ORTA ASYA'DAN ANADOLU'YA
Köşe Yazısı

ORTA ASYA'DAN ANADOLU'YA

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
24 Mar 2026 14 dk okuma 148

*- BİNLERCE YILDIR Sayemizde mevsimler değişti! Ramazan Bayramı sırasında, sözde ‘nevruz’ kutlandı. Sözde ‘bahar’ geldi! Sanki karakışta gibiyiz… Havalar bir gün iyi, beş gün kötü… Tabii felaketler bir gün orda, bir başka gün başka yerde… Normal karşılıyoruz bu değişiklikleri…

Neyse ben kısaca ‘nevruz’dan söz ederek yazıma gireyim.

Nevruz, kökeni binlerce yıl öncesine dayanan, Orta Asya’dan Anadolu’ya, Orta Doğu’dan Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafyada kutlanan kadim bir bayramdır.

Farsça “yeni gün” anlamına gelen Nevruz, 21 Mart’ta gece ile gündüzün eşitlendiği, baharın başladığı ve doğanın yeniden canlandığı günü simgeler.

Türk kültüründe de önemli bir yere sahip olan Nevruz, aynı zamanda Ergenekon’dan çıkışın, yani özgürlüğün ve yeniden doğuşun sembolü olarak kabul edilir. Bu yönüyle Nevruz; birlik, beraberlik, umut ve yenilenme bayramıdır.

Toprağın uyanışını, doğanın dirilişini ve yeni başlangıçları müjdeleyen Nevruz; insanlar arasında dostluğu pekiştiren, kırgınlıkların unutulup sevgi ve hoşgörünün ön plana çıktığı özel bir gündür.

Nevruz Bayramı’nın tüm insanlığa sağlık, huzur ve bereket getirmesini diliyorum.

Baharın taze umutlarıyla birlikte yeni başlangıçlara kapı aralayan bu güzel gün, hayatınıza mutluluk ve aydınlık getirsin. Nevruzunuz kutlu olsun!

*- URLA İSKELESİNDE YARIM KALAN BİR AŞK

İçimizden biri Jano Çavuşoğlu İzmir’in Urla iskelesindeki bir aşkı anlatmış.

Aslında tarihi bir gerçek dile getirilmiş

İsimler gerçek mi, bilmiyorum…

Bildiğim tarihi bir gerçek var.

Konu çok güzel, bir noktada ironi olarak ele alınmış.

Aslında konunun meraklısı çok.

Bunu bildiğim için paylaşıyorum.

İsteyen herkes kendine göre yorum yapabilir.

Şimdi Jano’nun, gerçekçi hayaline gidelim:

“Limandan bakınca her şey yerini bilir.

Büyük gemiler nerede durur, kayıklar hangi tahtaya bağlanır, evler kime sırtını döner…

Denizden bakınca karanın yalanı olmaz.

O pazar sabahı kayığı erkenden bağlamıştım.

Urla’nın balıkçı iskelesi daha uyanıyordu; tahta döşemeler gece serinliğini bırakmamıştı.

Ağlar iskelede kuruydu, ellerimde tuz, üstümde yosun kokusu vardı. Kayığın adını, babamın koyduğu gibi, tahtaya sürterek okudum:

Agapi.

Ben Yorgos Karamanlis.

Urla’da doğdum, Urla’da balık tuttum.

Başka bir yer bilmem.

*- İLK BAKIŞTA

Limanın öte yanında çan sesi yükseldiğinde adımlar yavaşladı.

Kayığı sağlamca bağladım ve taş basamaklardan kiliseye doğru yürüdüm.

İçerisi serindi.

Mumlar titriyordu.

Taş duvarlar deniz kokusunu tutmuş gibiydi.

Ön sıralarda bir kız vardı.

Limana bakan tarafta oturuyordu.

Başını hafif eğmişti ama gözleri ikonaların üzerindeydi.

Tam o anda başını kaldırdı.

Bakışlarımız kilisenin serinliğinde birbirine değdi.

Adını o an bilmiyordum.

