ÖYLE OLMAZ BÖYLE OLUR
Köşe Yazısı

ÖYLE OLMAZ BÖYLE OLUR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
28 Jun 2026 6 dk okuma 186

*- HERKES KANDIRILIR Bir önceki yazımda, ‘Bakalım bisiklet sevdalısı Atalay Ergezen bu satırlarıma nasıl yanıt verecek?’ diye sormuştum. Yanıt hemen geldi! ‘Yaşar Eyice abi. Başımıza bela olan ne varsa, altından "normallerimiz" çıktığı için; konuyla ilgili konuşmak, otomatikman "anormalleşiyor". Bir de bunun sözde kalmayıp, gündelik yaşama yansıdığı durumda neler olur? Eskidenmiş, doğru söyleyeni köyden kovmak. Şimdi, evden kovulmayı dahi göze almadan, doğru yaşamaya kalkm

*- HEDEFE ULAŞTIRIR

Emekle bütünleşik olan BİSİKLET, hem birebir kişiyi, hem mahalleyi,
hem köyü, hem çevreyi selesine alıp hedefine ulaştırır.

Enerji kaynağı ne hurafelerdir, ne ideolojilerdir, ne partiler, ne
efsaneler, ne de güç ve para.

Tek kaynak; insan.

İnsanın kendine ait gücü, kendine ait iradesi, kendine ait özgüveni,
kendine ait sorumluluğu, kendine ait yaşama sevinci.

Bisiklet gezegeni de hedefine ulaştırır.

Alıntıladığın başlığın şöyle bir versiyonu da olabilirdi:

"Sürdürülebilir gezegene bisiklet sürerek ulaşılır"

Bisiklet kullanmanın ekonomiyi batıracağı ironisi, çarpıcı bir
hatırlatma ve davet.

Hem de, vahşi tüketim ekonomisinin tröstlerine karşı bir direniş
teklif edip madde madde bisikletten zarara uğrayacak yapıları
sıralayan...

Trajik olan şu ki; bu yol ayrımlarında belirleyici olan; para ve güç
sahibi odakların stratejik kararlarının değil, vazgeçmekte
zorlandığımız "normallerimiz".



*-

Elbette çağın gereği her tür araç olacak trafikte.

Motorlu taşıt üreticileri de, ilaç sektörü sahipleri de birer insan.

Kendileri için doğru olan ile sokaktaki insanın bulacağı doğrunun
çelişmemek durumunda olduğunu onlar da biliyorlardır.

Ama durum hiç vahim değil.

Hem dünyada hem Türkiye 'de, ‘normalin!’ dışına çıkıp iki teker ile
kendine yeni bir yaşam tanımlayan o kadar çok insan ve gruplar var ki,
kimsenin gazına gelmeyen...

Çok çok değerli, takip etmekle bile yetişilemeyecek bilgi birikimi,
sunumlar ve yaşantılar var, bisikletle ilgili.



*- BİR İMZA VER!

Benimkisi, bisikletin, birçok disiplinin merkezine oturup her biriyle
bağlantıları olan, insanın ateşten sonra bulduğu en değerli icat
olduğuyla ilgili veriler toplayıp, ilişkilendirip paylaşmak.

Mağaranın içinde yakılıp söndürülmeyen ateş, içten yanmalı motorların
görünmeyen ateşine dönüşüp egzoz dumanıyla kendini belli ettiyse...

Bu ateşin içimizi yakan fazlalığını söndürecek olan da hava soğutmalı BİSİKLET.

Senin yazılarındaki, başlıkların armonisini duyabildiğimde hem
mutluluk hem ufuk açıcı tetikleme oluyor bende.

Hani şair der ya, çocuğun dilinden;

"Teyze, amca bir imza ver"

Sonradan gördüm bu apaçık ayrıntıyı.

Evin dışına sesleniyor çocuk.

Ümitsiz alana başını geri çevirmeden.

Sokağın, caddenin, şehrin, ülkenin yetişkinlerine;

"Madem büyüksünüz. Zor durumdayım. Bir imza verin"



*- ‘BEĞEN’ VERİN

Binmeseniz de bir bisiklete, hiç binmeyecek de olsanız.

Bir imza verin.

Kişilerin, isimlerin hatırına değil.

Bir fikrin, bir iradenin, bir içeriğin, bir yolculuğun adına.

Hem de rüya alemlerinde uçuşan illüzyonlara değil, sağlamca yere basan
tekerlere, ritimle melodiyle pedal çeviren ayaklara bir beğen verin.
bi imza verin.

