OMURGASIZLARI DOKTORDAN ÖĞRENELİM
*- NEYİN NESİ? Kaç yıldır hepimiz duyuyoruz, ‘Kozmik Oda’ lafını… ‘Neyin nesidir?’ diye sorsalar, çoğumuz ‘Gizli oda!’, ‘Karanlık oda!’ vb. laflar ederler… Çünkü aslını astarını, bilmiyoruz ki! Şimdi ben ‘Ova oda!’ diye başlayan bir soru sorsam, eminim ki, ballandıra ballandıra anlatan çok kişi çıkar. ‘Beyaz Saray’ için de geçerli bunlar… Ama ‘Kozmik Oda’yı en güzel anlatan, kafamıza sokan yine bir İzmirli, bana göre ‘aykırı’ bir gazeteci Yılmaz Özdil şöyle konu etmiş; ‘50 metrekarelik bi
*- GÖREVİ NEYDİ?
Eee sonrası;
“90'lı yılların başında ‘ulusal tehdit algısı’değişti.
Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi göbeğini kendisi kesmeye karar verdi.
Silahlı kuvvetlerini yeniden yapılandırmaya başladı.
Seferberlik Dairesi'ni Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı olarak yeniden kurdu.
Görevi neydi?
Memleket işgal edilirse, Türk silahlı kuvvetleri herhangi bir sebeple çökerse, özgürlük direnişini örgütleyecekti.
Bu amaçla, kritik şehirlerde seferberlik bölge başkanlıkları tesis edildi. Kısaca ‘kozmik oda’ olarak bilinen yer, bunlardan biriydi.”
*- SORU ve CEVAPLAR
Ordunun silah depoları, cephanelikleri imha edilirse, gizlenmiş sivil depoların adresleri kimlerde olacak?
Havaalanları zarar görürse, hangi şehirlerarası yollar pist olarak kullanılacak?
İşgalcilerin ilerlemesini engellemek için hangi demiryolları havaya uçurulacak, hangi viyadükler patlatılacak?
Bölgeyi bataklığa çevirmek için hangi barajların kapakları açılacak?
Kozmik odada bunların planları vardı.
Devam edelim:
Kimlerin teknesi, hangi balıkçı barınakları kullanılacak?
Hangi kahvehane, hangi park, hangi bakkal?
Mazotu nereden alacağız?
Adresler, kapı numaraları, kodlar…
Yaralananlar olacak, hastaneye gidemezsin, hangi doktorlar gizli ameliyatlar için yeraltına inecek, hangi eczacılar ilaç temin edecek?
Elektrik kesik, telefon yok, hangi taksici, hangi çiçekçi kuryelik yapacak?
Hangi mühendis, hangi mimar, hangi avukat hangi işe yarayacak?
Senin o kırtasiyeci zannettiğin, mobilyacı zannettiğin, aslında kim?
Vatan için hayatını ortaya koyacak olan sivil kahramanların isim isim listesi vardı.
*- BU KADAR
Yılmaz Özdil’in anlatımına gör
‘Demokrasi nöbetinde dombıra söylemekle olmuyor bu işler.
Kozmik oda;
Nefsi müdafaaydı.
Kuvay-ı Milliye'ydi.”
Şimdilik bu kadar bilgi yeter…
Daha fazlası politikaya giriyor!
Yani ‘şimdilik’ dediğimize göre bunları ‘saf dışı’ bırakalım..
İleride yeri gelirse devam ederiz.
İnanın ben de bunları bilmiyor,’ bana gelinceye kadar ilgilenecek çok kişi var!’ diyordum.
Ama bu bilgileri bilmem de meğer şart imiş…
*- KÜTÜPHANENİN BAŞINDA
Ulvi Puğ’u sanıyorum, Alsancak – Konak ve adliyeye yolu düşenlerin çoğu mutlaka ‘özel kıyafetin’ ve ‘özel şapkasından’ tanır.
Belki mesleğini, örneğin Milli Kütüphane Vakfi’nın yıllardır başkanlığını sürdürdüğünü, kaleminin ve hitabetinin mükemmel olduğun bilmez ama fotoğrafını gördüğünde mutlaka ‘Ben bu kişiyi tanıyorum!’ der.
Son yazdığı ‘MÜTHİŞ SİSTEM!’ başlıklı gülmece beni kahkahaya boğdu.
