OLDUĞU GİBİ KABUL ET! UĞRAŞMA...
*- DÜNYANIN MERKEZİ Ankaralı Sevgi, adı gibi hep güzel, sevgi dolu sözler paylaşır. Takip etmekte zorlansam da, arada kafamı dinlemek için okur, düşünürüm. Örneğin bugün şöyle demiş: “Hayat, sen başka planlar yaparken başına gelenlerdir. Dünyanın merkezi siz değilsiniz! Herkes kendi dünyasının merkezidir. Dolayısıyla insanlar bazı şeyleri sizin istediğiniz gibi yapamıyorsa, bu yapamadıkları içindir. Ne sizin için... Ne size karşı...”
*- KABUL ET!
Ankaralı Sevgi’nin bir önceki günkü insanlara mesajı ise şöyle:
“Benim babam İzmir’in Çeşme’sinde meteoroloji müdürü idi. O’nun bana
söylediği; insanlarla uğraşma!”
‘Ama babacığım benim de herkesin işi insanlarla, insanlarla ilgili
olmayan bir meslek yok ki?’ diye sorduğumda, yine şöyle dedi:
“Gözlemle, uğraşma!
Olduğu gibi kabul et!
Sadece zaman kaybedersin…”
Ama her an, neredeyse her saniye haksızlıklara uğrayıp, ya da
haksızlıklara şahit olursanız ne yaparsınız?
‘Olabilir!’ deyip görmezden gelmemiz mi lazım?
Çok iyi anımsıyorum, babam da bu tiplerle mücadele etti, yaşamı boyunca.
Herhalde genlerimi ondan aldım ki, yerimde duramıyorum…”
*- HUZUR İÇİN
İnsanları değiştirmeye çalışmak ise zaman kaybıdır.
Hayatta öğrenilmesi gereken derslerden en önemlilerinden biri,
insanları değiştirmeye çalışmanın genellikle boşa kürek çekmek
olduğudur.
Herkes kendi yolculuğunda, kendi hızında ilerler.
Bir kişiyi olduğu gibi kabul etmek, hem o kişiye, hem de kabul edene
huzur getirir.
Enerjiyi başkalarını dönüştürmeye harcamak yerine, kendi gelişimine
odaklanmak, çok daha verimli bir yaklaşımdır.
Gözlemlemek, anlamak ve kabul etmek, ilişkilerde ve iş hayatında
ustalaşmanın temel taşlarıdır.
Bu bakış açısı, hayatında neler değiştirir, bir düşün.”
Bu satırlar yine Ankaralı Sevgi’den…
Ama sizi yine bir paylaşımıyla, beni olduğu gibi güldüreyim:
Şu söylemine kahkaha attım:
“Azıcık güneşte durayım da, ‘Huyum kurusun!’ dedim.
Yanlış yaptıysam, doğrusu hoşuma gitmediğindendir…”
*- BİR İLK
Ömer Özkan’dan birkaç yıl belki de daha önce söz etmiştim.
Gayet iyi anımsıyorum, “Belki de yolum düşerse tanışıp, elini sıkarak
tebrik ederim’ demiştim.
Bu kadar aradan sonra bugün ‘değerli’ olarak adlandırdığım Ömer Özkan
ile ilgili çok önemli bir haberi aldım.
Ülkemiz iş dünyası için önemli bir uluslararası başarı hakkında size
bilgilendirme yapmak istiyorum.
Kalite yönetimi alanında dünyanın en prestijli kuruluşlarından biri
olarak kabul edilen ‘International Academy for Quality’ (IAQ)
üyeliğine kabul edilen ilk Türk yönetici olarak önemli bir
uluslararası başarıya imza atmış oldu bu kez değerlimiz Ömer Özkan.
Kıymetlimiz Ömer Özkan’a, ‘Üyelik beratı’, 20-22 Mayıs 2026
tarihlerinde ABD'nin Orlando kentinde gerçekleştirilen IAQ Genel
Kurulu'nda takdim edildi.
Anımsadığım kadarıyla iftiharımız Ömer Özkan, bir zamanlar Petkim’de
görevliydi, şimdi aynı müessesede mi, bir başka önemli firmamızda mı
bilmiyorum, henüz öğrenemedim.
Asıl merak ettiğim, bu kadar önemli bir başarıya imza atan
değerlimizden medyamızın haberdar olmaması…
Anlı şanlı Ekonomi Muhabir ve yazarlarına ‘Kalite’ ya da ‘Kalite
Yönetimi’ nedir?’ diye sorun bakalım ne cevap verecekler, ya da
bilecekler?!...”
*- AMA VATANDAŞ FAKİR
Mustafa Alhat güvendiğim bir üretici, aynı zamanda ihracatçı ve de sanayici…
Hatta Rusya’ya ilk ihracatı gerçekleştiren önemli bir girişimcimiz,
Kendisi ile aynı özelliklerin, fazlasını barındıran ve 22 yaşında
Ayvalık Belediye Başkanlığını da yapan Ali Güreli, Mustafa Alhat’ın
‘Zeytindostu Derneği’ ile ilgili yazısını okuduktan sonra bir soru
sordu.
Şimdi önemli bulduğum yanıtı okuyalım:
“Ali Güreli ağabey, kısa özet geçecek olursam şöyle bir durum var;
Ülkemiz 85 milyon nüfuslu kalabalık bir ülke ne zeytinyağı, ne bal, ne
et hiç bir şeyi yeterince üretemiyoruz.
Üretsek de pahalıya mal ediyoruz.
Ama vatandaş fakir.
Bu ürünlerin gerçeklerini almaya parası yetmiyor.
Okulda çocuk duyuyor, kadınlar ev gezmesinde konuşuyor.
‘Bal’ diyorlar, ‘zeytinyağı’ diyorlar, ‘çikolata’ vs.
*- BİRİLERİ ENGELLEDİ
Çocuk eve geliyor istiyor.
Babası alamazsa toplumun huzuru kaçar.
Baba parası yetmediği için bile bile tağşişli ürünleri aldı, çocuğuna verdi.
Yeter ki nefsi kırılsın.
İşte bu yüzden önce tağşişe göz yumuldu, sonra tağşiş yasal hale getirildi.
Nasıl mı?
İçinde nar olmayan nar ekşisi, limon olmayan limon suyu, bal olmayan
bal benzeri, zamazingo tereyağı olmayan teremyağ…
Hepsi yasal satıldı.
Tam naturel sızma zeytinyağı, aromalı bitkisel yağ yazan yağları,
horeca da satmaya başladılar…
Ortalığı ayağa kaldırdık, ama birileri engelledi…
*-
Yorumlar yükleniyor...