ÖNCE MARDİN, SONRA ŞANLIURFA
Köşe Yazısı

ÖNCE MARDİN, SONRA ŞANLIURFA

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
12 Apr 2026 17 dk okuma 144

*-DALDAKİ BADEM Sedat Kaya emekli olup Muğla’nın uç kenti Datça’ya yerleşmeden önce spor yazarı idi. Yıllarca naklen maç yayınları yapan yabancı kaynaklı televizyon kanalı başta olmak üzere çalıştığı televizyonlarda hep arka planda oldu. Birilerinin büyük paralar kazandığı, kazandırdığı bir isimdi. Şimdilerde konuları ele alarak, kendine has kalemiyle gerçeklere parmak basıyor.

İşte onlardan biri...

Merhaba dergisinden aldım;

“Bir dalda geçen yıldan kalma, kararmış bir badem duruyor.

Ömrünü tamamlamış, kabuğuna çekilmiş, sessiz.

Yanındaki dalda ise yeni açmış bir badem çiçeği; beyaz, narin, aceleci.

Aynı ağaçta iki zaman.

Aynı gövdede iki hakikat.

Biri ‘elveda!’ diyor.

Diğeri ‘merhaba!.’

Hayat tam da burada başlıyor aslında.

Ölümle doğumun birbirinden ayrılmadığı yerde.

Doğanın bize tekrar tekrar fısıldadığı o basit ama sert gerçeklikte.

Gidiş, gelişin şartıdır.

Biz çoğu zaman ölümü bir son sanıyoruz.

Oysa doğa, son diye bir şey tanımıyor.

Sadece dönüşüm var.

Kuruyan çiçek toprağa karışıyor, toprak çiçeği yeniden çağırıyor.

Badem ağacı her yıl aynı dersi veriyor ama biz hâlâ şaşırıyoruz.

Cem Karaca’nın dediği gibi.

“Ne ölenle öl, Ne gidenle git, Aslolan hayattır Canım gardaşım."

Aslolan, o dalda yeniden açan çiçektir.

Aslolan, her şeye rağmen devam edebilme cesaretidir.

İşte bu yüzden badem çiçeği sadece bir mevsim işareti değil. Bir felsefe. Bir direniş. Bir hatırlatma.

Kış ne kadar uzun sürerse sürsün, bahar mutlaka bir yerden sızar.

Datça Badem Çiçeği Festivali tam da bu yüzden bir şenlikten fazlasıdır. Bu toprakların ‘merhaba’ deme biçimidir.

Kaybettiklerimizi unutmadan, yeni başlangıçlara göz kırpmanın adıdır. Doğaya, hayata ve birbirimize yeniden ‘buradayız’ deme halidir.

Bir dalda elveda,

Bir dalda merhaba.

Ve biz tam ortasında duruyoruz hayatın.

Bakmayı bil…

Bir dalda elveda,

Bir dalda merhaba.

Ve biz tam ortasında duruyoruz hayatın.

Bakmayı bilenler için, her şey hâlâ mümkün.

*- BÜYÜK HASTALIK

Binay Kazan radyo hayranı.

Bizler de ‘Arkası yarından’ yani yıllar öncesinden radyocuyuz.

Bir toplantıda, medya ele alınmıştı.

Herkes televizyonlardan, gazetelerden söz ediyordu.

Şu an ismini anımsayamadığım, sağlığında bana da sorunlarını yazan bir takipçim vardı.

O da söz aldı ve ‘Gazeteler ile televizyonların yanına, hatta önüne radyoyu ilave edin!’ demişti.

Sanıyorum, yönetmen durumundaki kişi de, özür dileyerek, hazırlanan taslağa ‘radyo’ kelimesini de ilave etmişti.

Bir daha, Binay Kazan’a kadar bir kez daha duymuştum, bu ‘radyo’ sözcüğünü; Dr. Hakan Tartan İzmir’in merkez ilçesi Konak’ta belediye başkanı iken Basmane tarafında bir binada ‘Radyo müzesi’ kurmuştu.

Yine anımsıyorum; Bodrum’da televizyondan önce kent radyosunu da bir iki arkadaşıyla Ender Uslu yayına başlatmıştı.