‘Can Baba’ gibi biraz şaşırtıcı ama açık saçık değil, yani önemli bir sıkıntı yok.
*-‘ GÜNÜN KONUSU’ OLMUŞTU
Kalem Ulvi Puğ’da;
“Ersin İmer hava durumu sunarken don tehlikesinden bahsedip, ‘Donsuz geceler!’ deyince başına gelmedik kalmamıştı.
O yüzden ben bugün, tedbiren ‘donlu!’ bir yazı yazıyorum.
Dursun, Müthiş Sistemle çalıştığını duyduğu, çok lüks ve çok büyük mağazaya gidip tezgâhtar kıza yaklaşarak;
‘Bir kravat almak isteyrum.’ demiş.
Kız son derece şirin bir tavırla:
‘Beyefendi, bizde müşteriyi memnun etmek esastır. Kravat ipekli mi olacak yünlü mü?’ diye sormuş.
‘İpeklu!’ demiş Dursun.
‘O zaman lütfen bir kat yukarı buyurun, ipekli kravatlar bir kat yukarıda’ demiş tezgahtar kız.
Dursun bir kat yukarı çıkmış, bakmış başka bir tezgâhtar kız…
‘Ben ipeklu bir kravat almak isteyrum hanumefendiciğum.’ demiş Dursun.
- Beyefendi, kravat düz mu olacak, desenli mi?
‘Desenlu!’
- Bizde müşteriyi memnun etmek esastır, desenli kravatlar bir kat yukarıda, lütfen üst kata buyurun.
Üst kata çıkmış Dursun ve ‘Ben ipeklu ve desenlu bir kravat almak isteyrum’ demiş.
- Desenler çizgili mi, çiçekli mi olacak?
‘Çizgilu!’
*- YALELLİ GİBİ
“Bizde müşteriyi memnun etmek esastır, çizgili desenli kravatlar bir kat yukarıda, lütfen bir kat yukarı buyurun!
Çıkmış Dursun.
‘Çizgiler kalın mı, ince mi olacak?’, bir kat yukarı.
‘Zemin açık mı, koyu mu?’ bir kat yukarı derken 18. kata gelmiş Dursun…
Ve öfke ile tezgâhtar kızın yakasına yapışıp, kravatın 18 katlık tüm niteliklerini sayarak bağırmış;
‘Ben ipeklu, ince çizgilu, zeminu koyu… … bir kravat isteyrum.’
- Hay hay beyefendi!, demiş 18. kattaki güzel tezgahtar kız ve sormuş ‘Kravati bu elbiseyle mi kullanacaksanız?’
‘Hayur!’ diye bağırmış Dursun, ‘Evdeku takim elbusemle kullanacağum!..’
- Beyefendi, bizde müşteriyi memnun etmek esastır, bir uyumsuzluk olursa bu firmamızın prensiplerine ters düşer, lütfen evden öbür elbisenizi alıp gelir misiniz?
*- KARŞISINDA TEMEL!...
Dursun büyük bir öfkeyle asansöre gitmiş ve asansörünün kapısı açılınca içinden, belden aşağısı çıplak, bir elinde klozet kapağı, bir elinde don Temel çıkmış öfkeyle ve tezgahtar kıza poposunu dönüp bağırmış:
‘Hanumefendiciğum! İşte popom, işte evdeki tuvaletun klozet kapağu, işte giyeceğum don! Altuma s.madan ne renk tuvalet kağidu vereceksenuz verun da gideyum artuk!’
Siyası yazar kimliğiyle Ulvi Puğ hikayeyi şöyle bağlamış:
‘Vallahi, 86 milyonu memnun edeceğiz diye getirdikleri bu Müthiş Sistemde de memurun, işçinin, emeklinin maaşına zam alması, Dursun’un kravat, Temel’in tuvalet kâğıdı almasından bin kat zor!
Milyonlarca memur zam için bekliyor, kimsenin umrunda bile değil.
Dursun’un kravat, Temel’in tuvalet kâğıdı alamamasından vazgeçtik. Şimdi de Cuma hutbelerinde Fadime’nin miras hakkını alması bile konu ediliyor”
*- KAÇ PARA?
Yılmaz özdil’in yazısının devamını ‘Siyaset’ kokuyor, diye kestiysem, herhalde Ulvi Bey de kusuruma bakmazsa burada noktayı koyuyorum.
Aslında politik bir iki cümle ve paragraftan sonra yine ‘don meselesime’ dönmüş…
Bakalım ne demiş?
