslendiği yer bu ilişkiler bütünü.

Günümüzde toplumcu gerçekçi şiirin 80 öncesi gücünde ve yaygınlığında olmayışının nedeni ülkenin ve coğrafyanın yapısal sorunlarını görmezden gelip 'göz boyayıcı' bir 'dış cephe' giydirmeye girişilmesinden kaynaklanıyor.

*- ETKİSİNİ YİTİRDİ

Buna ek olarak, Türkiye’de insanlar 'duyar'' pentatlonu yaptıran, mevzusunu' çiğnemeden yutan bir gündem oburuna dönüştürüldü.

Sabahtan akşama her mevzunun bayatladığı bir coğrafyada 'toplumcu gerçekçi şiir' diğer edebi türler kadar 'raf ömrü olmadığı zannıyla' etkisini yitirdi.

Hâlbuki bizim gibi memleketlerin güncel değil kronikleşen 'düncel' sorunları vardır. Gücümüzü binayı süslemek yerine biraz da güçlendirmeye harcasaydık bu kadar büyük yıkımlar yaşamazdık sanıyorum.

Elbet, kelebeğin kanadına şiir yazacağız.

Ama hep bir ağızdan hep kelebek kanadı yazarsak ormandaki yangını kim duyuracak?

Enver Gökçe ve nice dertdaşın hatırasına saygı ve sevgiyle...”

*- DAHA AÇ, DAHA AÇIKTAYIZ

Hasan Ulaş yazıyor:

“Hep aynı şey, kapatıp açınca düzelmiyor, değişiyor çağ!

Yenilenmiyor, yineleniyoruz…

Milyon yıl geçmiş

Bugün gibi mağara duvarındaki resmimiz

Arslan ekmeğin ağzında

O, günden daha aç daha açıkta daha az eşitiz

O zaman sadece ölüm vardı

Şimdi; toplum, devlet, tanrı ve daha bir sürü şey…

Vusul baki usûl hâkî…

Taştan, tuşa

Otomat önlerinde güdülmek için ermişiz

Sini değil sine değil disko topu dünya

Eli kolu uzunlar dereke dereke doyuyor burada…

*- SONUNDA….

Güler Dost ‘Kadınlar için’ bir derleme yapmış:

Ruslar;

- Her kadın bir damat için doğmuştur. Tanrı karısını dövenin rızkını artırır.

Almanlar;

- Yeryüzünde iki iyi kadın vardır: biri daha doğmamıştır, diğeri de ölmüştür.

Bulgarlar;

- Kadın şeytandan beterdir.

İranlılar;

- Kadın iblisin kamçısıdır.

Hintliler;

- Kadın cehennemin baş kapısıdır.

Araplar;

- Kadınlar yarı beyinlidir. Saçı uzun aklı kısadır.

Yahudiler;

- Bir erkeğin istemeyeceği üç şey: bahçesinde biten yaban otu, şarabında sirke, evlatları arasında bir kız.

İngilizler;

- Bir kadın evden üç kez çıkabilir: vaftiz edilmek için, evlenmek için, gömülmek için.

Fransızlar;

- Zengin bir erkek, hiçbir kız veya kadın için hiç bir zaman çok yaşlı değildir, derken,

Osmanlı coğrafyasında da kadın, ‘erkeğin elinin kiri’ olarak görülürken yeryüzünde ilk kez bir lider ve bir devletin kurucusu;

‘Yeryüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir’ diyerek dünya kadınlarını onurlandırıp,

"EY KAHRAMAN TÜRK KADINI, SEN YERDE SÜRÜNMEYE DEĞİL, OMUZLAR ÜZERİNDE GÖKLERE YÜKSELMEYE LAYIKSIN" diyerek Türk Kadınını ayrıcalıklı bir yere koymuştur…

O'nun kurduğu devletteki kadınların, "Ben Atatürk'ü sevmiyorum" diyebilmesi, insanın kendi varlığını inkar etmesinden öte bir şey değildir.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

EN BÜYÜK ÖDÜL

*- YANILGI Hayatın en büyük yanılgılarından biri, mutluluğu “bir gün”e ertelemek. Oysa zaman geri alınmıyor; yaşananlar silinmiyor ve hangi günün son günümüz olduğunu bilmiyoruz. Kendine iyi gelmek için hayatının kusursuz bir hale gelmesini bekleme. Çünkü bazen hayatı gerçekten yaşamak, ‘sonra’ dediğimiz şeyin hiç gelmeyebileceğini fark etmekle başlar. Sağlıklı ömürler diliyorum…

26 Oct 2026 221

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 378

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 222

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 175

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...