Okuyunca sinirleneceksiniz
*- SİNİR BOZUCU Sinirimi zıplatan bir video izledim. Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu, videoda Sağlık Bakanlığına sesleniyor ve ‘Ne oluyor?’ diye soruyor… Prof. Şehirlioğlu bir noktada vesikaları konuşturuyor. Ne zaman çekildi, bilmiyorum. Bana komşum ve takipçim Ö. Haluk Narbay gönderdi. Haluk Narbay. Videoyu seyrettikten sonra şöyle diyor ve Reis’e, aracılığımızla sesleniyor. Önce Haluk Narbay’ı dinleyelim: ‘Hayırlı akşamlar; Bu mesajı iletmeyi bu sesi duyurmayı milli bir görev addediyoru
*- ACABA
Şimdi de söz Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu’nda.
‘Tıp fakültesi zor bir eğitim.
Liseden iyi bir derece ile mezun olacaksınız, üniversite sınavında iyi bir puan alacaksınız, tıp fakültesini kazanacaksınız, altı yıl fakülte eğitimini yapacaksınız, sonra askerlik olur olmaz, erkek meslektaşlarım için konuşuyorum, tuz sınavına gireceksiniz, asistan olacaksınız, uzman olacaksınız, uzmanlığınız sonunda isterseniz akademisyenliğe devam edeceksiniz, isterseniz uzman olarak davam edeceksiniz hayatınıza.
*- YARI YARIYA MI?
Bu TUS sınavlarını biliyorsunuz, Sağlık Bakanlığı ile YÖK beraber hazırlıyor.
Bundan kısa süre önce, bu yeni kadrolar açıklanmadan, demiştik ki, ‘Arkadaşlar bakın bundan önce, 10 bin olan asistan sayısını 5 bine indirdiniz, yarı yarıya düşürdünüz, dolayısıyla ileriye dönük çeşitli planlar yapan genç meslektaşlarımızın maalesef heveslerini kursaklarında bıraktınız, dolayısıyla onlar şimdi ne yapacaklar?’
Gelin bu yanlıştan dönün, demiştik.
‘Bakın 60 tane genel cerrahi asistanı bir klinikte ne doğru dürüst eğitim alacaklar, bir şekilde yavaşlata yavaşlata bu problemi çözebilirsiniz’ dediğimiz halde, ‘Hayır, birden düşürdüler, böyle oldu.’
‘Tamam! Hadi bu da bir plan’ dedik, onu yapalım!..
*- ARAPÇA BİLEN KAZANIYOR
Kadrolar bir açıklandı, bakın önümde var;
‘Yabancı kontenjanı, Türk Kontenjanı’ diye…
İnanılmaz bir şekil!...
Bir de bu yazıların üzerinde Arapça yazılar var, sadece.
Yabancı kontenjanı sadece Arapça bilen öğrenciler için mi?
Yahu biz mecbur muyuz ki, yani kendi ülkemizde bile, illaki Arapçayı koyacağız, konuşturacağız?
*- YANLIŞ MI OKUDUM?
Bakınız;
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları kliniği; Yabancı Kontenjan 3, Türk Kontenjan iki (2)!
İstanbul Aydın Üniversitesi İç Hastalıkları; Yabancı Kontenjan 3, Türk Kontenjan bir (1)!
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp; Yabancı Kontenjan 6, Türk Kontenjan iki (2)!...
Bu arada uzmanlık öğrencileri 70 puanı alanlar ihtisasa giremiyorlar, ama 55 puan alan yabancı öğrenciler ihtisasa girebiliyorlar.
Yahu böyle bir şey olabilir mi?
70 alan benim Türk evladım giremiyor, 55 alan yabancı giriyor!
Yazıklar olsun!
*- GÜNAHLARI NEDİR?
Yani ‘Bizim çocuklarımız okusunlar, doktor olsunlar, bu memlekete de hizmet etsinler, bu millete hizmet etsinler’ diyoruz, bu haklarını bile ellerinden alıyorsunuz.
Sağlık Bakanlığı; ne yapsanız elinizde kalıyor.
Bunda da öyle, yine sınıfta kaldınız.
Nedir benim Türk gençlerimin günahı?