“Temel, hazır donu eline almışken, bir de tezgah alıp, işportacılığa başlamış.
Sattığı da sadece don ve atlet.
Fakat, lüks mağazadan kravat alamayan Dursun, bu kez Temel’e musallat olmuş.
Sabah işe giderken tezgâha yanaşmış ve sormuş;
-Ula Temel atlet kaç para?"
-100 lira...
-Don kaç para?
- 100 lira...
Akşam iş çıkışı yine yanaşıp sormuş;
-Ula Temel atlet kaç para?"
-100 lira...
-Don kaç para?
- 100 lira...
Bu bir hafta, sabah akşam böyle gitmiş.
Hafta sonu iş çıkışı Temel’in tezgâhına yanaşan Dursun yine sormuş;
-Ula Temel atlet kaç para?"
-100 lira...
-Don kaç para?
- 50 lira.
Dursun şaşırmış ve merakla sormuş;
-Ula donu niye indirdun?
"Ula şerefsuz( demiş Temel ‘Donu indirdum çünkü artuk ağzina s.çma zamanu geldu!”
İster hikaye, ister makale, ister gülmece, ne derseniz deyin, ‘Her yol Roma’ya çıkar’ dendiği gibi yine siyasete gelmiş, getirilmiş…
Siz de kendinize göre bağlayın, ben yine Ulvi Puğ’dan özür dileyerek, kesinlikle karşı olduğunu bildiğim ‘sansürü’ uyguluyorum
Sazı elime aldığıma göre, bu kez bir de öğretmenden alıntı yapayım,
*-- HABER KİMDEN ALINIR?
öğretmen ilaçları anlatıyordu..
zararları, yararları v.s v.s...
çocuklara sordu; ‘ilaçları tanıyan, bilen var mı?’ diye...
birisi kalktı;
‘aspirini biliyorum öğretmenim!’ dedi,
- ne işe yarar?
‘baş ağrısını keser, kanı sulandırır...’
‘aferin’ dedi, öğretmen...
Bir başkası;
‘bende panalgini biliyorum, baş ağrısına iyi gelir!’ dedi...
‘ aferim’ dedi öğretmen yine....
Bir başkası;
‘ben v’yı biliyorum öğretmenim!’ dedi..
Şaşıran öğretmen çaktırmamaya çalışarak, ‘Ne işe yarar bu v’a?’ dedi...
‘ishali keser öğretmenim!’ dedi çocuk...
- ishali mi nasıl yani?
‘Dün akşam duy'dum; annem babama dedi ki;'v’yı iç te şu b’un sertleşsin!’
Çocuktan al haberi derler ya, öğretmenden de bazen haber alınıyor.
*- OMURGA
Bir öncesi yazımda, Türkiye(>ye ‘ultkrasonu’ getiren ve merkesi Amerika’da olan bu uluslararası derneğinin Avrupa ve Afrika Ülkeleri Genel Başkanlığını oybirliği ile yıllarca sürdüren bilim insanımız Prof. Dr. Erkan Sevinç’in ‘Medya’ yönünü ele almıştım.
Şimdi kendisinin bir yazısını, Y. Lisanslı Foto Muhabiri Mehmet Özdoğru’dan öğrendim.
Prof. Dr. Erkan –Sevinç, yönetimindeki ‘Merhaba’ dergisinin son sayısından ‘omurga’ başlıklı yazıyı almış, paylaşıp, bana da göndermiş.
Prof. Dr. Erkan Sevinç şöyle diyor:
‘Omurga çatıyı, duruşu, destek yapıyı meydana getiren temel sistem. Kasların tutunduğu, iç organların muhafaza edildiği organik yapı.
İskelet; kireç şeklinde kalsiyum, silis, kıkırdak veya kemikten meydana gelebilir.
Omurganın görevi başın, gövdenin, göğüs ve karın boşluğundaki birçok iç organın ağırlığını taşımak ve bunlara sağlam bir destek olmak.
Ayrıca baş ve gövdenin hareketlerini de sağlıyor.
Bu arada omurga kanalı içinde omurilik gibi çok ehemmiyetli bir organa sağlam ve emniyetli bir kılıf teşkil eder.
Omurga, insanda, 33-34 adet omurdan meydana geliyor.
Bu omurlardan ilk 24 tanesi, birbirleriyle, omurlar arası disk denilen kıkırdakların bulunduğu eklemler aracılığıyla bağlanmışlardır.