O gün o da Türkiye’nin ünlü radyocuları ile İzmir’in davetlisi idi.

İzmir’de Çinarlı Sanat Enstitüsü’nün radyosu vardı.

Biz de Namık Kemal Lisesi olarak Kemal Kemahlıoğlu ve Bedri  (Bedrettin) Sunal’ın müdürlükleri zamanında ‘okul radyosu’ kurmak için Dr. Ali Kertiş ile büyük emek harcamıştık.

Başaramadık…

Telsiz kanunu aşamadık.

Bazı hükümleri değiştirilmişti.

Kanunun bazı hükümlerinden yararlanmak istemiştik, örnek olarak Çınarla Sanat Enstitüsünü göstermiştik, meslek okulu olduklarından onların izin alabildikleri bize bildirilmişti.

Bu yazdıklarım en az 60 yıl öncesinden…

Şimdi sözü, Merhaba Dergisi’nin Yazarı Binay Kazan’a vereyim:

*- NEYMİŞ EFENDİM?

“1895 Yılında İtalyan mucit Marconi tarafından keşfedilen radyo, insanlık tarihinin en önemli buluşlarından biri olarak kabul görüyor.

Ben de radyo ekseninde gelişen ve bir dönem gençliğin yıllarca süren hobisi olan radyo istekçiliği konusunu yaşanmış bir hikaye ile gündeme getirmeye çalışacağım.

Radyolar susmasın, şarkılar bitmesin ve dostluklar bitmesin diye…

Bundan 15 yıl kadar önceydi.

İznik’ten Nuran Gürsel’in 70’li Yıllar Radyo İstekçileri’nin 2 Temmuz’da Antalya Çıralı’ da toplanacağını ve mutlaka gelmem gerekli olduğunu söylediğinde; o zamanlar 12 yaşındaki kızım…

Seray “Radyo istekçiliği de neymiş be Baba” diyerek hiç de beklemediğim bir tepki vermişti.

Gerçekten neydi radyo istekçiliği?..

Sevgili kızıma uzun uzun 70’li yıllardaki gençlerin büyük bir bölümünün tek eğlencesinin radyo dinlemek olduğunu, çünkü henüz TV’lerin yayın yapmadığını, müziği çok seven gençlerin de özellikle TRT’nin 3.radyo kanalında yayınlanan müzik programlarına posta kartı göndererek sevdikleri şarkıların çalınmasını istediklerini, bu programların yapımcılarının da şarkıyı çalmadan önce bu şarkıya istek yapanların isimlerini ve şehirlerini birer-birer anons ettiğini keyifli bir şekilde anlattım.

Ama kızım oldukça heyecan duyarak anlattığım bu güzellikleri anlamadı galiba ve ‘Ne alaka ?’ dedi.

*- 15 YILDA 16 TOPLANTI

Radyodan şarkı istemenin o dönemde anlamlı ve güzel bir hobi olduğunu, bu şarkı istekleriyle ülkenin her tarafındaki istekçi gençlerle karşılıklı görüşmeden uzaktan uzağa tanışık olduğumuzu daha açık bir dille anlattım.

Yine anlamadı ama…

Şimdinin iletişimcilerine ve bilgisayar/internet/facebook/twitter/i nstagram kullanıcılarına, radyo istekçiliğini anlatmak çok ama çok zordu tabii ki….! Radyo istekçileri 15 yılda 16 toplantı yaptı.

Fakat biz yeni kuşaklardaki gençlik bizi anlamasa da…

70’li yılların radyo istekçileri olarak; 2 Temmuz 2011’de Antalya’nın en güzel koylarından biri olan Çıralı’ da ilk kez toplandık.