Sosyologlar, Antropologlar, Tıp doktorları, Hukukçular, Pedagoglar,
Psikologlar ‘normallerimizin!’ örümcek ağından sıyrılıp insan gibi
yaşama yolculuğuna katkı sunmaya başlayana kadar bir imza verin.



*- İNSAN GİBİ

Üstadın affına sığınarak;

"Hiroşima da

Yaşayan bir ölüye dönüşeli

Oluyor bir on yıl kadar

Büyümemeye müebbet

Nesnelere kavuşma uğruna

Nesneleştirdiğiniz ben

Kapınızı çalıyorum

Ölmemek için bile değil

İnsan gibi yaşamak için

Bir imza ver

Çocuklar korkutulmasın

Pedal da çevirebilsinler"



*- ATATÜRK’ÜN DEHASI

Ayasofya Camii’ni 1936 yılında tapusunu Ayasofyayı Kebir Camii Şerif,
sahibini de Fatih Sultan Mehmet Vakfı olarak kaydeden de Mustafa Kemal
Atatürk’tür.

Atatürk, 24 Kasım 1934 de Ayasofya camiini müzeye çeviren kararnameyi
imzaladı, fakat Resmi gazetede yayınlatmadı.

Bu manevrasıyla;

Ortodoks olan SSCB, Yunanistan, Bulgaristan vd ülkelerin Ayasofya
üzerindeki emellerini hoşnut ederek Montrö boğazlar sözleşmesi için
destek istedi ve aldı.

20 Temmuz 1936 da Montrö boğazlar sözleşmesi, taraflarca imzalanarak
,Boğazlar Türk egemenliğine girdi.

Montrö imzalandıktan 4 ay sonra;

Atatürk,  19 KASIM 1936’da Ayasofya’nın tapusunu cami olarak tapuya
tescil ettirdi.

Olayları tarih sıralamasına göre yorumlarsanız, Atatürk’ün dehasını ve
Ayasofya cami müze tartışmasına yanıt bulabilirsiniz.

Bir süre önce Ayasofya cami kararı alınınca. İBB’ye, meclisine,
Ayasofya’nın cami olarak plana işlenmesi için teklif verdiler.

Ancak, Ayasofya’nın Atatürk döneminde Cami olarak işlendiği ortaya çıktı.

Büyük önder Atatürk hedefine ulaşmış Montrö’yü imzalatmış, 2 yıl sonra
da 1938’de ebediyete intikal etmiş.

Cami Müze konusu ile Atatürk’e sataşma tartışmaları Atatürk’ün
dehasını anlayamayan okuma özürlü küçük beyinlerin işidir.



*- CİĞERİ YANINCA

Ankara savaşından önce Timur, Türk köylerini yakıp yıkan Ermeni
çetelerini yakalayıp, huzuruna getirdi.

Ermeni çetecilerine; "Öldürmek iyi midir ?" diye sordu.

Korkudan cevap veremediler.

Timur devam etti; "İyi olmasa öldürmezdiniz. Bebedeki çocukları kıtır
kıtır kesmezdiniz. Yapmaktan hoşlandığınız bir işin size de yapılması
caiz değil midir? Kendinize iğneyi sokmadan başkasına çuvaldızı
sokmamalıydınız.

Mademki halt ettiniz, şimdi siz de çuvaldızın nasıl can yaktığını
öğreneceksiniz."

Timur emrini verdi.

Çeteleri onar kişilik gruplara ayrıldılar.

Hepsinin başları iple bacakları arasına sıkıştırılmıştı.

Gruplar çukurlara dolduruldu.

Çukurlar dolunca üzerlerine tahta örtüldü.

Tahtalar da toprakla kapatıldı.

Timur, Türk’e zulmedenin sonunun bu olduğunu söyledikten sonra, tarihe
yazılan şu sözleri söyledi;

"Bir gün tarihçiler bu yaptıklarımı biçimsiz kelimelerle yazacaklar ve
beni ayıplayacaklardır.

Fakat onlar kuru kamışı mürekkebe daldırıp akıllarına geleni çizenler
4 bin değil, 4 kere 100 bin değil, 400 bin kere 100 bin baldırı
çıplağın bir Türk’ün aşık kemiğine değmeyeceğini bilseler ve benim
yanmış Türk köyleri, kazığa vurulmuş Türk kadınları, duvarlara
mıhlanmış Türk çocukları önünde ciğerimin nasıl yandığını sezseler
biraz insaf ederler, beni kötülemezler !"

Kaynak; Şerafeddin Ali Yezdi ( 15. yüzyılda İran'da yaşamış Farslı
tarihçi) (Timur Devleti tarih yazarı)*-

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 367

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 220

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...