Türk olarak doğmak mı, kendi ülkesinde?
Yapmayın!
Bu kadar da olmaz, artık!
*- MORALLER SIFIR
Kontenjanlar ortada; yabancı kontenjanların hepsi Türk kontenjanından fazla.
Bu çocukların moralini, bu çocukların hekimlik arzusunu, bu çocukların memlekete hizmet arzusunu kursaklarında bırakıyorsunuz.
Biz bu saçlarımızı başımızı boşuna ağartmadık, onlar da ağartmayacaklar.
Ama sizin sayenizde, hem bu kontenjan uygulamalarıyla, çocukların ne moral bırakıyorsunuz, ne çalışma hevesi bırakıyorsunuz, ne de bu mesleğe karşı saygı bırakıyorsunuz!...’
Vallahi Türk evladı olarak ben de bu işe şaştım kaldım.
Şimdilik sadece ‘Çok üzüldüm’ diyorum…
*- HER KÖŞEDE
Geçenlerde Malabadi Köprüsü’nden söz etmişti.
Şimdi de ‘Asar Köprüsü’nden söz edeyim.
Denizli'nin Çal ilçesinde Roma dönemine ait Asar Köprüsü, titizlikle yürütülen restorasyon çalışmaları sayesinde yeniden eski görkemine kavuştu.
‘Tarihi miras, hem bölge halkına hem de turizme hizmet edecek’ deniliyor.
Denizli'nin Çal ilçesi Dayılar Mahallesi'nde bulunan ve Roma döneminden kalma ‘Asar Köprüsü’, yıllardır defineciler ve zamanın yıpratıcı etkisi nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı.
Bu arada. Hançalar Deresi'ndeki 7 asırlık tarihi Hançalar Köprüsü'nün restorasyon çalışmaları da hızla devam ediyor.
Bu güzel haberler bana ‘Köprü Turizmini’ anımsattı.
Tabii bunu yapmak için, turizm kahramanlarına ihtiyacımız var.
Bu titiz çalışma ve emek istiyor.
Yoksa’ gelsin turistler, bol paralar’ sisteminin gerilerde kaldığını öğrenseler iyi olur.
*- FİLMİ ve ROMANI DA VAR
Bir mağaranın içinde, dışarıdan gelen ışığa arkalarını donuk olarak ömürlerini geçirmiş̧ olan insanların tek gördükleri önlerine vuran hayvan, insan ve nesne gölgeleridir.
Gerçek formunu hiç̧ görmemiş̧ bu insanlar için tek gerçeklik bu gölgelerdir.
Hapis olan kişilerden biri bir gün aniden serbest kalır.
Mağaranın dışındaki dünya ile karşılaşır.
Tamamen ışık ile yani gerçek ile tanısan bu kişinin gözleri neredeyse korluk yaşar.
Zamanla şimdiye kadar gerçek sandığı gölgelerin aslında gerçek olmadığını ve gerçeklerin birer karanlık yansıması olduğunu anlamaya baslar..
Hayatın gerçeğini anlayan bu kişi mağaraya donup diğer insanlara gölgelerin sahte olduğunu ve asıl gerçeğin dışarıda olduğunu anlatmaya çalışır.
Ancak dışarıyı hiç̧ görmeyen bu insanlar anlatılanı idrak edemezler ve kızgınlıkla karsı çıkarlar.
Dışarıyı gören kişiye büyük cezalar verirler.
*- HER ZAMAN
Platon'un Mağara Alegorisinde anlatılan bu metafor günümüz dünyasında da hâlâ geçerlidir.
Çünkü̈ insanlar anlayabildikleri kadarını kabul edip kendi anlayışlarının ötesinde anlatılanları kabul etmezler.
Zihin karanlığı ve esareti seçer.
Cahillik mutluluktur..(!)
Gerçek ile yüzleşmek ve özgür olmak, cesaret ister.
*- AKLIMA YİNE GELDİ
Bir kamyonun çarpmasıyla yaralanmış olan çiftçi Mehmet amca kazadan sorumlu tuttuğu taşıma şirketine dava açıyor.
Mahkeme salonunda şirketin avukatı ile Mehmet Amca karşı karşıyalar. Avukat soruyor;
“Ama siz kazadan sonra gelen polis memuruna ‘Ben çok iyiyim’ demediniz mi?”