Belki de en son kez 40-45 yıl önce görüştüğümüz, o dönemin radyo programlarında adlarını ezberlediğimiz, Hey dergisinde küçük ilanlarını okuduğumuz o müziksever dostlarla bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadık doyasıya…

*- TEMELİ İZMİR’DE ATILDI

Aslında bu organizasyonun temeli İzmir Asansör’de atılmış ve istekçilerle yapılan o ilk buluşmada, bu görüşmelerin sosyal medyanın yardımıyla genişletilerek sürdürme kararı alınmıştı. Radyo istekçilerinin konaklamalı ilk toplantısı Antalya…

Daha sonra; Adana, Küçükkuyu, Assos, Kuşadası, Bursa, Bodrum ve İznik’te bir araya geldik istekçi dostlarımızla…

2019 Yılı Nisan ayında İstanbul Kadıköy Aden Hotel’de bir kez daha bir araya geldi radyo istekçileri pandemi öncesinde…

Pandemi sonrasında da Eylül 2023’te Küçükkuyu’da, Mayıs 2024’te Seferihisar Sığacık’ta ve en son da 2025 Nisan ayında Portakal Çiçeği Festivali ile birlikte Adana Karataş’ta buluştu radyo istekçileri…

*- AFYON TOPLANTISI’NDA

Gelelim sonuncu ve 16.buluşmaya…

06-08 Şubat’ta Afyonkarahisar Garden Kale Hotel’de toplandı 70’li yılların radyo istekçileri…

3 Günlük bu istekçiler toplantısında; eski ve güzel şarkıları yeniden söyledik beraberce…

Şiirler okuduk ve eski hatıralarımızı bir kez daha yaşadık.

Aramızdan erken ayrılan arkadaşlarımızı bir saygı duruşu ile andık.

Böylece Vefa’nın yalnızca İstanbul’un bir semti olmadığını anladık, anlattık anlayanlara…

Bu son toplantımızda:

Bahar Yakaryılmaz, Zeki Topçuoğlu ve Kıymet Unutma Şenli gibi her zaman aramızda olan TRT kökenli sanatçılarımızla şarkılar/türküler söyledik hep birlikte…

Gala gecesinin finalinde ise artık geleneksel hale gelen; Hayat Bayram Olsa ve Sev Kardeşim isimli 1980 çıkışlı Şenay Yüzbaşıoğlu şarkılarını, 50 kişilik koro halinde sahneye çıkarak söyledik.

Anı fotoğrafları çektirdik ve lezzetli yemekler yedik kaldığımız güzel otelde…

Bir de kaplıca keyfini yaşadık.

Ve 70’li Yılların Radyo İstekçileri’nin Afyon’daki 16.toplantısı; Fuat Karadana ve eşinin ev sahipliğinde başarılı bir şekilde gerçekleşti ve bu buluşmada 50 yıllık dostlukların perçinlendiği sıcak yeni hatıralar oluştu.

*- ‘RADYOMUZ VARDI”

Cep telefonları yoktu ama posta kartları vardı 70’li yıllarda; çok fazla bir eğlencemiz yoktu bizim…

Sabah-akşam kulağımızdan ayırmadığımız bir radyomuz vardı istek programlarını dinlediğimiz…

Bir de Hey dergimiz…

Cep telefonlarımız yoktu ama 40-50 kuruşa PTT’den satın aldığımız posta kartlarımız vardı bizim…

Radyo kanallarına gönderip istek yaptığımız…

İletişimi böyle sağladık o yıllarda

Dünya müzik listelerini, 33 ve 45 devirli plakların Top 25 listelerini, sinema eleştirilerini, minik ilanları, radyo programı anonslarını tirajı 100 binleri geçen Hey Dergisi’nde takip eder, istek programlarının organizasyonu da oradaki küçük ilanlarda belirlerdik.

Bilinmelidir ki; Türk Pop Müziği’ndeki en iyilerini, bizler tespit ettik yaptığımız isteklerle…

Top 25 müzik listelerini biz oluşturduk.

Nilüfer, İlhan İrem, Erol Evgin, Edip Akbayram, Cem Karaca, Atilla Atasoy, Alpay ,Seyyal Taner, Asu Maralman,ve Ersen gibi sanatçıların fan kulüplerini de aramızdaki istekçiler kurdu hep…

Sanatçılarla iç içe konserler yapıldı, dostluk çayları düzenlendi.