Ama içimden bir ses fısıldadı:

Eleni!

*- KİMLERDEN?

O an içimde bir şey yerinden oynadı.

Sessiz ama geri dönüşsüz.

Bu kız buraya ait, dedim.

Limana, bu kıyıya, bu rüzgâra.

Papaz konuşuyordu ama kelimeler kulağıma ulaşmadı.

Halatların gıcırtısı vardı kulaklarımda.

Çıkışta onu yine gördüm.

Kiliseden ayrılırken arkasına bakmadı.

Limanın karşısındaki iki katlı, sütunlu evin balkonuna çıktı.

O ev Urla’da herkesin bildiği evdi.

Andreadislerin evi.

O günden sonra kayığı hep aynı tahtaya bağladım.

Her pazar kiliseye gittim.

Ve öğrendim:

Eleni Andreadis.

*- HUZURLARI GİTTİ

Bazen balkonda durur, bazen perdeyi aralardı.

Selam vermedik.

Ama Urla küçük yerdi; bakış yetiyordu.

İnsan bazen Tanrı’yı değil, bir ihtimali arar.

15 Mayıs 1919 sabahı Urla limanı erkenden uyanmıştı.

Deniz sakindi; insanı aldatan bir sakinlik.

Haber karadan geldi.

Yunan ordusu İzmir’e çıkmıştı.

Limanda kimse bağırmadı.

Kimse sevinmedi.

Konuşmalar yarım kaldı.

Halatı gereğinden fazla çektim.

Bu, dedim içimden, bizim huzurumuzu alacak.

Ben asker değildim.

Ben Yunan değildim.

Ben Urla balıkçı iskelesinin adamıydım.                                    

*- ANADOLU RUMLARI

Aynı sabah Eleni’yi yine balkonda gördüm.

Evden ağır adımların sesi geliyordu.

Babası, Dimitri Andreadis, evin içinde dolaşıyordu.

Sonra o cümle geldi kulağıma.

Rüzgâr mı taşıdı, kalbim mi uydurdu bilmiyorum:

“Biz Rum’uz… ama Anadolu Rum’uyuz.”

Devamını söylemedi.

Gerek de yoktu.

Kimse ayırt etmeyecekti.

*- HEP AYNI YERE

1919 ile 1921 arasında zaman Urla’da bekledi.

Zeytinyağı küpleri limandan gemilere yüklendi.

Önce ‘ticaret’ dediler, sonra hazırlık olduğu anlaşıldı.

Evlerden sandıklar çıktı.

Selamlar kısaldı.

Bazen balıkçı iskelesinin ucunda yan yana durduk.

Konuşmadık.

Çünkü bazı ayrılıklar sözle olmaz.

Söylenmeyince başlar.

Ben her sabah Agapi’yi aynı yere bağladım.

Eleni bazen balkona çıktı, bazen çıkmadı.

Varlığıyla yokluğu arasındaki fark azaldı.

*- KAÇTILAR

Eylül 1922’de sabah liman alışılmadık bir sessizlikle uyandı.

Türk ordusunun İzmir’e girdiği haberi geldiğinde Urla’da kapılar sessizce kapandı.

Andreadisler o gün hazırlandı.

Onları son kez limanda gördüm.

Çeşme yönüne gidecek küçük bir tekneye bindiler.

Oradan Sakız’a geçeceklerini herkes biliyordu.

Eleni tekneye binmeden önce durdu.

Limana, kiliseye, balıkçı iskelesine baktı.

Bana bakmadı.

Ama ben biliyordum.

*-  HEPSİ SAVRULDU

Tekne ayrılırken deniz sakindi.

Bu en ağır olanıydı.

Ben kaldım.

Kayığım kaldı.

Ama balığa çıkmadım.

Bir sabah balıkçı iskelesinin ucunda oturdum.

Mendilimi cebimde sıktım.

“Biz burada yaşadık,” dedim.

O gün Agapi sahipsizce tahtalara vurdu.

Akşamüstü rüzgâr çıktı.

Ben geri dönmedim.

Deniz aldı beni.