*- YAŞLILAR BİLİYOR
Omurlar üç gruba ayrılır.
Bunlar 7 boyun omuru, 12 sırt omuru ve 5 bel omurudur.
Kalan 9-10 omurun ilk beşinin birleşmesiyle kuyruk sokumu kemiği, en altta bulunan küçük ve tam gelişmemiş 4-5 tane omurun birleşmesinden de kuyruk kemiği meydana gelmiştir
Omurga 70 cm uzunluğundadır, içindeki omurilik ise 43–45 cm arasında değişir
Çok sayıda omurga hastalıkları var.
Örneğin özellikle bel ve boyun fıtığı omurlar arasındaki disklerin yıpranması ve sinirlere baskı yapması sonucu oluşur.
Bunları beğenerek izlediğiniz Av.Cansu Koç ile birlikte youtube da yaptığımız “Herşeyden Önce Sağlık”ta bol bol konuşacağız.
Neden uzun uzun omurgayı anlattım.
Çünkü omurgasızlıktan söz edeceğim.
*- SAYILARI OLDUKÇA FAZLA
Omurgasız canlılar omurgadan yoksun hayvanlar olup, dünyadaki hemen hemen her habitatı işgal etmiş durumdadır.
1.24 milyon omurgasız canlı var.
Bizim en aşina olduğumuz omurgasızlar arasında süngerler, mercanlar, yassı solucanlar, sülük-toprak solucanı gibi halkalı solucanlar, salyangozlar, midyeler, ahtapotlar, böcek-karides-ıstakoz-çıyan gibi eklembacaklılar, denizyıldızları, denizkestaneleri ve tunikatlar ilk anda akla gelenler.
*- PROF.Dr. ERKAN SEVİNÇ ANIMSATIYOR
Ve ülkemizde sayıları az değildir.” Diyen Prof. Dr. Erkan Sevinç, ‘
Omurgasızlık, fikir ve hareketlerinde tutarsızlık gösteren kimseleri betimlemekte de kullanılıyor.’ Diyerek, içimizdeki ‘omurgasızları’ dile getiriyor.
Anlamışsınızdır, bunların büyük bölümü seçtiklerimiz,
Yeniler de var eskiler de…
Bunları bilmek ve hatırlamak isteyenler Prof. Dr. Erkan Sevinç’in bu önemli yazısını bulup öğrenebilirler.
Ben burada sadece birini, Parti değiştirmek ve omurgasızlık söz konusu olunca ister istemez aklımıza gelen “Fırıldak Kubi”yi anımsatacağım.
Kısa bir anımsatma yapayım:
Kubilay U.,Demokrat Parti’den milletvekili seçilmiş, Yassıada’da yargılanmış bir babanın oğluydu. Liseyi ite kaka bitirmişti. Ülkü ocaklarına katıldı, milletvekili olmak için MHP’yi yokladı, olmadı. Babasının nüfuzunu kullanarak DYP’yi yokladı yine olmadı. ANAP’a katıldı, yine milletvekili olamayınca, dümeni sol’a kırdı, “Ecevit hayranıyım” dedi, başardı, DSP’den milletvekili oldu. Ecevit gibi düzgün bir siyasetçi “senin ne işin var bizim partimizde?” diyemedi.
Ona da sordular..“Yahu siz ülkücü değil miydiniz, DSP’de ne işiniz var?” diye “O benim değil DSP’nin problemi” dedi,
Milletvekili seçilir seçilmez ilk iş otomobilini değiştirdi, külüstür bir yerli otomobile binerken, son model BMW’ye binmeye başladı.
Daha sonra Hop DSP den DYP ye geçti. Sonra MHP ye. Oradan DTP ye.oradan UBP ye. İki yılda 7 parti değişikliği. Sonra meclis dışında kaldı. “Fırıldak Kubi” 2016 yılında bir otel odasında beş parasız intihar etti.
Omurgasızlar birçok duruma uyum sağlayabiliyorlar ama sonları çok “imrenilir” olmuyor.
Dötü başı ayrı oynayanlardan uzak durmak omurga sağlığımızı korumak için önemli!
Herhalde Prof, Dr.Erkan Sevinç’in sözünü ettiği bazı ‘omurgasızları’ sizler de bizler gibi tanıyorsunuzdur…
Yorumlar yükleniyor...