İşte bu yüzden dolu-dolu yaşadık diyebiliriz biz gençlik yıllarımızı…

*-YENİ TOPLANTI EKİM’DE ESKİŞEHİR’DE…

Ve yıllar sonra…

Sosyal medyanın yardımı ile tekrar bir araya gelmenin mutluluğunu yaşıyoruz son 15 yıldır beraberce…

Ömrümüz yeterse bu buluşmalara ülkenin her tarafında devam edeceğiz. Mottomuz olan;

“Bir zamanlar istekçiydik biz”i, gelecek zamanlara taşımak temel amacıdır istekçilerin…

Bu ülkede; bir zamanlar radyo istekçiliğinin var olduğunu göstermek için…

Türkiye’nin her yerinde; yeniden beraber olacağız dostlarımızla…

Örneğin 17.toplantı Eskişehir’de yapılacak bu yılın Ekim ayında…

Ve sonrasında kim bilir nerelerde toplanacağız..?

Ömrümüz yettikçe, sağlıklarımız el verdiğince…

Geçmişi anılar ve mutlulukla yad edip, geleceğe güzel duygularımızı ve unutulmaz müziklerimizi taşıyacağız.

‘Radyolar susmasın, şarkılar bitmesin ve dostluklar ölmesin!’ diye!

70’li yılların sarsılmaz, güçlü ve güvenli ruhunu; içimizde yaşayarak/yaşatarak hem de,,,

*- MARDİN’İ YAZMIŞTIM

Takipçim Meryem Fidancı’nın yardımıyla ‘belediyeci’ Mehmet Talat Şimdi’nin yazısını ve açıklamalarını bir önceki yazımda paylaşmıştım.

Yazılarımı kesinlikle hiç kimseye, özellikle adı geçenlere göndermiyorum.

Yıllarca yaptığım televizyon canlı yayınları öncesi ve sonrasında da kesinlikle ‘tanıtım’ ve ‘reklam’ kampanyaları yaptırmadım, gün boyu her haber ve program öncesi ve sonrasında sayısız ve itici bulduğum için özel şahsi reklamlar benim için kabul görmediğini iftiharla belirtmek istiyorum, bu arada.

Meryem Fidancı yazıyı okuyunca yine özelde beni taçlandıran şu satırları yazmış:

“Verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür diliyorum...

Çok Teşekkür ederim,

Harikasınız...

Sizi Saygıyla Selamlıyorum...

Mehmet Talât Şimdi ile ilgili ne güzel olmuş yazmanız ve Yazılarınız...

Sizinle özel olarak paylaşmıştım...

Tekrar, en içten, en samimi duygularla Teşekkür ediyorum...

İyi ki, Varsınız...

Çok yaşayın[Mh1] ...”

Meryem Fidancı’ya yanıtım şöyle oldu:

“Siz de çok ve iyi yaşayın, sağlıklı bir şekilde…

Bana ilham ve güç veriyorsunuz her zaman...

Keşke sizin gibi herkes olabilse…

Sizin gibi düzgün, okuyan, paylaşan insanlarımızın çoğalması en büyük istek ve ihtiyacımız…”

Bunları neden yazdım?

Mehmet Talat Şimdi, İzmir’e yerleşen Mardinli bir yönetici…

Konumuz Mardin idi..

Adanalı Gazeteci – Şair dostumuz Remzi Yıldırım da, ‘Duanın Şehri’ olarak nitelediği Şanlıurfa’dan söz etmiş ve benimle paylaşmış.

Ben de ‘Mardın’ den sonra, bugün ‘Şanlıurfa’yı sevgili Remzi Yıldırım sayesinde paylaşıyorum.

Sağlıklı ve keyifli okumaları diliyorum:

İşte Remzi Yıldırım’ın kaleminden Şanlıurfa!

*- “DUANIN ŞEHRİ: ŞANLIURFA SİZİ ÇAĞIRIYOR

“Bir şehir düşün,

Adını söyleyince tarih ayağa kalksın,

Taşları konuşsun,

Gölgesinde peygamberler dinlensin.

İşte o şehir, Şanlıurfa,

Güneş burada başka doğar,

Sanki binlerce yılın yorgunluğunu sırtında taşır da

Yine de gülümsemeyi unutmaz.