Urla sessiz kaldı.

*- EVET AMA…

Aynı gün Eleni başka bir limandaydı.

Tahtalar vardı, kayıklar vardı ama Urla yoktu.

Gözlerini kapadığında kendini yine balkonunda gördü.

Aşağıda benim kayığım.

Bir cümle geçti içinden:

“Biz bu kıyının insanıyız.”

Ağlamadı.

Bazı acılar sessiz yaşanır.

Şimdi limandan bakınca hâlâ net görüyorum.

Balıkçı iskelesi duruyor.

Tahtalar değişti, insanlar değişti.

Deniz aynı yere vuruyor.

Burada Yorgos yaşadı,

Eleni bekledi, ve bir hayat tamamlanmadan kaldı.

Bazı aşklar yaşanmaz.

Hatırlanır…”

(Jano Çavuşoğlu)

*-  ‘TÜKETİYORUM!’, ÖYLEYSE VARIM…

Şimdi de Urla’dan, bir başka sahil beldemiz Foça’ya gidelim.

Meslektaşım Olkan Özkır, aynen Jano Çavuşoğlu gibi güzel makaleyi kaleme almış.

Foça Gazetesi’ndeki yazıyı okuduktan sonra, ‘Nasıl buldun?’ diye sordu.

‘Çok güzel’ oldu yanıtım.

Özetleyerek paylaşayım:

“Kişisel ikbal hesapları için yaşayanlar, ekmek elden su gölden gelsin, yaşayanlara karşın, karakterli, onurlu ekmek parası derdindeki iyi bir adam bile adaletin peşine düştüğü zaman kötü bir adama dönüşebiliyor (dönüşme ihtimali kaçınılmaz/olabilir).

İnsanın hayata karşı ilkeleri doğrultusunda bir duruşu, değerleri doğrultusunda da toplumdaki yaşamında sevgiyle var olmalı.

Descartes ‘düşünüyorum, öyleyse varım’ der.

Kapitalizm de bize yeni bir şey öğretti.

‘Tüketiyorum, öyleyse varım.’

Tercih meselesi ister öylesin, ister böyle de olsa, gerçek ve doğru tekdir.

*- İNSAN OL

Şu son günler de hep duyuyoruz birbirine karşı ilk nefeste ‘insan mısın sen? insan ol..’ vs…

‘İnsan’ kelimesi ne anlama geliyor?

Ne anlama geldiğini biliyor musun?

Hiç düşündün mü?

Kur’an’da, ‘İnsan’ kelimesi ‘nisya’dan türemiş.

‘unutan varlık anlamında” insan kökünden, kendisine öğretilen varlık anlamında înâs mastarından veya ‘çok hareket etmek’ manasındaki nvs kökünden türediği söylenmektedir...

Bizim en kadim hakikatimizdir bu.

İnsan olarak nerden geldiğimizi, kim olduğumuzu ‘unuttuk’ ya da kim olduğunu unutanlar; insan beyni unutur, ancak kalbi unutmaz.

*- DURUM BÖYLE

Yeni bir, bin yıla girdiğimiz şu yıllarda, insan olma haysiyetini yitiriyor muyuz ne?

Adeta herkes birbirine kin güdüyor.

Memlekette de Dünyada da durum bu…

Bir asırdır değişen bir şey yok gibi,  oysaki sevgiyle var olmalı.

İnsanda, hepimizde güvenli alanlara sığınma isteği vardır.

Başkalarının ıstırabı karşısında insan yüreği bu kadar duygusuz kalırsa her şey boşunadır.

İlber Ortaylı ‘farklı insanlar arayıp bulun, dünyanız değişsin’ diyor, ‘Bir ömür nasıl yaşanır’ kitabında.

Şimdi ki zamanın yapay ışığında yaşadığımız/yaşamaya çalıştığımız hayatlarda hasret kaldık yeni dünyalar keşfetmeye.

İnsan ne tuhaf.

Yapmak istediği yahut istemediği ne varsa bir âna, bir işe, bir başka “şey”e bağlamak istiyor bunu.