‘Anlatayım ağam;
Ben bizim eşeği gasabada satışa götürmek üzere gamyonetime bindirmiştim ki...’
‘Bırakın ayrıntıları Memet Bey, siz sadece soruma yanıt verin:
Siz, kazadan hemen sonra gelen Polis memuruna ‘Ben çok iyiyim!’ dediniz mi, demediniz mi?”
*- BAK SEN
‘İşte anlatıyom ya Avukat bey; eşeği gamyonete yüklemiş, yola çıkmıştım ki...’
Avukat tekrar adamın sözünü kesti ve hâkime dönerek:
“Sayın hâkim, size olayın tam olarak nasıl gerçekleştiğini davacının kendi ifadesi ile almaya çalışıyorum ama, soruma yanıt vermiyor.
Bu bey, kazadan hemen sonra olay yerine ulaşan polis memuruna ifadesinde ‘çok iyi’ olduğunu söylemiş.
Kayıtlara geçmiş.
Şimdi, aradan kaç hafta sonra müvekkilime dava açıyor.
Ben bu davada, bu şahsın mahkemeyi yanıltmaya çalıştığına inanıyorum.
Lütfen, sadece soruya yanıt vermesini söyler misiniz?”
Hâkim çiftçinin hikâyesiyle ilgilenir gibiydi:
‘Eşek hakkında söyleyeceklerini merak ettim aslında; Bırakalım da anlatsın....’
*- İŞTE GERÇEK
Memet amca hâkime teşekkür ederek devam etti:
“İşte dediğim gibi, sayın hâkimim, tam eşeğimi gamyonetime bindirmiş şehre doğru gidiyodum ki, bu şirkete ait gucuman bi kamyon, ‘Dur!’ tabelasına aldırmadan üzerime sürdü ve bize çarptı.
Ben yolun bi yanına fırladım, Garagaçan bi yana...
Nasıl kötüyüm, nasıl kötü, anlatamam...
Gıpırdanamıyom sancıdan...
Öte yanda Garagaçan bir anırıyo, bir anırıyokine, ortalık inliyo.
Derkene bi pulis memuru geliveedi,
Garagaçanın sesini duymasile önce ona dooru getti, eğildi, bahtı, tabancasına davrandı, alnının göbeenden Garagaçanımı urmasın mı??? Soonacııma, yolun garşı tarafına geçti, bana dooru geldi, dedikine:
‘Eşeğin hali berbattı, vurmak zorunda galdım, ‘sen nassın?’ dedi...
Hadi erkeğisen kötüyüm de…”
Sonucu tahmin etmişsinizdir.
İsterseniz daha önceki yazılarıma bakın, sonucu yazmıştım.
Demek istediğim anlatana sonuna kadar dinleyin…
Yarıda kalan sözler, konuşmaların arasından cımbızla çekilerek ortaya konan cümleler sadece yanıltmak içindir.
Bunu siyaset sahnesinde çok görüyoruz.
*- GAGALAYAN TAVUK
Picasso'ya yaptığı tabloların gerçeği yansıtmadığı söylendiğinde şu cevabı vermiş:
‘Zaten gördüğümüz hiçbir şey gerçekte olduğu gibi değildir ki...’
Fotoğrafçılar deklanşöre basmadan önce ‘Gülümseyin!’ diyorlar. Gülümseyin ve örtün yaşadıklarınızı.
Bir adam Picasso'ya şöyle der:
‘Renkleri karıştırmaktan ve iç içe geçmiş çizgiler yapmaktan başka resim yeteneğin yok gibi geliyor bana...’
Picasso fırçasını alır ve yere bir buğday tanesi resmi çizer.
Öyle gerçekçi olur ki bir tavuk yemek için gagalamaya başlar.
Gördüğü durumdan şaşkına dönen adam Picassoya:
‘Bu kadar mükemmel resimler yapabiliyorken niçin bu garip resimleri yapmakta ısrar ediyorsunuz?’
Picasso yanıtı yapıştırır:
‘Çünkü ben resimlerimi tavuklar için yapmıyorum...’
*-
Yorumlar yükleniyor...