Sokaklarında yürürken,

Bir çocuğun kahkahasında bile

Kadim bir masalın yankısını duyarsın.

Bir yanda insanlığın ilk nefesi,

Göbekli Tepe

Taşlara kazınmış sırlar gibi,

Zamanın bile çözemediği bir bilmece.

Orada durur insanlık,

Kendi geçmişine bakar gibi

Sessiz ve hayran.

Ve sonra bir ateş yükselir ufukta,

Zalimliğin ateşi.

Nemrut’un kibriyle harlanan.

Ve bir dua iner gökyüzünden,

Bir teslimiyet,

İbrahim Peygamber yürür ateşe,

Ama ateş yanmayı unutur o an.

Su olur.

Odunlar balığa dönüşür,

Ve bugün hâlâ nefes alır o mucize

Balıklıgöl’ün serin sularında.

Her balık bir hatıradır,

Her dalga bir dua.

Bir çarşıdan geçersin,

Baharat kokusu sarar ruhunu.

İsot biberi yakar dudaklarını,

Ama kalbini ısıtır.

Çiğ köfte yoğrulur ellerde

Sadece bulgur değil,

Emek, sabır ve kardeşlik karılır içine.

Ve bir fincan gelir ardından,

Mırra kahvesi

Acıdır.

Ama hayat gibi gerçek.

Yudumladıkça anlarsın;

Her acının içinde bir hikmet saklıdır.

Derler ki bir zamanlar

Kıbrıs Barış Harekâtı’nda

Görenler olmuş gökyüzünde

Sarıklarla süzülen atlıları.

Ve o atların gölgesi

Balıklıgöl’ün sularına düşmüş.

Kim bilir,

Belki de bir şehir sadece taş değildir,

İnançtır, hatıradır,

Bir milletin kalbine yazılmış destandır.

Şanlıurfa.

Sadece bir şehir değil,

Bir çağrıdır aslında.

Gel der,

Geçmişinle yüzleş,

Bir tas su gibi arın,

Bir dua gibi yüksel.

Kucağını açmış bekler seni,

Sıcağıyla, inancıyla, hikâyeleriyle.

Ve sen bir gün yolunu düşürürsen,

Anlarsın

Bazı şehirler gezilmez,

Yaşanır. Adı Şanlıurfa'dır.

11 Nisan Şanlıurfa Kurtuluş Günü kutlu olsun.

*-  AYDIN EFELER HALKININ KÜLTÜR YUVASI İDİ

Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, Otizm Yaşam Merkezi öğrencilerinin Nevzat Biçer Konferans Salonu’nda düzenlediği gösteri sonunda açıklamalarda bulundu.

Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün, ilçenin tek konferans salonu olan tarihi binayı belediyeden habersiz, tebligatsız alarak bir vakıf adına tescil adı altında el konulmasına sert tepki gösterdi.

Başkan Yetişkin, bu kararı bir "hizmet gaspı" olarak nitelendirdi.

Etkinlikte sahne alan özel öğrencilerin heyecanını işaret eden Yetişkin, "İçeride evlatlarımızın gözlerindeki ışığı görüyorsunuz. Bu gibi binlerce etkinliğe ev sahipliği yapan Efeler halkının elindeki tek sosyal kaleyi yıkmaya çalışıyorlar” dedi.

*- “TAPUNUN DEVREDİLDİĞİNİ BASINDAN ÖĞRENDİK”

Nevzat Biçer Nikah ve Konferans Salonu’nun "tescil" adı altında tapusunu Ayşe Hanım Binti Mehmed Paşa Bin Derviş Vakfı üzerine geçtiğini duyuran Başkan Yetişkin, “Bu gelişmeyi basında çıkan haberlerden öğrendik. Belediyemize tek bir resmi bilgi dahi verilmemiştir. Bizler, halkın malının nasıl el değiştirdiğini kurumlardan değil, bir haber sitesinden öğrendik. Vakıflar Bölge Müdürümüzü aradık ve ‘doğru’ denildi. Bir tebligat bile olmadan haberimiz bile olmadan merkezimiz Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün mülkiyetine geçti. Tapu devri gerçekleştirildi.” diye konuştu.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...