Suçlamak, bahane etmek için ya da nasıl diyelim, bilirsiniz işte.

Fatma Nur Kaptanoğlu başka bir öyküsünde, “Doğanın bana tam şu anda bir işaret göndermesi gerek. Ani bir yağmur, deprem, kum fırtınası. Hiç fark etmez.” diyor ve varlığından emin olamadığımız bir şarkı çalıyor: “Bir yağmur bile yağdıramayacaksak sevgilim karşılaşmamızın ne anlamı vardı?”

Sonra şarkı bitiyor.

Öykü böyle.                                   

*- 70 YIL ÖNCEDEN

Ercan Aydın Dolapçı, Amiral Cem Gürdeniz'in yeni analizini paylaşmış:

“1956 Süveyş Krizi ile 2026 Hürmüz Krizi; 

Sovyetlerin 1956 Macaristan müdahalesi ile bugünün Çin ve Tayvan gerilimi arasında yalnızca tarihsel bir benzerlik yoktur. 

Aynı jeopolitik reflekslerin, aynı güç mücadelelerinin ve aynı hataların farklı aktörler üzerinden yeniden üretildiği bir kırılma anı yaşıyoruz.

Yeni Substack yazımda bu sürekliliği tek bir stratejik hat üzerinde okuyorum.

Makale, eş zamanlı krizlerin nasıl birbirini beslediğini gösteriyor.

70 yıl önce Süveyş’te İsrail’in tetikleyici rolüyle başlayan süreç nasıl İngiltere’nin imparatorluk ve jeopolitik çöküşünü hızlandırdıysa, bugün de Hürmüz’de benzer bir dinamik yine İsrail sayesinde ABD’yi zorlayan bir çöküş sürecine dönüşüyor.

70 yıl önceki çöküş batı bloku içindeki parçalanma sayesinde soğuk savaş döneminin en büyük gücü Sovyetlere kendi sistemini Macaristan müdahalesi ile konsoldie etme fırsatı vermişti.

Ancak bu kez fark daha büyük.

*- ADAY ÜLKE, ÇİN…

1956'da İngiltere imparatorluğunu ABD'ye devretmişti.

Bu sefer karşıda sadece askeri değil, aynı zamanda üretim, ticaret ve finans alanında sistem kurmaya aday bir Çin var.

Bu nedenle bu kriz bir bölgesel savaşın ötesinde, küresel güç dengeleri tartışmasının merkezine oturuyor.

ABD’nin dikkat ve kaynak kaybı, Pasifik’te caydırıcılığı zayıflatırken Çin’e alan açıyor.

Bu sadece askeri değil, sistemik bir kayma.

Enerji hatlarının kilitlenmesi, deniz ulaştırmasının aksaması, donanma gücünün sınırlarına dayanması ve finansal sistemin zorlanması…

Tüm bu unsurlar tek bir tabloya işaret ediyor:

Küresel düzen kırılıyor.

Bu kırılma, 20. yüzyılın ortasındaki gibi kontrollü bir geçiş olmayabilir.

Yazıda ayrıca ABD’nin donanma kapasitesindeki aşınma, doların rezerv para rolündeki erozyon ve savaşın ekonomik sürdürülebilirliği gibi kritik başlıkları da detaylı olarak ele alıyorum. Güç sadece sahada değil, bütçede, üretimde ve lojistikte ölçülür.

Bugün bu alanların hepsinde bir zorlanma var.

*- BİZİM TARAFTAN

Türkiye açısından ise mesele çok net.

Makalemde Türkiye tavsiyeleri bölümünü bu nedenle uzun tuttum.

Böyle bir kırılma anında refleks değil strateji belirleyici olur.

Aktif tarafsızlık, denge siyaseti ve milli çıkar odaklı yaklaşım hayati önem taşıyor.

Bu sadece bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Tarih bazen tekerrür etmez, kendini daha sert biçimde hatırlatır.

Süveyş bir sondu.

Hürmüz ise yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.

Tam analiz burada:  open.substack.com/pub/mavivatan/…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...